Kentin kılcal damarlarında güvencesiz emek
İstanbul gibi metropollerde plansız yapılaşma, uzayan mesafeler, ulaşım güçlükleri ve uzun çalışma saatleri gündelik ihtiyaçlara erişimi zorlaştırıyor. E-ticaretin büyümesi, pandemi sonrasında değişen tüketim alışkanlıklarıyla birlikte kuryelerin emeğini kent yaşamının ayrılmaz parçası haline getirdi. Evleri, işyerlerini, depoları ve dükkânları birbirine bağlayan bu emek olmadan bugünkü kent hayatını düşünmek güç. Ancak bu ihtiyacın büyümesi kuryelere güvence getirmiyor. Sipariş ekranında hareket eden noktanın arkasında, geçinebilmek için daha fazla paket taşımak zorunda bırakılan bir işçi var.
24 Ekim’de Beyoğlu’nda, Kurye Hakları Derneğinin düzenlediği Birlikte Yaşam Çalıştayı’nda bunları konuştuk. Kuryeler, kent sakinleri, yerel yönetim temsilcileri ve uzmanlar aynı masadaydı. Çalışmanın yüküyle sokağın sorunları birlikte ele alındı. Kurye de kent sakini. Motosikletinden indiğinde yaya, evine döndüğünde komşu, çocuğunu okula götürdüğünde veli. Kuryeyle kent sakinini karşı karşıya getiren, platform şirketlerinin daha fazla kâr için dayattığı hız ve teslimat baskısı. Şirketlerin kazancı büyürken bu baskının yarattığı tehlikeyi sokakta işçiler ve kentliler paylaşıyor.
Masraf işçiye, denetim şirkete
Çalıştayda aktarılan rakamlara göre İstanbul’da yaklaşık bir milyon motosiklet kullanıcısı bulunuyor. Kayıtlı motokurye sayısının 66 bin olduğu, fiilen çalışanların ise yüz bini aştığı ifade edildi. Her motosiklet kullanıcısı kurye değil. Ancak kayıtlarla sahadaki tahmin arasındaki fark, çalışma koşullarının ne kadarının denetlenebildiği sorusunu da önümüze koyuyor. Üstelik kuryelik birkaç büyük platformdan ibaret değil. Restoranların kendi bünyesinde çalıştırdığı kuryelerin koşulları da ciddi bir sorun. İşyerinin kapısından çıkan paket görünürken onu taşıyanın çalışma süresi, sigortası ve dinlenmesi gözden kayboluyor. Küçük işletmede çalışmak, işçinin karşılaştığı tehlikeyi küçültmüyor. İşe başlama deneyimleri bu düzenin nasıl kurulduğunu anlatıyor. Kazanç vaatleriyle çağrılan kurye; yetki belgesi, taşıma kutusunun uygunluğu ve tescil işlemleri, ekipman, bakım, yakıt ve sigorta giderleriyle karşılaşıyor. Daha ilk paketi taşımadan masraf hesabı başlıyor. Çalıştayda, şirket amblemi taşıyan ekipmanın bile kuryeye ücretle satıldığı, mola sırasında hesabın kapatılması gibi uygulamalar anlatıldı. Şirketin reklamını üzerinde taşıyan işçi, bunun bedelini de ödüyor. Siparişin akışını, ücretini ve performans ölçütlerini platform belirliyor; giderler kuryenin hesabına yazılıyor. “Kendi işinin patronu” denilen insanın çalışma günü başkasının ekranından yönetiliyor.
Kazada önce paket soruluyorsa
En sarsıcı anlatımlardan biri kaza sonrasında yaşananlardı. Kurye yerdeyken paketin durumu soruluyor, teslimatın başka bir kuryeye devredilmesi örgütleniyor. Yaralananın sağlığı, tedavisi ve sonrasındaki geçim güvencesinden önce siparişin tamamlanması düşünülüyor. Bir işçi çalışamaz hale geliyor, diğeri onun paketini alıyor; teslimat sürüyor. Paket başı ücret, prim hedefi, puanlama ve gelir kaybı korkusu kuryeyi daha uzun süre yolda tutuyor. Trafikteki tehlikeyi sürücünün kişisel tercihlerine indirgeyen yaklaşım, bu tercihleri belirleyen sömürü koşullarını örtüyor. Son selde iki kuryenin yaşamını yitirdiği de çalıştayda hatırlatıldı. Yağmur birileri için sipariş verme gerekçesiyken başkaları için o siparişi götürme zorunluluğuna dönüşüyor. Tehlikeli havada çalışmayı durdurduğunda gelirini kaybeden işçiye “Çıkmasaydın” demek kolay. Asıl soru, siparişi kabul eden ve çalışmayı sürdüren şirketin sorumluluğu. Teslimatın yükü adrese ulaşınca da bitmiyor. Siteye alınmayan, motosikletini uzağa bırakmak zorunda kalan, asansör kullanamayıp katları yürüyerek çıkan kurye aynı süre baskısıyla çalışıyor. Çalıştaydaki notlardan biri, on kat çıkmak zorunda kalan kuryeyi anlatıyordu. Sitelerin güvenlik uygulamaları hazırlanırken işçinin güvenliği ve taşıdığı yük hesaba katılmıyor.
Yolun üzerinde biriken hastalıklar
Kuryenin sağlığını çoğunlukla kaza gerçekleştiğinde konuşuyoruz. Oysa uzun saatler aynı pozisyonda çalışma, titreşim, yük taşıma, egzoz, gürültü, sıcak ve soğuk da bedeni tüketiyor. Bel, boyun ve eklem yakınmalarının işle ilişkisinin araştırılması, düzenli sağlık gözetimi ve meslek hastalıklarının görünür hale gelmesi gerekiyor. Sürekli yetişme kaygısı, müşteriyle yaşanan gerilim, hakaret, şiddet tehdidi ve işini kaybetme korkusu da bu çalışma düzeninin parçası. Psikososyal risklerin çözümü, işçiye stresle baş etmeyi öğütlemekten geçmiyor. Çalışma süresini, gelir güvencesini ve şirketlerin yönetim uygulamalarını değiştirmek gerekiyor. Kadın kuryeler bu koşullara taciz ve ayrımcılıkla da mücadele ederek katlanıyor. Güvenli bekleme alanları, tuvalet ve dinlenme imkânı sağlanmadan, şikâyetlerin karşılıksız kalmasını önleyecek yollar kurulmadan eşit çalışma koşullarından söz edilemez.
Kentte çalışacak yer var, dinlenecek yer yok
Yüz bini aştığı ifade edilen bir çalışan topluluğunun yağmurdan korunacağı, tuvalet kullanacağı, dinleneceği ve motosikletini güvenle bırakacağı alanlar hâlâ temel bir talep. Çalıştayda Zincirlikuyu ve Kozyatağı için dinlenme alanı örnekleri konuşuldu. Bakımın, temizliğin ve güvenliğin nasıl sağlanacağı soruldu. Bu sorular çözümün parçası; yıllarca beklemenin gerekçesi olamaz. Alanlar kuryelerin ihtiyaçlarına göre kurulmalı, platform şirketleri de maliyetin sorumluluğunu üstlenmeli. Kısa süreli teslimat cepleri ve güvenli park alanları da gerekli. Kuryenin motosikletini bırakabileceği yer bulunmayan sokakta, her teslimat yeni bir gerilim yaratıyor. Yayaların, engellilerin ve çocukların geçişini güvenceye alan düzenlemeler, kuryenin çalışma koşullarıyla birlikte planlanmalı. Yol güvenliğinde de motosikletin özelliklerini gözeten bir yaklaşım gerekiyor. Kaygan zeminler, çukurlar, yol çalışmaları ve bariyerler kurye için her gün karşılaşılan tehlikeler. İlk yardım eğitimi ve ekipmanına erişim, vardiyalarda eğitimli çalışanların bulunması da çalıştayda dile getirilen talepler arasındaydı.
Karar masasında kuryenin sözü
İBB ve UKOME’nin düzenleme yaparken karşılaştığı yetki sorunları tartışıldı. Ancak kuryelerin meslek odasının bulunmadığını söylemek doğru değil. Notlarda öne çıkan sorun, bu büyük çalışan topluluğunun karar süreçlerinde etkili biçimde temsil edilmemesi. Bakanlığın düzenlemeleri, yerel yönetimlerin görevleri ve kurumlar arasındaki yetki paylaşımı işçinin hayatında karşılık bulmak zorunda. Yetki belgesinin alınması, ekipmanın sağlanması, dinlenme alanının kurulması ve çalışma koşullarının denetlenmesi birbirinden koparıldığında yük yine kuryenin üzerinde kalıyor. Belgelendirme güvenli çalışmanın yerine geçemez. Şirketler, siparişin her aşamasını denetledikleri gibi çalışma sürelerinden, koruyucu ekipmandan ve işçinin sağlığından da sorumlu tutulmalı. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki anlaşmazlığın bedeli işçiye ödetilemez. Kuryelerin kendi örgütleriyle karar süreçlerine katılması, sendikalaşması ve toplu pazarlık hakkını kullanması bu nedenle temel bir ihtiyaç. İşçinin sözünün olmadığı yerde düzenleme kolayca yeni bir belgeye, kesintiye ve masrafa dönüşebiliyor. Kent hakkı, kenti her gün emeğiyle ayakta tutanların çalışma koşullarını da kapsar. Kuryenin dinlenme, sağlık, güvenli çalışma ve örgütlenme hakkı, kentte yaşayan emekçilerin ortak mücadelesinin parçasıdır. Siparişin her aşamasını izleyen şirketler, o siparişi taşıyan insanın sağlığından ve hayatından da sorumlu tutulmalı. Kentin kılcal damarlarında dolaşan emeğin bedeli, işçilerin sakatlığı ve ölümü olamaz.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et