2018 Dünya Kupası’nın, Fransa’nın ve Giroud’nun hikayesi


16 Temmuz 2018 10:11

2018 Dünya Kupası, Fransa’nın şampiyonluğuyla sona erdi. Son 20 yılda 3. finalini oynayan ve 2. şampiyonluğunu kazanan, bu süreçte Avrupa Kupası’nda da 1 şampiyonluk 1 final gören Fransa’nın, dünya futbolunun son dönemdeki en başarılı takımı olduğu argümanı kolaylıkla ileri sürülebilir. Ancak bu argümanı ileri sürecekler için bir de handikap var. Fransa’nın 5 finalde boy gösteren takımları taktik ya da oyun zihniyeti açısından birbirine benzemeyen takımlardı. Bir başka deyişle son 20 yılın Fransa takımları, oluşturdukları ekolden ziyade kadro kaliteleriyle öne çıktılar. Bunu da zaten çoğu genç oyunculardan oluşan ve rahatlıkla Dünya Kupası şampiyonluğuna oynayabilecek 2 Fransa 11’i çıkartılabilmesiyle ya da futbol piyasasındaki en pahalı 5 oyuncudan 3’ünün Fransız olmasıyla(Mbappe, Dembele, Pogba, üçü de Batı Afrika kökenli) kolaylıkla açıklayabiliyoruz. Fransa, kendi adıyla anılacak bir sistemden ziyade sömürgeci geçmişinden de beslenen bu sağlam altyapıyla dönemine damga vuruyor. Bu da onlara zaman zaman dudak bükmemize yol açıyor.

DÜNYA KUPASI’NIN RUHUYLA EŞSİZ UYUM

Savunmasını derinde kurarak, topa hükmederek değil kaptığı toplarla hücuma hızlı çıkarak oynayan ancak gerektiğinde bunların tam tersi bir futbolu sahaya yansıtabileceğini de kanıtlayan Fransa’nın yapısı bu Dünya Kupası’yla eşsiz bir uyum gösterdi.

Ne Almanya ve İspanya gibi taktiksel saflık adına güçlü yanlarından ödün verdiler ne de Brezilya ve Belçika gibi “güzel oyun”un büyüsü altında asıl amaçlarını unuttular.

Final maçına da bu disiplinle çıktılar. Hırvatistan karşısında büyük favori olmaları Didier Deschamps’ı kontrollü oyunundan vazgeçirmedi.

NEDEN BU KADAR ÇOK PENALTI VE KENDİ KALESİNE GOL OLDU?

2018 Rusya’nın rekortmen istatistikleri olan duran toplar, penaltılar(VAR) ve kendi kalesine goller maçın hikayesini belirledi. Griezmann’ın serbest vuruştan yaptığı ortaya Mario Mandzukic’in ters kafasıyla kendi kalesine gol atma rekoru 12’ye çıktı.

32 takımlı sistemle eşit sayıda maç oynanan 1998’de 5, 2002’de 2, 2006’da 4, 2010’da 2, 2014’te 4 kendi kalesine gol atılmışken 2018’de bu rakamın 12’ye çıkmasının olağanüstü nedenleri olmalı.

Keza 2014’te 13 penaltıdan 12’si gol olmuşken 2018’de kullanılan penaltı sayısının 29’a, gol olan penaltı sayısının 22’ye kaçırılan penaltı sayısının da 7’ye çıkması bu konuda da büyük bir artış yaşandığını gösteriyor.(Bu rakamlar 2002’de 18, 2006’da 17, 2010’da 15’ti.)

Kendi kalesine gollerde yaşanan artış savunmasını derinde kuran takımların fazlalığıyla, ceza sahası içerisinde yaşanan hücum aksiyonlarının artmasıyla açıklanabilir. Penaltılardaki yükseliş ise hem bu gerekçeler hem de VAR’la alakalı.

Fransa finalde bu turnuvanın bir diğer öne çıkan noktası olan etkili duran top organizasyonlarını da işin içine ekledi ve kaleye doğru dürüst şut çekmeden 2 gol atmayı başardı. Arada ezici bir üstünlükle topa sahip olan ve çok daha fazla gol girişiminde bulunan Hırvatistan da bir duran top organizasyonuyla gol buldu ama nafile.

2. yarıda Hırvatistan, 3 tane 120 dakika oynamanın yorgunluğuyla nihayet yüzleşti. Fransa ise geniş alan bulan bir takım olduğunda ne kadar etkili olduğunu gösterdi. İkinci yarının ilk 15 dakikasında kaleye gönderdikleri şut sayısı 5’i bulmuştu bile. Pogba ve Mbappe’nin ceza sahası dışından müsait pozisyonda gönderdikleri şutlar maçı kopardı ve kupayı Fransa’ya getirdi.

GIROUD SAVUNMASI

Giroud

Bu noktada Fransa’nın Türkiye futbol kamuoyunda halen atamadığı goller sebebiyle eleştirilen* santrforu Olivier Giroud’ya parantez açmak lazım. Giroud ile Fransa 1998’in gol atamayan santrforu Stephane Guivarc’h arasında sıklıkla paralellik kuruluyor. Ki haksız eleştirilerin dahi tek doğru noktası bu.

Fransa turnuvaya Avustralya karşısında Mbappe, Griezmann, Dembele üçlüsüyle başladı. Giroud, 70. dakikada oyun 1-1’ken ve Fransa hücumda bir şey üretemezken oyuna girdi. Sırtı dönük oyunu, stoperleri tedirgin eden fiziği, servişçi yapısıyla kısa sürede kalan dakikalarda rakip kaleyi abluka altına alması gereken Fransa’nın santrforu olduğunu gösterdi. Paul Pogba’ya (Aziz Behich’e çarpıp giren) gol vuruşu yapmasını sağlayan alanı açan ve pası veren Giroud’ydu.

Aime Jacquet’nin takımında da santrfor Guivarc’h’ın ana görevi rakip savunmaları dağıtmak, sürekli pres yapmak ve arkasındaki Zinedine Zidane ve Youri Djorkaeff’e alan açmaktı. Didier Deschamps, tipik bir 9 numara olmadan oynadığı Avustralya maçında takımının buna hazır olmadığını gördü ve Peru maçında Giroud’lu sisteme döndü. Bu maçta gol Giroud’nun vuruşunda seken ve ağlara gitmek üzere olan topa Mbappe’nin dokunmasıyla geldi. Arjantin maçında da 4. golde Mbappe’ye asisti yaptı.

Fransa’da milli takım tarihinin en golcü 4. oyuncusu olan Giroud’nun bitiriciliğine dair bugüne kadar çok şey söylendi ama Deschamps’ın takımında Giroud’yu değerli yapan şey onun arkasındaki Griezmann ve Mbappe için hayatı çok daha kolay hale getirmesiydi. Kadroya alınmayan Alexandre Lacazatte ya da Antony Martial’in altından kalkabileceği bir görev değildi bu.

*”Türkiye futbol kamuoyunda” diyorum çünkü Giroud’nun taktiksel önemine dair uluslararası basında çok sayıda yazı çıktı. Deschamps ve Giroud bu konuda açıklamalar yaptı.

www.evrensel.net
ETİKETLER Dünya Kupası