2 Kasım 2026 00:05

İnsan eliyle değil, kapitalistler eliyle felakete sürükleniyoruz

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Sera etkisi 1824 yılında keşfedilmiş. 1896’da atmosferdeki karbondioksit miktarı artıkça dünyanın küresel olarak ısınacağı açıklanmış. 1938’de de dünyanın farklı hava istasyonlarından elde edilen veriler ışığında küresel sıcaklığın önceki elli yıla göre 0.3 C derece ısındığı tespit edilirken, küresel ısınmada ilk defa gözlemlenmiş.1958 yılında atmosferde karbondioksitin fosil yakıt kullanımı nedeniyle arttığını, 1965 yılında bilim insanları dönemin ABD Başkanı Johnson’u uyararak, karbon emisyonunun artarak devam etmesi halinde 2000 yılına kadar iklimde belirgin değişikler olacağını raporlayarak uyarmışlar. 1967’de atmosferdeki karbondioksitin iki katına çıkması durumunda dünyanın sıcaklığının 2 derece artacağı, 1968’de buzulların erimeye başladığı tespit edilmiş. 2004 yılından bu yana küresel ısınmanın aşırı sıcaklar ve yağmurlar, fırtınalar, dolu yağışları, seller ve kuralık gibi pek çok olaya sebep olduğu raporlar yayımlanmış.

1988 yılında Birleşmiş Milletler (BM) hükümetler arası iklim değişikliği paneli (IPCC), 1992’de imzaya açılan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi imzaya açıldı ve taraf olan ülkeler 1995’te BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansında toplandı ve COP1 Almanya Berlin’de toplandı. O günden bugüne 30 defa COP toplantısı yapıldı ve COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı) 9-20 Kasım arasında Antalya’da toplanacak. Bu ve benzer toplantılarda ilk olarak “Dünya insan eliyle felakete sürükleniyor” ya da “İnsan kaynaklı küresel ısınma” gibi cümleler kuruluyor. İnsan kaynaklı diyerek bu yıkımın ve felaketin sorumluluğunu milyarlarca yoksulun üzerine yıkmaya çalışıyorlar.

2025 yılında ülkemizde üretilen toplam 108.6 milyon ton kömürün sadece 9 milyon tonu ısınmada kullanılmış. Termik santraller 75 milyon tondan fazla, demir çelik fabrikaları ve diğer sanayi şirketleri de 12.3 milyon ton kömür tüketmiş. Kışı geçirmek için yaktığı bir iki ton kömürü bitmesin diye korka korka yakan işçi emekçi mi? Yoksa Kemerköy termik santralinde günde 21 bin 600 ton, yılda yaklaşık 8 milyon ton kömür yakan termik santral şirketi mi atmosfere daha çok karbon salıyor.

Zar zor sahip olduğu arabasına litresi 100 lirayı geçen yakıtı koyamayan işçi, emekçi, köylü mü? Yoksa yüzlerce beygir gücünde bilmem kaç bin cc motoruyla, yakıtı içer gibi tüketen lüks otomobillerin sahipleri mi atmosfere daha çok karbon salıyor?

Belediye otobüsüyle mesaiye giden emekçi mi? Yoksa çevreci görüntüsüyle bataryalarının yapımında yoğun enerji ve fosil yakıt kullanıldığı için daha yola çıkmadan yüksek karbon borcuyla başlayıp, her defasında fosil yakıtlı termik santralden üretilen elektrikle aracını şarj edenler mi daha çok karbon salıyor?

Evinde odasını aydınlatırken gelecek elektrik faturasını düşünen emekçi mi? Yoksa AVM’lerden rezidanslara, villalardan konaklara, boğazdaki yalılardan saraya kadar gecesinden gündüzüne harcadığı binlerce kilowatt elektrik için daha çok kömür yakılmasına sebep olanlar mı daha çok karbon salıyor?

Sobasında yakacağı odun için ihtiyacı kadar ağaç kesen köylü mü yoksa bir günde 6 bin zeytin ağacını kesen maden şirketi mi küresel ısınmaya sebep oluyor? Akbelen Ormanı’nı, yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarını korumaya çalışan İkizköy halkı mı yoksa başta İkizköy olmak üzere Muğla, Antalya, Trakya ve pek çok yerde acele kamulaştırma kararı ile ormanları, tarım alanlarını yok ederek ülkeyi kelleştiren AKP iktidarı mı küresel ısınmaya sebep oluyor? Çıkan yangında ormanlar yok olmasın diye damacanayla, traktör tankeriyle su taşıyarak yangını söndürmeye çalışırken ölen köylü mü? Yoksa orman yangınını fırsata çevirerek imara açan, otel inşaatı yapan iktidar ve otel patronları mı daha çok karbon salıyor?

Evinde ısınmak için kombisinde doğal gaz yakan bir emekçi mi yoksa doğal gaz santrallerinde milyonlarca kilowatt elektrik üretip kârına kâr katan enerji şirketleri mi karbon salıyor? Yetiştirdiği üç beş hayvanın sütünü, kurbanda etini satarak evini geçindirmeyi hayal eden hayvan yetiştiricisi köylüler mi yoksa ayağı çayıra çimene değmeden, betonun üstünde yedirdiği fenni yemlerle yetiştirdiği on binlerce hayvanla et dağları, süt stokları oluşturan tarım ve gıda tekellerimi sera gazına sebep oluyor?

Dünya insan eliyle değil petrolü, kömürü, doğal gazı çıkarırken ormanları, tarım ve yaşam alanlarını talan ve tahrip eden, gözü doymaz kan emiciler eliyle felakete sürükleniyor. Bu kan emiciler kârlarına kâr katsın diye milyonlarca ton kömür ve milyarlarca metreküp gaz yanıyor. Milyarlarca litre akaryakıt harcanıyor. Dünya insan eliyle değil, kâra ve ranta dayalı bu kara düzende emeği sömürdüğü gibi doğayı da sömüren kapitalistler eliyle bir felakete sürükleniyor.

Olur mu öyle şey? Üretilen bunca mal, demir-çelik, eşya vs. bunları bütün insanlar alıp, kullanıyor. Tüketerek siz de karbon salımına sebep oluyorsunuz deseler de inanmayın. Dünyada toplam nüfusun yüzde 1’ini oluşturan ultra zenginler lüks tüketim harcamalarının yüzde 21’ini yapıyorlar. Dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’luk kesimi, tüm harcamaların yüzde 50’sini yaparken, dünyada oluşan karbon emisyonlarının da yarısından sorumludur. En yoksul yüzde 50 ise dünyadaki toplam harcamalardan ancak yüzde 7 pay almaktadır.

Milyarlarca işçi emekçi olarak biz üretiyoruz. Ölümüne biz çalışıyoruz. Aç, açıkta kalan yine biziz. Fosil yakıtlı elektrik santralleri, fabrikalar, üretilen tüm mallar onların ve yaka, yıka azgınca tüketerek zevküsefa içinde yaşayan onlar.

Şimdi Antalya’da COP31 için toplanıp felakete sürükledikleri dünyaya timsah gözyaşı dökerek, küresel ısınmayı durdurma masalları okuyacaklar. Paranın kölesi olmuş siyasetçileri, bilim insanları, gazetecileri el birliğiyle iliklerine kadar sömürülen dünyanın içinde bulunduğu yıkımın sorumluluğunu, hepimize yüklemeye çalışacaklar.

Oysa ki; kapitalizm ve onun üretim ilişkileri sebep, küresel ısınma ve iklim değişikliği sonuçtur. Ekolojik yıkıma karşı mücadele de çevrecilerin mücadelesi değil başta işçiler olmak üzere emekçiler, köylüler olarak bütün bir işçi sınıfının burjuvaziye karşı yaşanabilir bir dünya, insanca yaşam, insanca çalışma koşulları için gelecek mücadelesidir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et