Sefalette eşitlenenler
Son yıllarda yoksulluk ve geçim sıkıntısı, işçilerin, kamu emekçilerinin ve özellikle emeklilerin ortak paydası haline geldi. Çalışma biçimleri, iş güvenceleri ve sahip oldukları haklar farklı olsa da tüm bu kesimler, ücretlerin baskılanması ve sosyal harcamaların sınırlandırılmasını esas alan Erdoğan–Şimşek programının en ağır sonuçlarını yaşayanlar arasında başı çekiyor.
Türkiye’de bir türlü çözüm üretilemeyen hayat pahalılığı, ücretlerin reel değerini hızla eritiyor. Bunun sonucu olarak milyonlar aynı manzarayla yüzleşiyor: faturalarını ödeyemeyen, pazarda filesini dolduramayan, geleceğini göremeyen kitleler adeta sefalette eşitleniyor. Dün farklı sosyal sınıflara ait olduğu düşünülen kesimler bugün aynı kuyruklarda bekliyor, aynı kaygıyla ay sonunu getirmeye çalışıyor.
Asgari ücretli işçi açısından yaşanan döngü ortada: Ücrete yapılan zam kısa süreli bir rahatlama sağlıyor, ancak fiyatların hızla katlanmasıyla yeni ücretin alım gücü eskisinin de gerisine düşüyor. Patronlar kârlarını korurken işçiler daha uzun mesailerde, daha düşük alım gücüyle çalışmak ve yaşamak zorunda kalıyor. Öyle ki, bugün işçi sınıfı için çalışmak, neredeyse yalnızca hayatta kalabilme mücadelesine dönüşmüş durumda.
Kamu emekçileri de benzer bir tabloyla karşı karşıya. Devlet güvencesiyle ayakta durduğu düşünülen bu kesim, maaşlarının yıllar içinde erimesiyle görünmez yoksullara dönüştü. Yıllarca eğitim alarak büyük emeklerle geldikleri mesleklerinde artık ay sonunu borçla kapatıyorlar. Maaşının yarısından fazlasını kiraya veren, çocuklarının eğitimine bütçe ayıramayan, ikinci bir iş arayışına giren memurlar sefaletin boyutlarını gösteriyor.
En çarpıcı örnek ise emekliler. Yıllarca çalışıp prim ödeyen, “yaşlılıkta rahat edeceğim” düşüncesiyle günlerini dolduran milyonlar bugün açlık sınırının çok altında emekli aylığına mahkûm edilmiş durumda. En temel gıda ihtiyacını karşılamakta zorlanan, ilaçlarını almakta güçlük çeken, torununa harçlık veremeyen emeklilerin yaşamı derin bir yoksulluğa hapsedilmiş durumda. Geçmişte çalışırken aldığı maaşın en azından üçte ikisini emeklilikte alabilenlerin büyük bölümü bugün ailesinin ya da belediyelerin desteği olmadan yaşayamaz hale geldi.
İşçiler, kamu emekçileri ve emekliler açısından “Sefalette eşitlenme” olarak ifade edebileceğimiz bu durum aslında önemli bir toplumsal kırılma noktasına işaret ediyor. Çünkü sefalet büyüdükçe farklı kesimler arasındaki sınırlar ve ayrımlar bulanıklaşıyor. Bugün öğretmen ile işçi, hemşire ile emekli aynı pazarda aynı fiyatlara şaşırıyor. Farklı sosyal konumlara sahip olduklarını düşündükleri yılların ardından bugün gelinen noktada ortak bir dil, ortak talepler etrafında buluşma ihtiyacı hissediyor.
Bugüne kadar emeği bölerek işçiyle memuru, çalışanla emekliyi ayrıştıranlar, artık aynı sefaletin altında birleşen geniş bir emekçi kitlesiyle karşı karşıya. Bu durum, farklı statülerdeki emekçiler açısından eşitlik, adalet ve insanca yaşam için ortak mücadelenin maddi zeminini her geçen gün daha da genişletiyor.
Yapılması gereken, milyonlarca insanı aynı noktada buluşturan sefalet koşullarını tersine çevirmek için harekete geçmektir. İşçi sınıfının en eski ve en güçlü sloganı olan “İnsanca yaşam, insanca çalışma koşulları” talebini yükseltmek; emeğin onurunu savunmak ve yoksulluğun kader olmadığını haykırmak. İşçiler, kamu emekçileri ve emekliler aynı sınıfsal hakikatin parçası olduklarını görerek, sefaletin eşitleyiciliğine karşı eşitlik, adalet ve özgür bir gelecek için harekete geçmek zorundalar.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et