28 Eylül 2026 00:06

Çukurova, Çukurova olalı böyle zulüm görmedi

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Çukurova deyince akla tarım gelirdi. Çırçır fabrikaları, pamuk tarlaları, buğday tarlaları, narenciye (turunçgil) bahçeleri, zeytinlikler, üzüm bağları gelirdi. Bugün Çukurova denilince mandalina ve limon ağaçlarını kesen, pamuktan para kazanamadığı için vazgeçtiğini söyleyen, üzümü dalda kalıp maliyetinin altında satmak zorunda kalan, buğdaya emeğinin karşılığını alamayan, kilosuna 5 lira verildiği için toplamayıp şeftalisi yere dökülen köylüler konşulyor.

Ülke geneli 5,5 milyon ton turunçgil üretiliyor. Üretilen portakalın yüzde 60’tan fazlası, mandalinanın neredeyse yüzde 90’ı, Limonun yüzde 93’ü, greyfurtun yüzde 96'sı Çukurova’da üretiliyor. 2026 yılı ilk çeyreğinde ülke geneli turunçgil ihracatının yüzde 46,7'si Mersin’den ihraç edilmiş. Fakat bugün limonun dalda kalışını görenler, portakal mandalinaya da umutla bakamıyorlar.

Önceki yıl öne limon üreticisi köylüler ürettikleri limon dalında kalınca ağaçları kestiler. Geçen yıl zirai don narenciye bırakmamıştı. Bu günlerde erkenci limon hasadı başladı ama limona dalında 5 lira fiyat veriyorlar. Mersin’de limon üreticileri böyle giderse kimse limona bakmaz diyor.

Mersin’in Mezitli ilçesine balı Tepeköy şehrin şeftali üretim merkezi olarak bilinir. Köylü şeftalinin maliyetinin 13 lira olduğunu ama 10 liraya bile satamadığına isyan ediyor. Durumu fırsata çeviren meyve suyu fabrikaları ise şeftaliye 5 lira fiyat veriyorlar. Bir kasa şeftali satsan 1 litre mazot alamıyorsun diyen köylülerin şeftalisi dalında kaldı ve yere yere dökülüyor. Oysaki hallerde ortalama 45 lira marketlerde ise 75 ile 100 lira arasında satılıyor. Mersin Ziraat Odası Başkanı Musa Yılmaz, “Piyasadaki çiftçinin ürettiği ürünün ekonomik karşılığını düşündüğümüz zaman hiç konuşacağımız bir şey yok. Batmışız.” Diyerek durumu özetliyor.

İhracata üzüm yetiştiren köylüler, geçen yıl 50-60 liraya sattıkları üzümü bu yıl 20 liraya zor sattılar. Yerin 200-300 metre altından çekilen suyun elektrik faturası, budaması, bağlaması, ilacı, gübresi, mazotu derken elde var sıfır. Tarlada 18 ile 35 lira arasına satılan biber zincir marketlerde 100 liranın üzerinde satılıyor. Domatesi 21 liraya satan üretici köylü markette 90 liranın üzerinde satılmasına isyan ediyor. Domates güvesi için ilaca 5 bin lira veriyoruz, 6 defa ilaç veriyoruz 21 liraya domates satıyoruz, gerisini siz hesaplayın diyor.

Tarım Bakanlığının “tarım ürünleri piyasaları Pamuk raporunda” ülke pamuk üretiminde illerin sıralaması yazılırken Urfa, Diyarbakır, Aydın, İzmir, Manisa’dan sonra Hatay yüzde 7,8 olarak belirtilirken, üzerine romanlar yazılan, dizi ve filmler çekilen Adana pamuk üretimi sıralamaya bile girememiş. Adana'da Altın koza film festivali, Portakal Çiçeği Karnavalı, Mersin'de Narenciye Festivali bu üretimler sonucu olarak ortaya çıkmış, isim almış ama bugün ne pamuk üreticisi mutlu ne de narenciye.

Türkiye 2025-2026 sezonunda yaklaşık 700 bin ton lif pamuk üretimine karşılık 825 bin ton ile 1 milyon ton arasında pamuk ithalatı yaptı. Pamuk ekim alanı geçen yıla göre yüzde 15 azalarak 395 bin hektara geriledi. Pamuk fiyatı düştükçe, her yıl ekim alanları biraz daha azalıyor. Adana'da pamuk ekilen alan 58.000 dekara kadar düşmüş. Pamuğa 40 lira fiyat veriyorlar. Dekara 400 kg alınan pamuktan 16 bin lira kazanacak çiftçinin zaten maliyeti 15-16 bin lira.

Yaşar Kemal'in “Sarı Sıcak” öyküsü Çukurova’nın kavurucu sıcağı altında, ağanın buğday tarlasında çalışan ırgat Osman’ın yaşadığı zorluğu anlatıyordu. Şimdilerde ırgatlığın alası mevsimlik tarım işçiliği olarak devam ediyor. Ağalar tüccar, sanayici, ihracatçı oldular. Çiftçiler de bu kalantorlara hammadde sağlamak üzere borçlanarak üretim yapan sözleşmeli köleler durumuna geldiler. Çukurova buğday hasadına ilk başlayan ve fiyatın ilk açıklandığı yerdir. Fakat ülke buğday üretiminde ilk 10 il arasında Çukurova’dan giren il kalmamış. AKP çiftçinin 20 lira üzeri fiyat beklediği buğdayı, TMO’nun 16,5 liradan alacağını açıkladı. Ceyhan ticaret borsasında 14,8 ile 15,9 lira arasında fiyat veriliyor.

Tarımsal üretim böylede denizde balıkçılık farklı mı derseniz, o da farklı değil. Eylül itibariyle balık sezonu başladı. Balıkçılar denize açılacaklar yakıt masrafı, ağ giderleri, teknenin, tayfanın masrafları derken artan maliyetler ve azalan gelirden şikayetçiler. “Eskiden yakıt desteği vardı, şimdi yok. İran karidesi sıfır gümrükle ülkeye giriyor. Bizimki para etmiyor. Yakıt desteği olması lazım, av sezonu deniz ürünlerinde ithalatın durdurulması lazım” diyorlar.

Çukurova köylüsü limon dikti para etmiyor, bağ yaptı üzümü alan yok, şeftali dalında kaldı, pamuk, ayçiçeği para etmiyor. Araba değil, traktör lüks oldu. Kontağı çevirmek yeni borçlar demek oluyor. İthalat baskısı belini büküyor, her yıl bir sonrakine umut bağlıyor ama her yıl bir öncekini aratıyor.

Çukurova da çiftçinin durumu kötüde diğer yerlerde iyimi? Her yerde kötü. Bu yıl tarlasından, bahçesinden, serasından mutlu dönen, ahırından mutlu çıkan çiftçi yok. Herkes bu böyle gitmez, bir şey yapılmalı diyor ama başkasından bekliyor.

Saray iktidarı, Orta Vadeli Program (OVP) ile 2027’de tarım desteklerinin yerinde sayacağını ilan etti. Yakın zamanda başlayacak bütçe görüşmelerinde tarım desteklerini de OVP’ye göre meclisten geçirecekler. Ziraat odaları genel merkezi tüm bu süreçte, bu böyle gitmez diyor ama yerinde oturuyor. Çiftçinin içinde bulunduğu durum tamda “el, elin eşeğini türkü çalarak ararmış” misaline döndü.

İllerde ki ziraat odaları, köylü sendikasının şubeleri, en önemlisi de muhtarlar bir araya gelip, ülke çiftçisinin taleplerini dile getirip daha çok tarım desteği, girdilerin ucuzlatılması, tarım ürünlerine taban fiyat uygulanması ve taban fiyat altında fiyat dayatmanın yasaklanması, ithalat baskısının sona ermesi, sulama suyunun ucuzlatılması vb taleplerini dile getirmezlerse hep beraber daha derine batarız. Bizi kurtaran yok mu? Diye bağırmanın anlamı yok. AKP’de “sizi biz kurtaracağız” diye geldi ama oyu çiftçiden alıp hizmeti aracıya, tüccara, ihracatçıya bil cümle tarım ve gıda tekellerine yaptı. Yemi bizde yiyip yumurtayı tekellerin sepetine yumurtladı.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et