Verimlilik artıyor, sömürü derinleşiyor
OECD, 2025 istihdam görünümü raporunda 2002-2023 dönemi boyunca iş gücü verimliliği sürekli artmasına rağmen emekçilerin reel ücretlerinin bu artışa paralel şekilde yükselmediğini açıkladı. OECD verilerine göre medyan ücretlerin (Çalışanların en düşükten en yükseğe doğru sıralandığında ortadaki kişinin aldığı ücret) yerinde sayması, artan üretkenliğin toplumun çoğunluğu ile paylaşılmadığını, aksine bir avuç ayrıcalıklı kesime aktarıldığını gösteriyor.
İş gücü verimliliği, bir işçinin belirli bir sürede ortaya koyduğu üretimin sadece niceliksel değil, ekonomik değer açısından da artması anlamına gelir. Genellikle kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) ya da saat başına üretilen katma değerle ölçülür. Ancak bu üretkenlik artışı, emekçinin gelirinde bir iyileşmeye dönüşmüyorsa, bu durum teknik bir başarı değil, emeğin sömürüsünün artması olarak değerlendirilir. Verimlilik artışı sayesinde sermaye daha az işçiyle daha fazla üretim yaparken, bu artı-değeri kendisine yedekte tutarken, onu yaratan işçiye ya hiç ya da sınırlı bir kısmını verir. Bu durum, klasik anlamda artı değere el konulmasının modern biçimidir.
OECD verilerinde yer alan bir diğer dikkat çekici unsur, ortalama ve medyan ücretler arasındaki farkın büyümesi. Ortalama ücretlerde görülen artış, genellikle yüksek gelirli grupların kazançlarını yansıtırken; medyan ücretin düşük kalması, geniş işçi sınıfının ekonomik olarak yerinde saydığını ya da gerilediğini gösteriyor. Bu ayrışma ayrıca gelir dağılımındaki eşitsizliğin derinleştiği ve sınıfsal bölüşüm adaletsizliğinin arttığı anlamına geliyor.
Türkiye özelinde ise tablo çok daha çarpıcı ve adaletsiz. TÜİK verilerine göre, 2005-2022 döneminde kişi başına katma değer (yani iş gücü verimliliği) yaklaşık yüzde 70 artmış. Ancak bu üretkenlik artışı, reel ücretlere aynı oranda yansımamış. Özellikle 2018 sonrası dönemde, enflasyonun da etkisiyle ücretler hızla eridi. 2016’da bir asgari ücretli maaşıyla temel gıda, barınma ve ulaşım gibi ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabiliyorken, 2025’te aynı ücretle bu giderlerin ancak küçük bir kısmını karşılayabiliyor. Bu veriler, Türkiye’de emeğin kolektif gücünün bastırıldığını, işçilerin yalnızlaştırıldığını ve ücretlerin reel olarak aşındırıldığını gösteriyor.
Asgari ücrete ara zam yapılmaması, emeklilerin adeta açlığa terk edilmesi, kamu işçilerine sefalet zammı teklif edilmesi emeğin değersizleştirilmesinin sistematik bir devlet politikası haline geldiğini gösteriyor. Bu durum devletin artan vergilerini ve verimlilik artışından doğan kaynakları emekçilere değil, sermayeye aktarma tercihini sürdürdüğünün açık göstergesi.
Bütün bu gelişmeler tesadüfi değil, neoliberal politikalardan beslenen bilinçli tercihler olarak karşımıza çıkıyor. Sendikaların etkisizleştirilmesi, kamusal hizmetlerin piyasaya devri, güvencesiz ve esnek istihdam modellerinin yaygınlaştırılması ve ücret pazarlıklarının bireyselleştirilmesi gibi adımlar, emekçilerin üretimden aldığı payı azaltırken; verimlilik artışından doğan tüm kazancı sermaye lehine yönlendirmiş durumda.
Sendikaların etkisizleştirilmesi, grev hakkının fiilen yasaklanması, toplu sözleşme süreçlerinin göstermelik hale getirilmesi bu sürecin temel araçları olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, sadece ücretlerin reel olarak erimesine değil, aynı zamanda işçilerin hak ve taleplerini birlikte savunma gücünün de zayıflamasına neden oluyor.
Verimlilikle ücret arasındaki bağın kopmasını, teknik bir zorunluluk değil, siyasal bir tercih olarak görmek gerekiyor. Bu tercihi yapanlar hiç şüphesiz sermaye sınıfı ve onların siyasal temsilcileri. Dolayısıyla bu eşitsizliğe karşı verilecek mücadele de sadece ekonomik değil, sınıfsal ve siyasal karakterli bir mücadele olmak zorunda.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et