29 Ocak 2026 06:55

Türkiye’de ücretli çalışanların karşı karşıya kaldığı ekonomik tablo, sadece hayat pahalığı meselesi değil, aynı zamanda derin bir gelir erozyonuna dönüşmüş durumda. TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon verilerinin halk nezdindeki inandırıcılığını tamamen yitirmesinin de ötesinde, 2026’nın ilk günlerinden itibaren (Uluslararası gelişmeler ve altın fiyatlarındaki anormal artışın da etkisiyle) bizi, gerçek yaşam maliyetinin çok daha sarsıcı hale geleceği tehlikeli bir dönem bekliyor.

Türkiye, son yıllarda dünyada reel ücretlerin en keskin düştüğü ülkelerin başında geliyor. Örneğin OECD verilerine göre Türkiye, çalışanların satın alma gücü paritesine göre hesaplanan net gelirlerinde en sert düşüş yaşayan ülkeler arasında üst sıralarda. OECD raporlarında özellikle “birim iş gücü maliyeti” düşerken, emeğin toplam gelirden aldığı payın düzenli olarak azalması vurgusu sık sık yapılıyor.

G20 ülkeleri arasında yapılan karşılaştırmalarda gelişmiş ekonomilerde reel ücretler durağan seyrederken veya hafif gerilerken Türkiye, uzun süredir yüksek seyreden gıda ve barınma enflasyonu nedeniyle ciddi “reel ücret kaybı” yaşayan ülkelerin başında geliyor. Özellikle ILO ve OECD’nin çalışmaları Türkiye’deki ücretli emekçilerin içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.

Çalışan nüfusun yüzde 72’sinin ücretli olarak çalıştığı Türkiye’de ücretli emekçilerin büyük bölümü ciddi anlamda bir “gelir erozyonu” sorunuyla karşı karşıya. Bu durum, dar ve sabit gelirli insanları kaçınılmaz olarak ciddi bir borç sarmalına sürüklüyor. Türkiye ekonomisinde sadece son bir yıl içindeki hane halkı borç durumundaki artış oranları halkın yaşadığı gelir erozyonu ve borç yükünün bu kadar kısa sürede nasıl derinleştiğini gözler önüne seriyor. 

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre ocak 2025’te kredi kartı borçları daha yönetilebilir seviyelerdeyken, ocak 2026 itibarıyla bu rakam 2.7 trilyon TL sınırını aşmış. Yıllık artış hızı enflasyonun çok üzerinde seyrederken, hane halkı yaşadığı gelir yetersizliğini kredi kartı limitlerini zorlayarak aşmaya çalışıyor. Yaşanan borç artışının en trajik yönü ise kullanılan kredilerin gıda, barınma ve fatura gibi en temel insani ihtiyaçların karşılanması için kullanılıyor olması.

Ocak 2025’te bankacılık sektöründe takipteki alacaklar bugüne kıyasla daha sakin bir seyir izlerken, ocak 2026’nın ilk haftalarında bu miktar 610 milyar TL’yi bulmuş. Takipteki alacaklarda gözlenen yıllık artışın yüzde 90’ın üzerinde gerçekleşmesi, hane halkının borç geri ödeme kapasitesinin geçen yıla göre yarı yarıya azaldığına işaret ediyor.

Çok değil sadece bir yıl önce hane halkı açısından temel sorun “alım gücündeki düşüş” iken, bugün itibarıyla sorun, milyonlarca insan açısından “Borçla dahi geçinememe ve temerrüde düşme” aşamasına gelmiş durumda. Geçen yılın aynı dönemine göre hane halkı çok daha borçlu, çok daha yoksul ve başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere, yetersiz beslenme gibi çok daha ciddi bir tabloyla karşı karşıya. 

Geçen yılın aynı dönemine göre hane halkının borç geri ödeme kapasitesinin yarı yarıya azaldığı mevcut tabloda, yıllardır yaşanan ancak son bir yılda hız kazanan gelir erozyonunu durduracak köklü adımlar atılmadığı sürece, yakın gelecekte “Yaşamak için borçlanmak” bile mümkün olmayacak gibi görünüyor.

Erkan Aydoğanoğlu

Gelir erozyonu
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et