Tersine bölüşüm
Hafta başında açıklanan ocak 2026 bütçe gerçekleşme verileri, devletin parayı kimden toplayıp kime verdiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yıllardır kamu emekçileri ve emeklilerin insanca yaşam talepleri karşısında “Bütçede kaynak yok” diyenlerin, aslında bu kaynağı nereye sakladıkları artık gizlenemez bir gerçek haline geldi.
Ocak 2026 verilerinde en dikkat çekici rakam faiz giderlerinin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 180 oranında artarak 456.4 milyar TL’ye ulaşması. Personel giderlerinin 502.3 milyar TL olduğu bir tabloda, faiz ödemelerinin 456.4 milyar TL’ye yükselmiş olması, devletin bir işveren olarak emeğe ayırdığı kaynak ile ranta ayırdığı kaynağın eşitlendiğini gösteriyor.
Merkezi yönetim bütçe pratiğinin kamusal hizmet üretiminden çok bir borç geri ödeme mekanizmasına evrildiği koşullarda, siyasi iktidarın bütçe yoluyla toplumsal zenginliği doğrudan finans kesiminin kasasına transfer ettiği anlaşılıyor.
Bütçenin 241.9 milyar TL faiz dışı fazla vermesi ise, sınıfsal bölüşüm ilişkileri açısından bütçe kaynaklarının halkın değil sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda kullanıldığını gösteriyor. Şöyle ki, faiz dışı fazla ile devlet, eğitimden, sağlıktan, sosyal yardımlardan ve kamusal yatırımlardan kısıntıya giderek, topladığı vergileri faiz ödemeleri için kullanmak yönünde sınıfsal bir tercih yapıyor. Vergi gelirleri yüzde 49 artarken faiz dışı dengenin bu kadar yüksek fazla vermesi, devletin bu kaynağı finans kapitalin alacaklarını garanti altına almak için adeta “rehin” tuttuğunu gösteriyor.
Bütçe gelirleri, sömürünün sadece üretim alanında değil, değişim ve bölüşüm alanında da sürdüğünü gösteriyor. Dahilde alınan KDV’nin yüzde 80.6 ve gelir vergisinin yüzde 71.4 oranında artması, vergi yükünün hane halkı ve ücretli emek üzerine yıkıldığının somut kanıtı niteliğinde.
Personel giderlerindeki artışın toplam bütçe ve faiz yükü karşısında gerilemesi ise, iktidarın “Emeği ucuzlatma” stratejisinin açık bir sonucu. Ocak 2026 itibarıyla toplam harcamalar içindeki faiz ödemeleri payının personel giderlerine yaklaşması, devletin sınıfsal önceliğinin kamusal istihdam veya toplumsal refah değil, “borç çevrimi” olduğunu gösteriyor.
Ocak 2026 bütçe verileri, 2026 bütçesinin kelimenin tam anlamıyla bir “kemer sıkma” bütçesi olduğunu daha ilk aydan kanıtladı. Bu bütçe, sermayenin kâr oranlarını korumak ve finans piyasalarının istikrarını sağlamak adına emeğin reel gelirine ve kamusal haklarına açıkça el koyuyor. Faiz dışı fazlanın büyüklüğü devletin sosyal karakterinin zayıfladığını; vergi gelirlerindeki artış ise sömürünün nasıl derinleştiğini kanıtlıyor.
Enflasyon, ücretli emekçilerin satın alma gücünü eritirken servet sahiplerinin varlıklarını korumasını temel alan bir “tersine bölüşüm” etkisi yaratıyor. Ocak sonu itibarıyla resmi enflasyonun üzerinde gerçekleşen vergi artışlarıyla devlet, fiyat artışları üzerinden halktan ek bir “enflasyon vergisi” tahsil ediyor. Çünkü ücretli emekçiler reel olarak zenginleşmediği halde, kağıt üzerindeki artışlar nedeniyle daha yüksek vergi dilimlerine erkenden giriyorlar. İktidar, enflasyonu tıpkı bir silah gibi kullanarak çalışanın cebindeki paraya doğrudan ve dolaylı vergilerle el koyuyor ve bu kaynağı faiz ödemeleri üzerinden sermayeye aktarıyor.
Bir ekonomide egemen güçlerin, kapitalizmde sermayenin ve onun yürütme gücü olan siyasal iktidarın sınıfsal tercihleri, kaynakların kimler için “bolluk”, kimler için “yokluk” üreteceğini belirleyen asıl noktadır. Bütçe verilerinin de gösterdiği gibi mesele hiçbir zaman teknik bir “kaynak yetersizliği” olarak görülmemeli. Emekçiler açısından bütçe sadece teknik bir hesap tablosu olarak değil, bir sınıfsal bölüşüm kavgası olarak anlaşılmalı ve yürütülecek ekonomik ve siyasal mücadeleler bu temel perspektife dayanmalıdır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et