‘Baba ben güvende miyim?’
Bugün 7 Kasım… Mamak Cezaevine götürülürken, araç içinde “tepeden gelen talimat” ile ağabeyinin gözleri önünde dövülerek öldürülen Yayıncı İlhan Erdost’un öldürülmesinin 46. yıl dönümü. Muzaffer Erdost, İlhan Erdost, Sol ve Onur Yayınları’nın sahibi iki kardeş, 12 Eylül darbecilerinin talimatı ile 7 Kasım 1980’de gözaltına alınıp, dövüldüler, öldürülmeleri, yok edilmeleri istendi. İstendi ki, “Başka bir dünyanın da mümkün olduğu”nu gösteren sosyalist yayınları basamasınlar, gençlere ulaştıramasınlar… Nitekim, sadece düşünceleri nedeniyle cezaevlerine doldurdukları gençleri kastederek, kardeşleri daha fazla dövmüş ve “İçerisi sizin zehirlediklerinizle dolu” demişlerdir…
İlhan Erdost öldüresiye dövülürken, “Vurmayın, küçük kızımı öpemedim” demişti; henüz 6 aylık Alaz’ı kastederek... İki kardeş erlere verilen “Analarını ağlatmazsanız ben sizin ananızı ağlatırım” talimatı ile dövüldü. Mamak Cezaevine götürüldüklerinde İlhan yığılıp kaldı, geriye ağabeye teslim edilen bir kanlı palto ile…
***
Babası öldürüldüğünde henüz 6 aylık olan, babası ile tek kare fotoğrafı bile bulunmayan Alaz Erdost babasına ve bugün yaşananlara dair yazdı bana. Babasının öldürülmesinin 46. yılında “ailem güvende” adı altında yürütülen operasyonlara, 12 Eylül’ün sonuçlarıyla sürdüğüne dair… Şimdi sözü, “Baba ben güvende miyim” diye soran Alaz Erdost’a bırakıyorum:
“Hudutsuz ve sınırsız hak ve hürriyet olamaz. Eğer böyle bir hak ve hürriyet anlayışı kabul edilirse, insanlar arasında eşitlik ortadan kalkmış olur. Çünkü gerek kendisinin, gerek mensup olduğu bir zümrenin kaba kuvveti veya ekonomik gücü sayesinde birtakım insanlar, diğerlerinin hak ve hürriyet sahalarına girerler” sözlerini söyleyen Kenan Evren, 12 Eylül 1980’de “Can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesi ile” yaptığını açıklayarak devlet yönetimine el koymasını kendince meşru kıldı. Kimi insan sevindi, “kardeş kavgası” bittiği için. Kimileri başına gelecekleri bildi. Kimi ise ellerini ovuşturup gücüne güç katacağı günü bekledi.
7 Kasım 1980’de Onur Yayınları’nın kurucusu, Sol Yayınları’nın emekçisi babam İlhan Erdost’u, Mamak Askeri Cezaevinde, bir araç içerisinde, kardeşinin gözleri önünde döverek öldürdüler. Babamın ölümü iddia ettikleri gibi münferit bir olay değildi elbette. “Şartların olgunlaşmasını” beklerken de, olgunlaştıktan sonra operasyonlar devam ederken de kaç kişinin canından, yurdundan, sevdiğinden, işinden, uzvundan, huzurundan olduğunu biliyoruz.
“Kuvvetli zümrenin” diğer kişilerin hak ve hürriyet sahalarına girmekten geri kalmadığını da bildiğimiz gibi.
Yine bir 7 Kasım günü, “Memleketin muhtaç olduğu huzur, güven, sükun ve istikrarını” vadeden askeri yönetimin hazırlattığı ve halk oylamasıyla kabul edilen 1982 Anayasası ile de otoriter yapı, sınırlandırılmış haklar ve darbe mirası olan “askeri yönetim” anlayışı da devlet ideolojisine kopmaz bağlarla yerleşmiş oldu.
12 Eylül 2026’da başlatılan “ailem güvende” operasyonu ile birçok sivil toplum örgütü ve hak savunucusu hedef alındı ve ömrünü çocukları korumaya adamış arkadaşlarımız bir gece operasyonuyla tutuklandı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek bu operasyonu çocukların, gençlerin ve ailelerin korunmasını sağlamak için başlattıklarını beyan etti.
Kenan Evren bir 12 Eylül günü darbe ile ele geçirdiği yönetimin anayasasını bir 7 Kasım günü değiştirirken “Nasıl ki, bir aile toplum içerisinde, o aileyi oluşturan ana, baba ve çocuklar, değişik hak ve hürriyetlere sahip oluyor, çocuklar anne ve babanın sözlerine uyuyorlarsa, ailelerden oluşan bir millette de fertlerin hürriyetlerinde bazı sınırlamalar olacaktır. Millet bütünlüğünü, ülke bütünlüğünü, devletin varlığını ve gücünü koruyabilmek için, temel hak ve hürriyetlerimize o yönlerde de bazı sınırlamalar getirilmesi tabiidir, zaruridir” demişti. Şimdi de “Çocuklarımızı, aile kurumunu ve toplum düzenini korumaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” söylemini duyduğumda ister istemez aklıma şu soru geliyor: Koruma ile özgürlük arasındaki sınır nerede başlayıp bitiyor?
Özgürlüklere müdahale alanı ne kadar genişliyor?
Aradan geçen 46 yılda gün, ay, yıl, tarih fark etmiyor.
Bir insanın yalnızca “kuvvetli zümrenin” onay verdiği bir kişiyi sevebilişi.
Gök kuşağının 7 rengini griye terk edişi.
Bir 12 Eylül akşamı ya da 7 Kasım sabahında, babamın gidişi ya da dostum Selin'in tutsak edilişi.
Baba.
Ben güvende miyim?
***
12 Eylül darbecileri Türküler ve Alaz gibi pek çok çocuğu anne baba kokusuna hasret bıraktılar. Tıpkı bugün içeri attıkları, çocuklarından kopardıkları anneler babalar gibi…
Bugün küçücük Vera’nın, Gezi davasından tutuklu babası Tayfun Kahraman’ın AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmaması nedeniyle baba hasretiyle büyümesi gibi…
Henüz ilkokul ve ortaokul çağlarında olan Delal ve Dilda’nın babaları Selahattin Demirtaş’tan uzakta o göremeden büyümeleri gibi… Delal ve Dilda, Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışından sonra 2016’da içeri atılıp, AİHM’nin defalarca verdiği kararlara rağmen bırakılmaması nedeniyle babalarından uzak büyüdüler. Adlarını yazsam satırlara sığmayacak kadar çok anne babalarının kokuları ellerinden alınan çocuklar… Alaz’ın sorduğu gibi, “Bu çocuklar güvende mi?”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et