‘Başkan'ın Takımı’ Başakşehir ve hedefleri


18 Nisan 2018 04:15

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, partisinin Başakşehir’deki kongresi esnasında sarf ettiği sözler Galatasaray-Başakşehir maçının hikayesini belirledi.

Muhalif siyasetçiler sosyal medyadan Galatasaray yanlısı mesajlar verme konusunda birbirleriyle yarışırken tabanda ise Gezi günlerini anımsatan bir taraftar dayanışması yaşandığı sosyal medyaya yansıdı.

Şampiyonluk yarışının bu kadar yakın geçtiği bir ortamda böylesi bir atmosferi yaratmak kolay değildi doğrusu ve Erdoğan, en azından bunu başardığı için tebriği hak ediyordu!

Ne demişti Erdoğan, bir hatırlayalım ve meselenin pek de değinilmeyen ancak belki de esası oluşturan kısmını yorumlayalım.

“Başakşehir Stadı’nın tribünlerini doldurmadığınız sürece soru işaretim devam eder. O tribünleri Başakşehir gençliğinin doldurması lazım. Gençler buna var mıyız? Şampiyonluğa oynuyorsunuz ya tribünlerin dolması lazım. Bunu halletmeniz lazım. Bakın aniden sürpriz yaparım, Başakşehir’in bir maçına gelirim, tribünleri boş görürsem olmaz. Bu alanlarda olmadığımız sürece siyasette de zayıfsınız. Bunları halletmek lazım. Onun için kalkıp sadece belli şeyleri seyredelim derseniz olmaz. Bu alanlarda, meydanlarda, her yerde AK Parti’nin gençliği kendisini gösterecek. Futbolunda da, baskette de, yüzmesinde de her yerde gösterecek. Eğer bizim gençliğimiz sporun bu dallarında bulunmaz, ‘Sadece kendine has bazı alanlarda bulunayım, yeter’ diyorsa, o zaman bu ülkede millet kavramının içerisinde o işlevde yokuz demektir.”
Başakşehir, AKP iktidarında açıkça desteklenen ilk futbol kulübü değil. Hatta Başakşehir’in pazar günkü rakibi Galatasaray dahil futbolumuzun geleneksel büyüklerinin pek çok açıdan daha fazla kayrıldığı da söylenebilir.

GEZİ KORKUSU VE 2013-2014 ‘HAMLELER SÜRECİ’

AKP, her iktidar partisi gibi, kabaca 15-20’şer milyonluk bu camiaların yönetimleriyle arayı iyi tutmaya özen gösterdi. (Gülencilerin başlattığı 3 Temmuz sürecinde dahi itidalli davranmayı tercih etmişti. Zaten Gülen’le ittifak sona erince süreç sıfırlandı) Ancak Gezi süreci taraftar sosyolojisinin Erdoğan’ın sandığı gibi işlemediğini ortaya koydu. Tribünlerde kendiliğinden patlak veren protestoların önüne geçilemediği gibi Gezi’yle birlikte yaşanan “barikat kardeşliği”, taze Mısır hatıralarını akıllara getirdi ve iktidarı iyice korkuttu.

Gezi (2013 yazı) sonrası AKP’nin hedefleri arasında tribünler öncelikli bir yerdeydi. Dönemin Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, Süper Kupa maçı öncesi Zaman’a verdiği röportajdaki “Gezi’yi tribünlere taşımak isteyen bedelini öder” sözleri ve tribünde siyaset yasağı (11 Ağustos 2013), “1453” ön adlı taraftar gruplarının kurulmaya başlanması (2013), Passolig hamlesi (2014), tahliye edilmesi sonrası Sedat Peker’in önü açılarak büyük kulüplerin tribünlerini restore etme girişimleri (2014’ten günümüze)…

Bunların hepsi aynı stratejinin ürünüydü ve 1 Kasım seçimleriyle sonuçlanan süreç, toplumu saran savaş atmosferi, yükseltilen milliyetçilik-dincilik, demokratik alanları iyice baskılama girişimleriyle güçlendirildi, OHAL’le zirveye ulaştı.

Aynı dönemde bir gelişme daha yaşandı. 2005’te Ankara Büyükşehir Belediyespor’un Melih Gökçek’in bürokratlarından oluşan Ankaraspor AŞ’ye devredilmesi sürecinin bir benzeri İstanbul Büyükşehir Belediyespor için gündeme getirildi. AKP, 2014 yerel seçimleri sürecinde, İBB Spor’a -bir başka siyasi garabet- getirilen eleştirileri dinler gibi yaparak kulübü “özelleştirdi”. Ama elbette ihale süreci son derece karanlıktı ve kulüp oldubittiyle 8 ortaklı, 7 milyon lira sermayeli İstanbul Başakşehir Futbol Yatırımları’na hediye edilmişti. “Yeni” kulübün başındaki Göksel Gümüşdağ sadece bir “AK Parti’li” değil aynı zamanda Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ağabeyi Hasan Gülbaran’ın damadı olması hasebiyle “aileden” bir isim. Gümüşdağ ile birlikte kulübü teslim alan ekibin tamamının siyasi bağlantıları ortadaydı. 

Bugün kulüp yönetiminde yer alan Ahmet Ketenci, İsmet Yıldırım, Çağatay Kalkancı, Mustafa Saral, Mesut Altan vs. gibi isimlerin hepsi Erdoğan ailesiyle, İstanbul Büyükşehir Belediye yönetimiyle ya da AKP’yle direkt bağı olan isimler.

Keza Arda Turan transferini gerçekleştiren Makro İnşaat, Medipol Hastaneleri, Kalyon Grup, 3. İstanbul, Denizbank, THY ve liste uzadığı için adını anmadığımız diğer şirketlerin tamamı aynı çıkar gruplarıyla yakından ilişkili.

Bu ilişkilerin mahiyetine dair ayrıntıya girmiyorum -örneğin Ahmet Ketenci’nin Erdoğan’ın dünürü Osman Ketenci’nin oğlu olması, Makro İnşaat’ın Başakşehir’deki inşaat projeleriyle AKP döneminde büyüyen bir şirket olması ya da Kalyon Grup’un ilişkileri- çünkü bugüne kadar çokça yazıldı, ifşa edildi.

‘ERDOĞAN’IN İKİ ANA HEDEFİ’

Bu noktada kimsenin bu kulübün iktidar desteğine sahip olmanın da ötesinde direkt Erdoğan’a bağlı olduğu noktasında bir şüphesi yok. İşte, kulübü AKP iktidarında desteklenen diğer kulüplerden ayıran da bu. Burada Erdoğan’ın önüne taş çıkaracak 100 küsur yıllık gelenekler, milyonlarca taraftar ve rakip sermaye grupları yok. Başakşehir gibi Erdoğan’ın projesi olan “dost” bir yerleşim biriminde, devlet ve güvenilir patronların imkanlarıyla kolayca palazlandırılabilecek taptaze bir kulüp!

Erdoğan bu kulüple neleri hedefliyor?

1- Kulüp, Erdoğan kontrolündeki her türlü sermaye akışının merkezi olabilecek konumda. Yasalardan kaynaklanan bazı vergi muafiyetlerine* sahip. Ve fındık fıstık fiyatına mal edildiği için satılması durumunda ortaklarına (Esas payın kime gideceği konusunda spekülasyon yapalım mı?) büyük bir kâr getirecek. Yani Medipol Başakşehir, hızlıca başarılı bir kulüp haline getirilmeli ve en azından bir kısmı Katarlı, Çinli vs. yatırım gruplarına/ortaklara satılmalı.

2- Kulüp, Erdoğan ve partisinin kültürel hegemonya mücadelesinin bir parçası olmalı. Kulüp önce Başakşehir’de sonra İstanbul ve tüm Türkiye’de “cazibe merkezi” haline gelmeli. Tribünler dolmalı ve her hafta o tribünlerden iktidarın çizgisine uygun mesajlar yayılmalı. (Çanakkale ve Afrin koreografilerinin ne kadar ses getirdiğini hatırlayın)

ERDOĞAN KUKLASI BİR TFF BAŞKANI GÖREVDEYKEN…

Elbette henüz yolun başındalar. Ekonomik açıdan her türlü kolaylığın sağlanması doğru bir planla da birleştirilince kısa sürede sportif başarı elde edildi. Ama yeterli değil. Tribünler halen bomboş. Destekçi sponsor, bürokrat sayısı taraftar sayısından fazla! Bu yüzden Erdoğan kendini öne atıp “Bakın aniden sürpriz yaparım, Başakşehir’in bir maçına gelirim, tribünleri boş görürsem olmaz” diyor! Evet, komik bir açıklama ve çaresizliği yansıtıyor. Ama “Bu alanlarda olmadığımız sürece siyasette de zayıfsınız” sözü planlı bir yaklaşımın, stratejinin habercisi.
Türkiye gibi pek çok şeyin “Başkanın iki dudağının arasında” olduğu bir ülkede Erdoğan’ın yaptığı açık Başakşehir’e destek çağrısı ciddi bir sorun teşkil ediyor. Galatasaray maçında korkulan olmadı ama TFF başkanının iktidarla ilişkileri ortada. Daha yeni başkanın babasına ülkenin en büyük medya grubu satın aldırıldı! “Amaca giden yolda her şeyin mübah olduğu”na inanan bir iktidarın imkanlarını nereye kadar zorlayacağını kim bilebilir ki! 

Türkiye’de Erdoğan önderliğindeki iktidar tercihlerinin bu aşamaya gelmesi kaçınılmazdı. Erdoğan sporu, -kendisine benzeyen tüm diğer liderler gibi- iktidarı için işlevselleştirme hedefinde. Spor tarihi bu yüzden “Başkanın takımları”yla doludur. Bizim “Başkan takımı”mızın seyrinin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz. Ancak pazar günkü duygudaşlık, bu türedi yapının işinin hiç kolay olmadığını ortaya koydu. Erdoğan, toplumda kökleşmiş yerlere sahip bu camiaları karşısına aldığı için çok pişman olabilir.

* Meselenin ekonomik yanının ayrıntıları için Mustafa Pamukoğlu’nun Aydınlık’taki ‘İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü vergi ödüyor mu? -2’ yazısı okunabilir.

https://www.aydinlik.com.tr/istanbul-basaksehir-futbol-kulubu-vergi-oduyor-mu-2-mustafa-pamukoglu-kose-yazilari-ocak-2018 

www.evrensel.net