17 Ekim 2026 00:14

Gazetecilikte ısrarın bedeli!

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Gün geçmiyor ki bir gazetecinin, bir yayın organının, TV’nin, haber sitesinin sesi kısılmak, kalemi elinden alınmak istenmesin! Her güne şafak operasyonları ile gazetecilerin gözaltına alınması ile uyanır hale geldik. Belediyelere, diğer kurumlara yönelik operasyonları da atlamadan…

Halk TV’ye şafak operasyonuyla el konulup, yayınlarının durdurulmasından bir gün sonra Türkiye’nin en iyi araştırmacı gazetecilerinden Bahadır Özgür’ün evinin basılıp gözaltına alınması haberini aldık. Bunlardan birkaç gün önce de gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklanmış, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel de ayaklarına takılan kelepçelerle evlerine hapsedilmişti. Dün sabah da yine ev hapsindeki Murat Ağırel’in evinden gözaltına alındığı haberiyle gözlerimizi açtık.

Neden gazeteciler üzerinde bu kadar baskı?

Türkiye’nin en büyük, ucu iktidara dokunan fon yolsuzluğunun ipliğini pazara çıkardıkları, adalet bakanının sözünü ettiği ama ısrarla açıklanmayan listeyi bir bir deşifre ettikleri, gazetecilikte ısrar ettikleri için…

Bahadır Özgür ile birlikte çalıştık; ilk gazeteciliğe henüz SBF’de öğrenciyken Evrensel’in Ankara Bürosunda başladığını da övünerek söylemek isterim. “Boynuz kulağı geçer” sözünü doğrularcasına Bahadır gazetecilikte aldı başını gitti, ekonomi alanında Türkiye’nin en iyi araştırmacı gazetecilerinden biri oldu. Bahadır da diğer meslektaşlarım da isteseler farklı konumlarda olur, ama gazetecilik vasıflarını da yitirirlerdi. Onlar gazetecilikte ısrar ettikleri, gerçeğin peşini bırakmadıkları için bugün başlarına bunlar geliyor. Tıpkı cezaevindeki onlarca meslektaşımız gibi, tıpkı öncesinde aylarca cezaevinde kalan meslektaşlarımız gibi…

***

Sanırım birlikte çalıştığımız için, Bahadır Özgür’ün gözaltına alındığı haberini alınca, sanki kendime yapılmış gibi hissettim. Ve aklıma bir eylemde polis amirinin söylediği sözler geldi: 

Ankara’da, tarihini tam hatırlayamadığın bir eylem izliyoruz. Eyleme polis müdahalesi oldu ve polislerden birisi kafama arkadan copla vurdu. O şiddetle düştüm, yerler ıslak, çamurlu. Tabii giysilerim, fotoğraf makinem çamur içinde. Polis amirine yakamdaki kartı ve makineyi gösterdim, “Bakın gazeteci olduğumu biliyorlar ama ne yaptılar” diye şikayet ediyorum güya. Amir de Evrensel’i kastederek, “Siz de yazdıklarınıza dikkat edeceksiniz” yanıtını verdi.

İşte, Bahadır Özgür böyle bir gazetede başladı gazeteciliğe… Yazdıklarına elbette dikkat etti, ezilenlerden, hakkı gasbedilenlerden, haksızlığa uğrayanlardan yana, gerçekleri ortaya çıkartmaktı bu dikkati…

Bahadır Özgür özelinde gerçeğin peşinde koşan gazeteciler için bir anekdot daha aktarmak isterim. WhatsApp grubunda bir dost paylaşmıştı: 1800’lü yıllarda basın özgürlüğü savunucusu Fransız bir avukat ve politikacı olan Antoine Pierre Berryer’e ait bir anekdot. Berryer, meslek hayatı boyunca haksızlıklara karşı durmuş ancak ömrünün son günlerini büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde geçirmiş. Ölüm döşeğindeyken onu ziyarete gelen hukukçu genç meslektaşları şaşkınlıkla sormuşlar; “Üstat, zamanında ayaklarınızın altına koskoca altın torbaları, en büyük hazineleri serdiler. Neden hiçbirini almadınız?”

Berryer’in yanıtı kısa ve çarpıcıdır: “Almam için eğilmem gerekiyordu.”

***

TİSK Başkanı Halit Narin’in “20 yıl işçiler güldü, biz ağladık. Şimdi gülme sırası bizde” sözü 12 Eylül darbesi dönemine damgasını vurdu. Tabii patronları güldürebilmek için 12 Eylül darbe döneminde sendikalar kapatıldı (DİSK ve bağlı sendikalar), sendikacılar tutuklandı, grevler yasaklandı, işçilerin sendika ve toplu sözleşme haklarını düzenleyen yasalar tırpanlandı, sendika üyeliği noter şartına bağlandı… Etkileri bugün hâlâ devam eden say say bitmeyecek hak gaspları yaşandı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘FETÖ’ darbesinin olduğu gece ne demişti: “Bu bize Allah’ın bir lütfu…” O ‘lütuf’ doğrultusunda OHAL ilan edildi, KHK çıkarma yetkisini aldı Erdoğan ve çıkarılan KHK’ler doğrultusunda ‘FETÖ bağlantısı’ iddiasıyla, aralarında benim de program yaptığım Hayatın Sesi TV, İMC TV’nin de olduğu 16 televizyon, 3 haber ajansı, 23 radyo, 45 gazete, (Evrensel Kültür de dahil) 15 dergi, 29 yayınevi/dağıtım kuruluşu kapatıldı… O ‘lütuf’ hâlâ sürüyor, son bir yıl içerinde TELE 1 ve Halk TV’ye kayyım atandı, TELE 1’in yerine kurulan TELE 2 Haber kapatılmak zorunda bırakıldı. Türkiye’nin en büyük haber sitelerinden T24 haber sitesi ve sosyal medya hesapları kapatıldı, yapılan itirazlar reddedildi. 

***

15 Temmuz gecesi aldığı ‘lütfu’ sonuna kadar kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarı, kendileri uygulamadıkları yasa ve hukuk düzenini uluslararası camiaya hatırlatmaktan geri durmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 9 Ekim’de Çırağan Sarayı’nda düzenlenen uluslararası adalet zirvesinde “Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda” dediği konuşması şöyle: “Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar... Bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda. …bunlar yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir.”

Oysa ülke içinde bırakın AİHM kararlarını AYM kararları bile uygulanmıyor.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et