25 Aralık 2018 04:05

Erdal Erzincan'la halk müziğimiz üzerine (2)

Paylaş

Gazetemiz Kocaeli Muhabiri Hasret Gültekin Kozan’ın, Erdal Erzincan’a yönelttiği ilginç sorularla gelişen röportajın devamını daha ilginç bulduğumu söylemeliyim: Halk müziğimiz üzerine can alıcı soru ve cevaplarla karşılaşıyoruz:

“Halk müziğinin bugünkü yerini size sorsam nasıl görüyorsunuz? Hep ‘Arkası gelmiyor,âşık geleneği bitti mi?’  tartışmaları oluyor. Ne durumda halk müziği? Hak ettiğiyerde mi?”

“Soruyu ters çevirmek lâzım: Halk, halk müziğinden yeterince faydalanıyor mu? Biz ondan ne kadar faydalanıyoruz? diye sorarsanız, yeterince faydalanmıyoruz. Orada duruyor halk müziği. Veysel’i anlamaya çalışırsan orada; çaldıkları, söyledikleri, yazdıkları ortada. Harabî’yi anlamak istersen Veysel’i, anlamak istersen, Pîr Sultan’ı anlamak istersen, Karacaoğlun’ı anlamak istersen orada duruyor. Biz onlardan ne anlıyoruz? Asıl soru bu! O da eğitimle olur, gençleri meraklandırmak lâzım. Şelpe tekniğinin ipuçlarını aldığımız Ramazan Güngör ustaya soruyorlar: Senin bu çok özel çaldığın bir teknik. Senden sonra da çalan yok. Ne yapmak lâzım?” diyorlar. O da tek kelime söylüyor: “Meraklandırmak lâzım!”  Bu çok önemli. Merak uyandırdığınız zaman gençlere, o bir şekilde dibine kadar ulaşır, her şey bir merakla başlıyor. Ben de çocuklarımızda, gençlerde bu merak uyansın diye çabalıyorum...

“Peki, TRT tartışmaları? Biliyorum, çeşitli yerlerde cevaplar verdiniz ama…

“Ben o yaşananlara cevap verdim aslında. O benim boynumda güzel bir madalyadır. (…) Ülkeye hizmet edene böyle bir ceza veriliyorsa kimin ihanet ettiğini zaman gösterecek.”

“Son mesajınız ne olur halk müziği sevenlerine?”

“Bizim ayakta durmamızın yegâne koşulu, köklerimize sahip çıkmamız… Büyüklerimizin yaşadığı, söylediği, kıymet verdiği, biriktirdikleri, bizi bir arada tutacak şeyler. Bizim bunları toplayıp gelecek kuşaklara aktarmamız lâzım. Nasıl ki bir davul zurna çaldığı anda herkes el ele tutuşup bir anda aynı ruh haline, duygu birliğine gelebiliyorsa bu kıymetli. O davul-zurnacının kıymetini bilmek lâzım. Orada oynanan halayı bir eğlence olarak görmemek lâzım. O bizi bir arada tutan unsurdur. Orada bir ayak hareketine milyonlarca insanın katkısının olduğunu düşünmemiz lâzım; geçmiş var orada. O ayak öyle atılırken binlerce hikâye var, biraz daha uzun veya kısa değil. O kadar. Tadı orada. Bu bilinçle hareket edip öyle anlamak lâzım. Öyle anlayınca aslında hayat o kadar anlaşılıyor ki, bütün oyunlar bu birliktelikle bozulur.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa