21 Kasım 2019 04:15

Emeklilik hakkı

Paylaş

Sosyal güvenlik ‘Bir ülkede yaşayanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeksizin, toplumun bütün fertlerinin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde, kişilerin bugünlerini ve yarınlarını güven altına almayı hedefleyen bir sistemler bütünü’ olarak tanımlanır.

Sosyal güvenlik sistemleri, işçi sınıfı mücadelesinin ve sosyalizmin somut bir kazanımı olarak kamusal hakların gelişimi ile birlikte yaygınlaştı. 1980’lere kadar bir sorun olarak görülmeyen sosyal güvenlik sistemleri, ciddi bir ekonomik büyüklüğe ulaşan fonların devlet tekelinde olmasının bu alanda yatırım yapan şirketler karşısında ‘haksız rekabet’ yarattığı gerekçesiyle hedefe konuldu.

1990’lı yılların başından itibaren, Dünya Bankası’nın öncülüğünde dünyanın çeşitli ülkelerinde sağlık ve emeklilik hakkı başta olmak üzere, sosyal güvenlik sistemlerinin kapsamının daraltılması ve sosyal güvenlik sistemlerinden yararlanan emekçilerin haklarının sınırlandırılması hedeflendi.

1995 yılında imzalanan ‘Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’ (GATS) ile kamu hizmetleri içinde önemli bir yeri olan sosyal güvenlik sistemlerinin yeniden bölüşüm için kullanılmaması, toplumsal değil bireysel sorumluluk esasına göre yapılandırılması, özellikle sağlık ve emeklilik sistemlerinin piyasa ilişkileri içine çekilmesi için adımlar atılmaya başlandı.

8 Eylül 1999 tarihinde 4447 sayılı yasa çıkmadan önce Türkiye’de sosyal güvenlik sistemine girenler ne zaman emekli olacaklarını ve ortalama ne kadar emekli aylığı alacaklarını biliyorlardı. Kadınlar 20 yıl, erkekler 25 yıl sigortalılık süresi ve 5 bin sigorta primi karşılığında emeklilik hakkı kazanıyordu. 2000-2008 yılları arasını kapsayan dönemde emeklilik yaşı kademeli olarak kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a çıkarıldı.

AKP dönemi, sağlık ve emeklilik hakkı açısından önemli hak kayıplarının yaşandığı bir dönem oldu. Öyle ki, 1 Ekim 2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı kanunla bütün emeklilik sistemlerinde (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) haklar ve yükümlülüklerin eşitleneceği iddia edilirken, emeklilik hakkı başta olmak üzere çok ciddi hak kayıpları yaşandı. Kadınlarda ve erkeklerde emeklilik yaşı kademeli olarak 65’e çıkarılırken, emekli aylıklarının azalmasına neden olan aylık bağlama oranları düşürüldü.

Çalışmaya başladıkları dönemdeki yasal mevzuata göre emekli olmak için gereken çalışma süresi ve prim gün sayısını doldurmalarına rağmen, emeklilik hakları açıkça gasbedilen emeklilikte yaşa takılanların (EYT) haklı talepleri ile Erdoğan’ın en açık gerçekleri bile çarpıtarak ileri sürdüğü gerekçeler bir haftadır tartışılıyor.

Son yirmi yıl içinde sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerle aylık bağlama oranının sürekli düşürülmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak emeklilik hakkına yönelik ciddi hak kayıpları yaşandı. Örneğin 2000 yılı öncesinde 25 yıl çalışıp 9 bin gün prim ödeyen asgari ücretli bir işçiye prime esas kazancının ortalamasının yüzde 76’sı kadar emekli aylığı bağlanırken, bu oran 2000-2008 yılları için yüzde 65, ekim 2008 sonrasında ise yüzde 50’ye düşürüldü. Dolayısıyla EYT’lilerin emeklilik hakları kabul edilse bile, yıllar içinde aylık bağlama oranlarında yaşanan azalmadan kaynaklı olarak yaşanacak ekonomik kayıplar şimdiden ciddi boyutlara ulaşmış durumda. 

Türkiye’de sağlık ve emeklilik sisteminin adım adım çökertilmesinde 1990’lardan itibaren kurulan bütün hükümetlerin payı olmasına rağmen, aslan payı AKP’ye ait. Erdoğan ve iktidar temsilcilerinin sürekli propaganda malzemesi yaptığı en temel gerekçe olan aktif-pasif oranın (çalışan/emekli oranı) düşmesinin temel nedeni emeklilik hakkını isteyen EYT’liler değil; kamusal sağlık ve sosyal güvenlik sistemini adım adım tasfiye edenler, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarını yaygınlaştıranlar, kayıt dışı çalışmayı engellemeyenler, sürekli vergi ve prim affı çıkaranlardır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa