25 Ekim 2026 00:25

Galata’dan Bingöl’e kotun adı

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

İstanbul Galata’da, Bankalar Caddesi’nin arka sokaklarında yaklaşık 250 yıllık bir han bulunuyor: Sen Piyer Hanı. Osmanlı’nın bankacılık tarihine, tüccarlara ve zanaatkarlara tanıklık etmiş bu yapının Türkiye’nin emek tarihinde de bir yeri var. Bugün herkesin kot pantolon dediği giysinin Türkiye’deki üretim hikayesinin önemli duraklarından biri burası. Çünkü hanın odalarından birinde Muhteşem Kot’un atölyesi bulunuyordu. Muhteşem Kot, Yugoslavya’nın Kosova bölgesinden göç etmiş bir ailenin çocuğuydu. Ailesiyle Edremit’e yerleşti. Yoksulluk nedeniyle eğitimini sürdüremedi, terzilik yapmaya başladı. Daha sonra Paris’e giderek mesleğini geliştirdi. Fransa’da işçilerin ve köylülerin giydiği dayanıklı denim pantolonlarla tanıştı. Türkiye’ye döndüğünde bu pantolonları üretmeye başladı. 1950’lerin sonlarında KOT markası ortaya çıktı. Marka öylesine yaygınlaştı ki zamanla ürünün adı haline geldi. Türkiye’de jean pantolona kot denmesinin nedeni, Muhteşem Kot’un soyadıydı. 1960’lı yıllarda işletmenin günlük üretimi yaklaşık 200 pantolona ulaşmıştı. Muhteşem Kot’un oğlu Aytaç Kot’un anlattığına göre Sen Piyer Hanı’ndaki atölyede Etibank için yağmurluklar da dikiliyordu. Yağmurluklar su geçirmemesi için bezir yağına batırılıyordu. Bugün hanın geçmişi anlatılırken bankalardan, tüccarlardan söz ediliyor. Ancak o atölyelerde çalışan işçilerin kimler olduğu, hangi koşullarda çalıştıkları konusunda bildiklerimiz oldukça sınırlı.

İşçi pantolonundan moda endüstrisine

İşçilerin dayanıklı olduğu için giydiği pantolon, zamanla dünya çapında bir moda ürününe dönüştü. Türkiye’de 1980’lerden itibaren tekstil ve hazır giyim üretimi ihracata yönelirken uluslararası markaların ağırlığı arttı. Muhteşem Kot’un kurduğu işletme 1992’de üretimi durdurdu. Ancak kot üretimi büyümeye devam etti. Taşeron atölyeler, düşük ücretli ve kayıt dışı çalışma sektörün önemli bir parçası haline geldi. Bir zamanlar dayanıklı olması için üretilen pantolonlar artık daha eski, daha soluk görünmesi için çeşitli işlemlerden geçiriliyordu. Bunlardan biri kumlamaydı. Pantolonların yüzeyine yüksek basınçla püskürtülen silika içeren kum, kumaşı aşındırıyor, rengini açıyordu. Bu sırada ortaya çıkan solunabilir kristal silika tozu ise işçilerin akciğerlerinde kalıcı hasara yol açıyordu. Türkiye’deki kot üretiminin başlangıç noktalarından biri Galata’ydı. Kot kumlamanın yarattığı meslek hastalığı felaketinin en ağır izlerinden biri ise yüzlerce kilometre uzakta, Bingöl’de ortaya çıktı.

Bingöl’den İstanbul’a, İstanbul’dan hastalıkla köye

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Taşlıçay köyünde geçim kaynaklarının başında hayvancılık geliyordu. Ancak 1990’lı yıllarda koruculuk sisteminin yaygınlaşması, yaylalara çıkmanın güçleşmesi ve geçim olanaklarının daralması köyden göçü hızlandırdı. Kot kumlama işçisi Abdülhalim Demir, 2008 yılında Express dergisine verdiği söyleşide, köylerine 1992’de koruculuk sisteminin geldiğini ve hayvancılığın sona erdiğini anlatıyordu. Köyde geçinemeyen gençler İstanbul’a gitti. İş bulanlar akrabalarını ve arkadaşlarını da yanlarına çağırdı. Güngören ve çevresindeki kot kumlama atölyeleri, bu gençlerin çalışma alanlarından biri haline geldi. Kimi sigortasız, kimi sağlık gözetimi yapılmadan, yeterli havalandırması bulunmayan atölyelerde çalıştırıldı. Bazıları günde 12-16 saat çalışıyor, geceleri aynı atölyelerde uyuyordu. Mesai bitiyor ama silika tozuna maruziyet bitmiyordu. Köylerine döndüklerinde yanlarında yalnızca kazandıkları parayı değil, akciğerlerinde biriktirdikleri tozu da götürdüler. Silikozis, solunabilir kristal silika tozunun akciğerlerde oluşturduğu, geri dönüşü olmayan hasarla ilerleyebilen bir meslek hastalığı. Maruziyet sona erse bile hastalık ilerleyebiliyor. İşçiler genç yaşta çalışma güçlerini kaybediyor, bazıları oksijen desteğine bağımlı hale geliyordu.

17 Şubat 2020’de Anadolu Ajansında yayımlanan haberde, yalnızca Taşlıçay köyünde 187 silikozis hastasının tespit edildiği belirtiliyordu. 2004 yılında Kenan Temiz’in silikozis nedeniyle yaşamını yitirmesi, işçilerin mücadelesinde önemli dönüm noktalarından biri oldu. 2018’de ise yıllardır solunum cihazına bağlı yaşayan altı çocuk babası Ramazan Aydar yaşamını yitirdi. Ölümler Bingöl’le sınırlı değildi. Batman’dan İstanbul’a çalışmaya gelen Mehmet Şah Yalçın da kot kumlama işçilerinden biriydi. Güngören’deki bir atölyede çalışırken silikozise yakalandı. Üç yıl boyunca oksijen desteğiyle yaşadı. 25 Şubat 2011’de, henüz 31 yaşındayken yaşamını yitirdi. Ölümü, dönemin basınında 49’uncu kot kumlama işçisi ölümü olarak yer aldı.

Hastalık biliniyordu, işçiler korunmadı

Silikozis yeni keşfedilmiş bir hastalık değildi. Madencilerde ve taş işçilerinde uzun yıllardır biliniyor, hangi önlemlerle engellenebileceği de biliniyordu. Buna rağmen kot kumlama atölyelerinde işçiler korunmadı. Üstelik kayıt dışı çalışan işçiler, hastalandıklarında meslek hastalığını ve çalışma sürelerini kanıtlamak zorunda bırakıldı. 2009’da İnsan Hakları Derneğine başvuran Mehmet Tekaş ve arkadaşları, İstanbul Bağcılar’daki bir kot kumlama işletmesinde kendileriyle birlikte 79 işçinin silikozise yakalandığını anlattı. Abdülhalim Demir ve arkadaşları 2008 yılında Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesini kurdu. Hastalıklarının tanınması, tedavi ve sosyal güvenlik hakları için mücadele etti. 2009’da kot kumlama yasaklandı. 2011’de belirli koşulları karşılayan silikozis hastalarına aylık bağlanmasının yolu açıldı. Ancak yasak, geçmişte solunan tozu akciğerlerden çıkarmadı. Üretim sürdü, pantolonlar satıldı, markalar kazandı. Hastalığın bedeli ise işçilere ve ailelerine kaldı.

Levi’s işçilerinin sesi Galata’da

Kot pantolonun üretimi zamanla farklı ülkelere, fabrikalara ve taşeron işletmelere dağıldı. Dünyanın en tanınmış kot markalarından Levi’s da bu uluslararası üretim zincirinin önemli aktörlerinden biri oldu. 2023 yılının kasım ayında Urfa’daki Özak Tekstil Fabrikasında başlayan direniş, bu üretim ilişkilerini yeniden gündeme taşıdı. Levi’s için üretim yapan fabrikada işçiler, sendika seçme haklarını savunmak için BİRTEK-SEN’de örgütlendi. İşten çıkarmalar ve baskılar karşısında başlayan direniş 80 gün sürdü. Özak işçilerinin mücadelesi Türkiye’nin ve dünyanın gündemine taşındı. BİRTEK-SEN’in açıklamasına göre Türkiye’de 30’dan fazla ilde ve 10 farklı ülkede toplam 100’e yakın dayanışma eylemi gerçekleştirildi. Uluslararası işçi hakları örgütü Worker Rights Consortium’un incelemesinde, yaklaşık 400 işçinin sendikal örgütlenme nedeniyle işten çıkarıldığı, kara liste uygulamaları ve diğer hak ihlalleri belgelendi. Levi’s da toplu işten çıkarmaların kendi tedarikçi standartlarının ihlali olduğunu kabul etti. Ancak işçilerin işe dönüşü ve hak kayıplarının giderilmesi talepleri karşılanmadı.

Şimdi o direnişin sesleri Galata’da duyuluyor.

Sen Piyer Hanı’ndan çok uzak olmayan SALT Galata’da 17 Ekim’de açılan “İşi Olmayan Giremez” sergisinde, BİRTEK-SEN’in Sanatçılar Tamar Levit ve Yaën S. Levi ile birlikte hazırladığı Çalışan Eller Korosu yer alıyor. Neval Tarım’ın da katkı sunduğu çalışma, Özak direnişindeki işçilerle yapılan buluşmalardan doğdu. Koronun sözlerini işçiler birlikte yazdı, kendi sesleriyle söylediler.

Bir zamanlar üretimin yapıldığı Galata’da bugün üretimin görünmeyen yüzü tartışılıyor. Özak işçileri, kendileri hakkında başkalarının anlattığı bir hikayenin konusu değil; kendi mücadelelerinin anlatıcısı.

Kotun tarihini kim yazacak?

Sen Piyer Hanı restore edilerek yeniden kentin yaşamına kazandırılıyor. Tarihi yapıların korunması önemli. Ancak bir kentin üretim tarihi yalnızca binalardan, markalardan ve girişimcilerin başarı hikayelerinden oluşmuyor. Muhteşem Kot’un atölyesinde bir zamanlar işçilerin elleri kumaş kesiyor, pantolon dikiyordu. Bingöl’den ve Batman’dan İstanbul’a gelen işçiler, aynı ürünün başka bir üretim aşamasında akciğerlerini kaybetti. Urfa’da Levi’s için üretim yapan Özak işçileri ise sendikal hakları için direndi. Bugün bu direnişin sesleri yeniden Galata’ya ulaşıyor. Muhteşem Kot’un adı Türkiye’de bir giysinin adı olarak yaşamaya devam ediyor. Kenan Temiz’in, Mehmet Şah Yalçın’ın, Ramazan Aydar’ın adları ise bu giysinin üretiminde ödenen bedelin tanıkları. Bir pantolonun tarihini anlatırken onu üretenlerin yaşamını dışarıda bırakırsak geriye yalnızca bir markanın hikayesi kalır. Oysa Galata’dan Bingöl’e, Batman’dan Urfa’ya uzanan bu tarihin içinde işçilerin emeği kadar hastalıkları, ölümleri ve mücadeleleri de var.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et