CIA ajanı olmak da zor be!
Martin McDonagh’nun filmografisi, “Hiç boş filmi yok” denebilecek kadar istikrarlı bir seyir izliyor. Yönetmen ilk filmi “Six Shooter” (2004) ile en iyi canlandırmalı Kısa Film Oscar’ını kazandı. İlk uzun metrajı “In Bruges” (2008) en iyi orijinal senaryo dalında Oscar adayı oldu, Colin Farrell’a Altın Küre getirdi ve BAFTA’da en iyi film seçildi. “Yedi Psikopat” (Seven Psychopaths, 2012) en zayıf sayılan işi olsa bile sevildi. “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri, 2017) Venedik’te en iyi senaryo ödülü aldı, yedi dalda Oscar adayı oldu, Frances McDormand ve Sam Rockwell’e Oscar kazandırdı. “The Banshees of Inisherin” (2022) Venedik’te ikinci senaryo ödülünü getirdi ve dokuz Oscar adaylığı aldı.
Son filmi “Vahşi At Dokuz” da (Wild Horse Nine, 2026) Venedik’te görkemli bir açılış yapıp uzun süre alkışlandı, Başrol Oyuncusu John Malkovich en iyi erkek oyuncu seçildi. Bu film hem en iyilerinden biri olarak anılmayacak hem de en çok tartışılan filmi olacak belli ki. Birçok nedenden ötürü ama önemlileri bir önceki filmi “The Banshees of Inisherin” ile benzerliği ve asıl olarak filmin politik arka planının yönetmenin niyetinden bağımsız anlaşılmaya müsait olması… Ben o niyetten bağımsız okuyanlardanım.
“The Banshees of Inisherin” hakkındaki yazının girişinde şöyle yazmışız; “…Şu ara filme dair dolaşan ‘Gerçek İrlanda bu değil’ temalı yazıya rağmen yılın en iyi filmi bence. Çünkü filmin İrlanda’ya dair olduğunu iddia etmek de mümkün değil. Evet, mekan olarak İrlanda’yı seçmiş olması, ülke tarihinin en önemli dönemlerinden birisine vurgu yapması anlatıya bir mekansallık sağlıyor ama bütün bunların birer metafor olmaktan öte vasfı yok kanımca.”
Filmde İrlanda iç savaşı iki erkeğin dostluğunun türlü biçimlerine dair anlatının bir metaforuna dönüşüyordu. Hatta hikayeye bir adanın ev sahipliği yapması ‘erkek aklı ve ufkunun darlığı’nı göstermek açısından başka bir metafor olarak bile kabul edilebilirdi! Orada işe yarayan bu form, “Vahşi At Dokuz”da ayağına dolanıyor bence yönetmenin. Öncelikle, bir kez daha kendilerini bir adada bulan iki adamın karşılıklı ‘güven’ problemlerini aşma hikayesi var işin içinde. Ölmek üzere olan bir CIA ajanı ve ortağı 1973 yılında Şili’nin başkenti Santiago’da çıkıyor karşımıza. Daha açılışta bu ajanların Allende iktidarına karşı Pinochet darbesini planlayan ekipten olduğunu anlıyoruz. Ve fakat ajanlardan yaşlı olan Chris (John Malkovich) biraz tuhaf davranmaktadır. Genç ortağı Lee (Sam Rockwell) başta Kennedy suikastı olmak üzere, görev aldığı operasyonlara dair anılarına yazmak istediğini belirten ortağını kontrol etmekte zorlanır.
Film başladıktan kısa bir süre sonra, ikili yerli halk tarafından bin yıl önce inşa edilmiş heykelleriyle meşhur Paskalya Adası’na giderler. Ve anlarız ki, Chris’in garip davranmasının nedeni ölmek üzere olmasıdır. Kendisi kanserdir ve birkaç gün ömrü kalmıştır. Dolayısıyla yaklaşan darbe hakkında konuşmaktan, geçmişte CIA’nın işlediği günahlar üzerine mavra yapmaktan geri koymaz kendisini. Üstelik Chris’in hafızası da gidip gelmektedir. İzlememiş olanların daha fazla tadını kaçırmadan şöyle söyleyelim. Chris’in Lee’ya karşı bir güven sorunu var ama onun hatırlamayıp Lee’nin yapmak zorunda olduğu ağır bir sorumluluğu vardır. Filmin ana akslarından birisini iki adamın sınırları belli bir adada bir kez daha ilişkilerini ve güven problemlerini çözmeye çalışması oluşturuyor. Bu bir önceki filmle neredeyse aynı. Bütün eleştirilere rağmen “The Banshees of Inisherin”i iyi film yapan şey, erkek dostluğunun dinamiklerini ve buna bağlı olarak çevreyle kurdukları ilişkiyi anlatmaktaki maharetiydi. Üstelik McDonagh olağanüstü bir diyalog yazarı. Burada da o kadar üst düzey anlar yaratmış ki, film bütün kusurlarına rağmen sarıp sarmalıyor seyirciyi. Malkovich - Rockwell ikilisinin ‘kanka film’ janrasında özel bir yeri olacağı bile söylenebilir. Film hakkında bir yazıda “In Bruges”, “The Banshees of Inisherin” ve “Wild Horse Nine” “Sad Boys in Beautiful Places” (güzel yerlerde üzgün erkekler) üçlemesi olarak adlandırılmış. Çok doğru, çünkü yönetmen bunu çok güzel yapıyor!
Ama işte burada hem karakterlerin özellikleri hem de hikaye için seçtiği siyasal fon, filmi tartışılıyor kılıyor. Filmin iki ana karakteri, dünyanın dört bir yanında operasyonlar yapmış, binlerce insanın ölümüne sebep olmuş, yüzlercesini bizzat öldürmüş iki CIA ajanı olarak resmediliyorlar. CIA’nın Şili operasyonlarının başındaki MJ karakteri ile birlikte sevilesi tipler olarak doğrudan çizilmiyorlar belki, hatta pek güvenilir olmadıkları da söylenebilir. Ancak özellikle Malkovich - Rockwell ikilisinin anlarında kamera karakterlerinin kişiliklerin olan mesafesini kaybediyor bence. Seyirciden onlara sempati duymasını, onları sevmesini ya da özdeşlik kurmasını istemiyor belki ama “The Banshees of Inisherin”de sıradan iki kasabalıyla karşı karşıya olmadığımız gerçeğini de unutuyor. Özellikle Malkovich’in ölüme giden bir adam olarak geçmişle ve vicdanıyla (ve gelecekteki potansiyel kurbanıyla) kurduğu ilişki onu filmin ve yönetmenin niyetinden bağımsız sempatikleştiriyor. Chirs’in Katolikliğine yapılan vurgu, onun günahlarından arınma (kefaret) çabasının gereğinden fazla ciddiye alınması da buna destek oluyor açıkçası. Çünkü zaten film boyunca karakterin ağzından da dökülen günahların hiçbir tanrının katında affedilir tarafı yok!
Üstelik film, bu iki karakterin yerel ve onların kültürleriyle kurduğu ilişkiyi küçümserken, birer eğlence malzemesine dönüştürürken de mesafesini kaybediyor. Hikayeye dahil olabilen üç kadın karakterden birinin alkolik, diğerinin iş birlikçi, sonuncusunun ise yaşadığı dünyadan bihaber çizilmesi de cabası. Ezcümle, yine seyri kolay, senaryo ve oyunculuklarıyla hayranlık uyandıracak ve fakat elleri kan içinde karakterlerini seyirciye sunarken yanlış tercihlerde bulunan, niyeti öyle olmasa bile onları sempatikleştiren bir filme dönüşüyor “Vahşi At Dokuz.”
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et