Sefalete itiraz
Günümüzde sefalet, istisnai bir yoksulluk hali olmaktan çıkarken, ücretli emekçiler ve emekliler için sistematik bir yaşam biçimine dönüştü. Dolayısıyla sefalet koşulları artık toplumun sadece bir bölümünün değil, büyük çoğunluğunun yaşadığı hayatın tam merkezinde yer alan, her geçen gün ağırlaşan bir yük haline gelmiş durumda.
Yıllardır geçim kriziyle boğuşan ve her geçen yıl bir öncekini arar hale gelen milyonlar açısından tam bir “Sefalette eşitlenme” süreci yaşanıyor. Üstelik bu durum asgari ücretliden sanayi işçilerine, kamu emekçilerinden emeklilere kadar uzanan geniş bir kitle için hayatta kalma mücadelesinin en somut ifadesi. Bugün gelinen noktada, iktidarın son yıllarda ısrarla baskıladığı ücretler ile hükümet ve patronların dayattığı düşük zam oranları, emeğiyle geçinenleri açlık sınırına yakın yoksulluk sınırına uzak bir noktaya sıkıştırmış durumda.
Türkiye Metal Sanayicileri Sendikasının (MESS) 150 bine yakın işçiyi kapsayan grup toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde sunduğu teklifler, sermayenin işçi sınıfına bakışını özetler nitelikte. Sadece gerçekleşen enflasyonun değil, hedeflenen enflasyonun da altında olan ve artan hayat pahalılığının çok altında kalan yüzde 18’lik zam dayatması, metal işçileri tarafından “sefalet zammı” olarak tanımlanıyor.
MESS’in düşük zam dayatmasına karşı tabanda biriken öfkenin de etkisiyle Türk Metal ve Birleşik Metal-İş sendikalarının grev kararı alması, bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Türk Metal’in yasal prosedür gereği (Yetkisinin düşmemesi için) grev kararı aldığı görülürken, Birleşik Metal-İş’in 30 Ocak’ta fabrikalarda üretimi durduracağını açıklaması ve olası “grev yasaklarına” boyun eğmeyeceğini ilan etmesi, düşük ücret stratejisine karşı yükselen cesur bir çıkış olarak dikkat çekiyor. Metal işçisi kendisine dayatılan sefalete itiraz ederek, sadece kendi ekmeği için değil, tüm ücretli emekçilere yönelik bu sistematik yoksullaştırma projesine karşı “Üretimden gelen gücünü” kullanmakta kararlı olduğunu gösteriyor.
En düşük emekli aylıklarında 1000 lira artışı müjde gibi aktarmak için taklalar atanlara karşı milyonlarca emekli kelimenin tam anlamıyla sefaletin pençesinde yıllardır yaşam mücadelesi veriyor. Çalışırken ödenen primlerin karşılığı olması gereken emekli aylıkları, bugün açlık sınırının çok uzağında, adeta bir “sadaka” düzeyine indirilmiş durumda. Sefalette eşitlenenlerin en alt katmanını oluşturan emekliler, ileri yaşlarda ek iş yapmaya mahkum edilerek ya da belediye yardımlarına muhtaç edilerek adeta cezalandırılıyor.
İktidarın ve sermayenin düşük ücret stratejisi, ironik bir şekilde toplumun farklı kesimlerini aynı yoksulluk zemininde birleştiriyor. Eskiden “orta sınıf” olarak görülen kamu emekçileri, ağır sanayinin kalbindeki metal işçileri ve yılların emeğini taşıyan emekliler bugün aynı sefalet koşulları altında eziliyorlar. Günlerdir MESS’in dayatmalarına karşı metal fabrikalarında yükselen “Geçinemiyoruz!” çığlığı, sadece metal işçisinin değil, tüm toplumun ortak sesi haline gelmiş durumda.
2026’nın ilk günlerinden itibaren yaşananlar, Türkiye’de emeğin sefaletine karşı yeni bir seferberlik yılı olmak zorunda. Metalde alınan grev kararları, iş yavaşlatma eylemleri ve toplumun farklı kesimlerinden alanlara taşan öfke “Sefalete boyun eğmeyeceğiz” diyen milyonların ortak iradesi olmak zorunda.
Ücretli emeğin mahkum edildiği sefalete yönelik her tepki, sömürü üzerine kurulu sistemin işleyişine ve yaşanan sefalete yapılan her itiraz çok önemli. Ancak bu karanlık tabloyu değiştirecek asıl güç; metal fabrikalarından başlayıp tüm topluma nüfuz edecek olan kararlı direniş ve önümüzdeki süreçte inşası kaçınılmaz hale gelen ortak mücadele zeminidir.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et