25 Ekim 2026 00:30

İmamoğlu’nun duygular üzerinden okuduğu siyaset ve işaret ettiği dönüm noktası

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Ekrem İmamoğlu’nun dört gün süren savunmasını, zengin içeriği ve derinliği açısından bir ‘manifesto’ olarak tanımlayanlar oldu. Duruşma salonunda olanlar İmamoğlu’nun memleket meselelerini ifade edişindeki doğallığı överken; siyasal diriliğini koruduğunu ve liderliğini bu savunma ile perçinlediğini söyleyenler de oldu.

Uzun tutukluluğun kısıtları içinde hazırladığı, kavramsal ve tarihsel karşılaştırmalar içeren savunmasındaki sahici tonu, Kürt meselesindeki zihin açıklığı, sonradan edinilmediği belli olan dindarlığını mücadelesine eklemleyiş biçimi, riskli konularda yorum yapmaktan kaçınmayışı, şimdiye kadar sağın fikri mülkiyetinde sayılan kişi ve değerlere sahip çıkışı, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına konuşmasında hürmetle yer verişi, yapay durmayan radikal siyasal dili ve söylediklerini parlatan duygusal tonu akıllarda kaldı.

Eksik bir biçimde sadece “Milletim ayağa kalk!” mesajı olarak yorumlanan savunmada, İmamoğlu’nun işaret ettiği siyasal dönüm noktasına ve önerdiği eylem hattına dair duygu-siyaset ilişkisi üzerinden birkaç cümle etmeden önce sözü kendisine bırakalım.

14 Ekim 2026

Ben buradan tüm muhalif düşünceye sahip insanlarımıza, tüm muhalefete sesleniyorum. Birbirinizden güç almalısınız. Bu vurgunculara karşı milletçe bir araya gelmelisiniz.

Kadınlar, gençler, onlar taşıdı bu ülkeyi. Hakkını arayan, örgütlenen, itiraz eden herkes bu yolculuğun ağır yükünü taşıdı, taşıyacak.

Bu yol dümdüz ilerlemedi, darbeler gördük, vesayetler gördük, partiler kapatıldı, seçilmiş siyasetçiler yasaklandı, sendikalar susturuldu, insanlar düşüncelerinden, kimliklerinden, inançlarından dolayı ağır bedeller ödedi. Ama bütün kesintilere rağmen millet yürüyüşünü durdurmaya çalışanları eninde sonunda yendi.

Kalıcı barış mahallelerde, sokaklarda kurulur. Aşağıda kurulur. Toplumun içinde yerel liderlerden, mahallelerden, kadınlardan, gençlerden, sivil toplumun ve farklı siyasi güçlerin katıldığı süreçlerde, yalnız masadaki taraflarca yürütülen süreçlerden çok daha kalıcı olur.

Gerçekten çok tehlikeli bir durumdayız. Benim endişem, yurttaşın umudunu kesmesi. Ama kesmeyin. Sizin damarlarınızda, sizin genetiğinizde demokrasi vardır… Totaliter düzenin tam olarak istediği sizin umutsuz olmanızdır. Umudunuzu kesmenizdir. Güçlü ve iradeli olun. Gücünüzü birbirinizden alın.

15 Ekim 2026

Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart’ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe.

Adnan Menderes’e, Fatin Rüştü Zorlu’ya, Hasan Polatkan’a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.

16 Ekim 2026

Türkiye’deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye’deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor.

Ve en kötüsü, hapishanenin siyasi hayatın olağan bir parçası haline getirilmesi. Ey halkım, bunu sakın kanıksamayın. Bu vurgunculara karşı birlik olun, bir olun, bir araya gelin.

17 Ekim 2026

Yoksulluk kaderimiz değildir. Adaletsizlik kaderimiz değildir. Korku kaderimiz değildir. Kutuplaşma kaderimiz değildir. Sinmek kaderimiz değildir. Bir kişiye esir olmak, kaderimiz hiç değildir. Gençlerimizin başka ülkelerde gelecek araması kaderimiz değildir. Kadınların kendilerini güvende hissetmediği bir ülke kaderimiz değildir.

Yurttaşın bir araya gelmesinden, konuşmasından, itiraz etmesinden, gösteri yapmasından, sevinmesinden, yas tutmasından korkmayan, meydanları ortak yaşamın kalbi olan bir Türkiye kuracağız.

Güçlü devlet yetmez, güçlü toplum gerekir. Huzurlu toplum gerekir, zengin toplum gerekir. Huzur dediğim şey sessizlik değildir. İnsanların korktukları için konuşmadıkları bir ülkeye huzurlu ülke denmez.

Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün Türk’ten şüphe etmediği bir Türkiye. Bir korku paranoyası var, bundan kurtulan bir Türkiye istiyoruz biz.

O meydanda Alevi’si, Sünni’si, Ermeni’si, Süryani’si, Kürt’ü, Türk’ü, herkes, Çerkez’i, Laz’ı, kimse kimseye sen neden buradasın diye sormadan neden birlikte olmayalım?

Dindar seküler yaşam tarzını tehdit saymayacak birbirine. Sekülerin dindarın inancından endişe etmediği bir Türkiye kuracağız.

Kim olursa olsun bu ülkede hakim, savcı, vali, kaymakam, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olabileceğini bilecek.

Bu ülkede hiçbir çocuğun kaderi, doğduğu evin imkanlarıyla sınırlı kalmayacak…

İlk kez bir kuşağın bir önceki kuşaktan daha yoksul olduğu bir Türkiye’yi biz kabul etmiyoruz.

Büyük bir seferberliğe ihtiyacımız var, çok geriye düştük ey dostlar… Bir aldatmacayla karşı karşıyayız. Uyan ey halkım. Ayağa kalk ey halkım. Harekete geç ey halkım. Sesini yükselt ey halkım.

Emeği merkeze alacağız. İşçinin, çiftçinin, memurun, mühendisin, öğretmenin, sağlık çalışanının, sanatçının, esnafın, girişimcinin emeğine değer vereceğiz. Emek kutsaldır.

Bu cumhuriyetin makbul vatandaşı olmayacak, makbul olmayan vatandaşı da olmayacak. Devletin karşısında boynu bükük insan değil, devletin eşit sahibi olan yurttaş olacak.

Kadınlar, hayatın her anında eşit ve özgür olacak. Tüm farklı inançların huzur içinde, eşit şekilde yaşamasının teminatı olan laikliği koruyacağız. Vatandaşları yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayırmayacağız.

Bu ülkede demokrasiye inanan herkesi göreve çağırıyorum. Cumhuriyete, bu ülkenin geleceğine inanan herkesi göreve çağırıyorum.

Bu ülkenin bütün muhalefetine, muhalefet partilerine sesleniyorum. Bu ülkenin en az yüzde seksenine sesleniyorum. O yüzde yirmi de benim sesimi duyuyor, eminim.

Kıymetli gençler, size sabredin demiyorum… Bu ülke sizin, hem de şimdi sizin sevgili gençler, şimdi sizin! Hayatta kalmakla yetinmeyin. Hayal kurun, soru sorun, itiraz edin, üretin, bilim yapın, sanat yapın, dünyayla yarışın, siyasete katılın.

Ben Türkiye’ye baktığımda yalnız bugünün karanlığını görmüyorum. Bu karanlığı dağıtacak milyonlarca genci görüyorum.

Ben umuda inanıyorum çünkü bu millete inanıyorum. Enerjisine, zekasına, vicdanına, çalışkanlığına, cesaretine inanıyorum.

Bu ülkenin geleceğini korku değil umut belirleyecek, kavga değil barış ve huzur belirleyecek, duvarlar değil köprüler belirleyecek. Türkiye hayalini hep birlikte kurduk ve mutlaka büyüteceğiz, mutlaka başaracağız!

İmamoğlu’nun duygular üzerinden okuduğu siyaset ve yaklaşan Yeni Parti kurultayı

Ekrem İmamoğlu’nun mahpuslukta geçen aylar içinde geliştirdiği savunması, merkez sol siyasetçilerden alışık olduğumuz ’siyaseten doğrucu’ dilden arınmış bir sahicilik içeriyor. Yukarıda yer kısıtı nedeniyle çok kısa bir bölümü alıntılanan savunma metni, uzman/danışmanlar tarafından hazırlanıp da siyasetçinin imzaladığı konuşmalara benzemiyor.

Fon yağmasından yargının araçsallaştırılmasına, derin yoksulluktan liyakatsizliğe ve daha nice yakıcı konuya değinen İmamoğlu’nun yaklaşımının tamamına politik ve hele de ideolojik bakımdan katılmak mümkün değil. Ancak siyasal konulara yaklaşırken duyguları seferber ederek ürettiği siyasal enerjiyi ve duyguları Erdoğan rejiminin tekelinden kurtarma çabasındaki yaratıcılığı görmemek olmaz.

İmamoğlu savunması boyunca iktidar aygıtının ‘nefret’i toplumsal kutuplaşma yaratmak için nasıl örgütlediğini ve ‘öteki’ kategorisini ‘korkutarak’ etkisizleştirme arzusunu başarıyla gösterdi. Duyguların kamusallaştırılarak silah haline getirildiği iktidar manevralarına karşı İmamoğlu, kitlelerin gündelik yaşam içinde her an hissettiği ‘acı’nın altını, onlardan siyasal eylem talep etmek için çizdi. Bununla da yetinmeyip, iktidar çevrelerinde unutulmuş görünen ‘utanma’ duygusunun, ‘sevgi’ ve ‘dayanışma’nın yeni ve ‘mutlu’ yarınlar inşa ederken nasıl yol açıcı olabileceğini somut örnekler üzerinden anlattı. İktidarın korku ve nefret üzerinden inşa ettiği duvara, acının öğreticiliğini, utanma hissinin sınırlayıcılığını ve duygusal bağlılıkların yarattığı ‘güven’ hissini sahiplenerek yüklendi.

İmamoğlu “Milletim ayağa kalk!” derken, bu çağrısını iyi duyguları direniş için seferber ederek, korku tuzağına meydan okuyarak, onları gerekirse daha önce yapmadıkları fedakarlıklara davet ederek yapıyor. Hayata eylemle müdahil olmanın çılgınlık, itiraz etmenin saçmalık, soru sormanın cesaret işi ve muhalif olmanın akıl dışı diye nitelendirildiği bir dönemde insanın iyi duygularına sesleniyor. Gelinen noktanın bir tercih anı değil zorunlu bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor.

Bilindiği gibi 14-15 Kasım tarihlerinde Yeni Partinin Birinci Olağan Kurultay’ı düzenlenecek. İmamoğlu’nun savunmasında, sık sık “Bunun neresi yeni?” sorusuyla karşılaşan Yeni Parti kurmayları için de gözden kaçırılmaması gereken ipuçları var.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et