31 Ekim 2026 00:15

MESEM’den İME’ye: Ucuz emek düzeni üniversitede

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Mesleki eğitim merkezlerinde (MESEM) çocuk işçiler yaşamını yitirmeye devam ediyor. Mesleki eğitim adı altında fabrikalara, atölyelere ve şantiyelere gönderilen çocukların ölümleri, eğitimin sermayenin ucuz işgücü ihtiyacına bağlanmasının ağır sonuçlarını gösteriyor. Çocuk emeğinin sömürüsü kamu teşvikleriyle desteklenirken şimdi aynı anlayış üniversitelerin kapısını çalıyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 2026-2027 eğitim öğretim yılı için hazırladığı İşletmede Mesleki Eğitim (İME) modelini “sahada deneyim” olarak tanıtıyor. Yedi pilot ilde, 81 üniversitenin 185 ön lisans programında yaklaşık 120 bin öğrenciyi kapsayabilecek modelde gençler en az 14 hafta, 70 iş günü işletmede bulunacak. Dönemin 30 Avrupa Kredi Transfer Sistemi’nin (AKTS) ders yükünü burada tamamlayacak, işletmenin çalışma saatlerine uyacak. Üniversite eğitiminin bir dönemi, işletmelerin çalışma düzenine bağlanıyor.

Ucuz emeğin maliyeti de kamuya

Öğrenciye net asgari ücretin yüzde 30’u ödenecek. Bu ödemenin 20’den az çalışanı olan işletmelerde üçte ikisi, daha büyük işletmelerde üçte biri devlet katkısıyla karşılanacak. İş kazası ve meslek hastalığı sigorta primini üniversite ödeyecek. İşletme öğrencinin emeğinden yararlanırken ücretinin bir bölümünü ve sigorta maliyetini kamuya devrediyor. Üniversitelerin laboratuvarlarına, atölyelerine ve bilimsel eğitime ayrılabilecek kamu kaynakları, işletmelerin işgücü maliyetini azaltmak için kullanılıyor. Eğitimin amacı ve sınırları bilimsel gereklilikler yerine işverenin üretim temposuyla belirlendiğinde öğrenci, öğrenen olmaktan çıkıp eksik işgücünü tamamlayan kişiye dönüşüyor. İşletmenin siparişleriyle öğrencinin pedagojik ihtiyaçları aynı şey değildir.

Öğrencinin emeği, notu, müfredatı…

YÖK’ün 14 haftalık planında öğrenci üçüncü haftadan itibaren operasyonel süreçlere katılacak; ardından bir iş kaleminin sorumluluğunu üstlenecek, toplantılara girecek, rapor hazırlayacak. Son haftalarda işletmenin belirlediği projeyi yürütecek. Belgede bu aşamanın işletmenin “istihdam kararı” bakımından kritik olduğu belirtiliyor. Üniversite eğitimi böylece patronun uzun süreli işe alım sınavına dönüşüyor. İşletme mentoru yalnızca öğrencinin mesleki bilgisini ölçmüyor. İşi “asgari denetimle, zamanında ve eksiksiz” yapıp yapmadığını, öz disiplinini, üstleriyle ilişkisini ve kurallara bağlılığını da puanlıyor. Üstelik müfredatın sektör ihtiyaçlarına uygunluğu hakkında öneri sunuyor. İşveren öğrencinin çalışması, notu ve ne öğreneceği üzerinde birden söz sahibi oluyor. Program kurullarında sektör ve oda temsilcileri bulunuyor; bazı kurullarda üç üniversite temsilcisinin karşısında üç TOBB oda temsilcisi var. Öğrenciler, eğitim emekçileri ve işçi örgütleri ise yok. Üniversite ile üretim arasında bağ kurulması başka, bilimsel eğitimin sermayenin kısa vadeli personel ihtiyacına göre şekillendirilmesi başkadır.

Denetimin yerini ziyaret formu mu alacak?

Modelin en ağır sonuçları işçi sağlığı ve güvenliği alanında görülebilir. Deneyimsiz gençler makineler, elektrik tesisatı, yüksekte çalışma ve kimyasallarla karşılaşacak. Usul ve esaslara göre sorumlu öğretim elemanının her işletmeyi dönemde iki kez ziyaret etmesi yeterli. Öğretim elemanına öğrenci sayısından bağımsız haftada en fazla beş saatlik ders yükü veriliyor; kaç öğrenci ve işletmeden sorumlu olacağına üst sınır konulmuyor. Böylesi bir düzen, düzenli denetim değil, ziyaret formuna dayalı izlemedir. Asıl sorular somut: Öğrenci hangi makineyi kullandı? Makinenin koruyucusu var mı? Risk değerlendirmesi yapılmış mı, periyodik kontroller tamamlanmış mı? Kimyasal maruziyet ölçüldü mü? İşletmede daha önce hangi iş kazaları yaşandı? Kaç saat çalıştı, fazla mesai yaptı mı, programı dışında görevlendirildi mi? İşletme Ziyareti Raporu bu soruları ayrıntılı ve bağlayıcı biçimde sormuyor. İşletmenin önlemleri başka bir formda somut ölçüt aranmadan 1 ile 5 arasında puanlanıyor. İşçi sağlığı ve güvenliği öğrencinin disiplinine ve kurallara uyumuna indirgenemez. Yarın bir genç iş cinayetinde öldüğünde “Eğitim verilmişti, kurala uymadı” savunmasının zemini bugünden hazırlanıyor. Önce şu sorulmalı: Deneyimsiz öğrenci neden korunmasız makinenin veya tehlikeli kimyasalın başındaydı?

Güvensiz işi reddederse?

Çalışma saatleri ve görev dışı çalıştırma gibi uyuşmazlıklarda öğretim elemanının “uzlaştırıcılığı” öngörülüyor. Oysa ciddi ve yakın tehlike pazarlık konusu değildir. Öğrencinin güvensiz işi reddedip işyerinden ayrılması ve eğitim hakkı zarar görmeden başka işletmeye geçmesi açıkça güvenceye bağlanmıyor. Buna karşılık üç gün üst üste mazeretsiz devamsızlık İME sürecini sona erdirebiliyor. Güvensiz işe karşı çıkan gencin “devamsız” veya “disiplinsiz” ilan edilmesi tehlikesi ortada. Üstelik öğrenci, karşılaştığı tehlikeyi kime ve nasıl bildirecek? İME ’nin incelenen usul ve esaslarında, notunu ve gelecekteki istihdam olasılığını değerlendiren işletmeden bağımsız, güvenli bir şikâyet mekanizması tanımlanmıyor. Öğrencinin işyerine ilişkin görüşü esas olarak 14 haftanın sonunda alınıyor. Formda görev dışı veya güvensiz işe zorlama, fazla çalışma, ücretin ödenmemesi, iş kazası, taciz ve mobbing açıkça sorgulanmıyor. Böyle bir düzende öğrencinin sessiz kalması, işyerinin güvenli olduğu anlamına gelmez. İşletmeye aykırılıkları gidermesi için 30 gün süre tanınması da yaşamsal tehlikeler bakımından kabul edilemez. Koruyucusuz makine ya da elektrik tehlikesi tespit edildiğinde beklenmez; öğrenci derhal tehlikeden çekilmeli, güvenlik sağlanana kadar çalışma durmalıdır.

Kamu tarafsız hakem değil

Yeterli sayıda nitelikli işletme bulunamadığında ölçüt “eğitim verebilen” değil “öğrenci kabul eden” işletmeye kayabilir. Başarısız öğrenciden sonraki işletmesini kendisinin bulmasının istenmesi kamusal sorumluluğu aileye yüklüyor. Engelli öğrencilerin İME dışında tutulması da işyerlerini erişilebilir kılmak yerine eşitsizliği büyütüyor. Öğrenciyi işletmeye gönderen, sigorta primini karşılayan, işletmeyi programa alan ve burada geçirilen süreyi üniversite eğitimi sayan kamu, bir iş kazasında dışarıdaki hakem olamaz. İşletmenin hangi ölçütlerle seçildiğinden çalışma koşullarının denetlenmesine, öğrenciye yaptırılan işten maruz kaldığı tehlikelere kadar kamunun doğrudan sorumluluğu vardır. MESEM’de çocuk işçi ölümleriyle sonuçlarını gördüğümüz sermaye merkezli mesleki eğitim anlayışının üniversitelere taşınmasına karşı çıkmak, uygulamalı eğitime karşı çıkmak değildir. Üniversitelerin ihtiyacı patronların müfredata ve öğrenciye daha fazla hükmetmesi değil; kamu kaynağı, donanımlı laboratuvarlar, atölyeler ve bilimsel özgürlüktür. Gençlerin ihtiyacı asgari ücretin yüzde 30’una çalıştırılmak değil, parasız, bilimsel, demokratik ve özerk eğitimdir. Öğrenci müşteri olmadığı gibi patronların ucuz işçisi de değildir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et