18 Ekim 2026 00:30

Halk TV neden susturuldu? Biz ne yapabiliriz?

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Halk TV gibi yüksek oranda izlenen, iktidarı eleştiren yayınlarıyla bilinen bir yayın kuruluşuna yapılan polis baskını, ardından gelen gözaltılar ve sonrasında iktidar yanlısı Yeni Şafak gazetesi yazarının kayyım olarak atanması, Erdoğan rejiminin baskı politikalarında yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor. Operasyonun Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen “rüşvet”, “İhaleye fesat karıştırma” ve “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” gibi iddialara dayandırılması sürecin gidişatına ilişkin fikir veriyor.

Şafak baskınının Ekrem İmamoğlu’nun daha önce yaptırılmayan savunmasına başladığı güne denk getirilmesi de verilen mesajın bir diğer önemli boyutunu oluşturuyor.

İfade özgürlüğünü kısıtlama girişimleri ne yeni ne de sadece Türkiye’ye özgü

Türkiye’de iktidar yanlısı olmayan medya yoğun bir kuşatma altında. 2016’daki darbe girişimine kadar iktidarın medyaya ilgisi, kamu kaynaklarından aktarılan birikimle oluşturulan havuzlar, reklam gelirleri ve teşviklerle bağımlı bir medya manzarası oluşturmakla sınırlıydı. Bu dönemde temel öncelik, batan ya da batırılmış medyayı ele geçirmekle, hak ihlallerine ilişkin haberlerin yayımlanmamasını ve Erdoğan’a zor sorular sorulmamasını sağlamakla sınırlıydı. Aynı dönemde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), rahatsız olunan yayınlar için para cezaları, çok rahatsız olunduğunda ise yayın durdurma cezaları uyguluyordu.

Darbe girişiminden sonra, ardı ardına gelen yayın durdurmalar, gözaltılar, kayyım atamaları ve ‘çökme’ler birbirini izledi. Seferber edilen kamu otoritesi ve kolluk kuvvetleri eliyle medya ortamında korku iklimi egemen kılındı. Bu dönemin bir diğer özelliği nefret dilindeki yükseliş oldu. Bindirilmiş gazeteciler aracılığıyla medyanın kutuplaştırıcı işlevi artırılarak, özellikle Ak Parti’ye oy veren kesimin algısı kontrol altında tutulmaya çalışıldı.

Kontrol altındaki medya, Erdoğan rejiminin yargı kurumlarının yanı başındaki kritik konumuna bu dönemde yerleşti. Kamera önünde konuşanın ya da gazetede yayımlanacak yazısı için klavye başında oturanın yaşadığı tedirginlik, Türkiye’deki medya atmosferinin en belirgin özelliği haline geldi. Bunlar olurken görevlendirilmiş “gazeteci” ve “uzmanlar”la, trol mangaları boşaltılan alanlara hızla yerleşti.

Erdoğan rejiminin medyaya yönelik müdahalelerinin tipik özelliği, tıpkı Halk TV’nin kapatılması örneğinde olduğu gibi, soruşturmaların iletişim meseleleri üzerinden değil, ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet gibi mali konular üzerinden açılıyor olması. Ancak yasaların habercileri susturmak ve onları hedef haline getirmek için kullanılması sadece Türkiye’ye özgü, yani “yerli ve milli” değil. Bütün baskıcı yönetimler bizdeki RTÜK’e benzer organlarını, yargıyı ve kolluğu çıkarlarına alet ediyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan 2026 yılı ‘dünya basın özgürlüğü endeksi’ne göre, 180 ülkenin yaklaşık olarak yarısından fazlasında medya mensuplarının çalışma koşulları, “zor” ile “Çok ciddi sorunlar yaşanıyor” şeklinde sınıflandırıldı. Bu endekse göre Türkiye, gazetecilerin çok ciddi sorunlar yaşadığı ülkelerin başında geliyor.

Baskı korkunun işareti

Otoriterliğin yükseldiği ülkelerde basın özgürlüğü hızla geriliyor. Uzun döneme yayılmış tarihsel örneklere bakıldığında, rejimlerin iktidarı kaybetme korkusunun yoğunlaştığı dönemlerde basın özgürlüğüne yönelik saldırıların zirveye çıktığı görülüyor. Özellikle siyaset kanallarının tıkanıp, gazetecilik faaliyetlerinin halkın yararına işlev yüklendiği durum ve ortamlarda, iktidarlar yasal ve yasa dışı imkanları kullanarak, bir yandan kendi çıkarına hizmet eden bir medya tablosu oluşturmaya çalışırken diğer yandan muhalif medyayı yok etme girişimlerini artırıyor.

Baskı düzeyinin artması ve uygulayanların pervasızlaşması, gerileyen siyasal gücün işareti. Parlamentonun etkisizleştirildiği, bürokrasiden gelecek etik müdahalenin önünün kesildiği bir ortamda, ruhu satın alınamayan, itibarsızlaştırılamayan ve şu ya da bu yöntemle etkisiz hale getirilemeyen medyanın gücü iktidar sahiplerini korkutuyor.

Baskı sadece engellemiyor, şekillendirmeyi de hedefliyor

Muhalif kapasitenin kullanımını engelleme, baskı yöntemlerinin temel gerekçesi gibi görünse de baskıya uğrayanın zihninde oluşturulan hasarın ve kendisini yetersiz görmesini sağlayan sonucun da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Bu nedenle son yıllarda karşı karşıya olduğumuz baskıyı sadece muhalif iradeye engel olma, önünü kesme niyeti açısından değerlendirmek yetmiyor. Erdoğan rejiminin uyguladığı baskıyı yurttaş iradesini, bireyin duygu ve düşünceleri şekillendirme işlevi açısından da anlamlandırmak gerekiyor. Bu nitelikli fark ediş, baskıya karşı atılacak kolektif adımların başarılı sonuç üretmesi açısından önem taşıyor.

Yağmacı bir kapitalizmin, işçilerin, kadınların, gençlerin ve yoksulların toplumsal karar alma süreçlerine katılmasını zorlaştırma taktiklerini çözümlemenin yolu, yaygın sessizliği doğuran koşulları deşifre etmekten geçiyor. Baskının, bireyi aciz kılma yönündeki planlarına karşı bıkmadan, özellikle basın sektöründe örgütlü eylem kapasitesinin önemini vurgulamak gerekiyor.

Medyaya yönelik baskıya karşı ne yapabiliriz?

ABD’Lİ Feminist Felsefeci Marilyn Frye, 1983’te ‘baskı’ kavramı üzerine yazdığı önemli denemesinde baskı altındaki bireyi kafesteki bir kuşa benzetir. Frye’a göre kafesteki tek bir tele çok yakından bakıp, gördüğünüz şeyi bu dar odaklanma üzerinden kavramaya kalkarsanız, kuşun neden kafesin dışına uçup gidemeyeceğini anlayamazsınız. Ancak geri çekilip kafesin bütününe baktığınızda, kuşun neden hiçbir yere gidemediğini görebilirsiniz.

Bu fark edişten hareketle, medyaya uygulanan baskıya karşı ancak sorunun sömürüyü derinleştirme ve sömürüleni aciz kılma işlevine yoğunlaşan mücadele biçimleriyle sonuç alabiliriz. Baskıyı üreten isimlere ve kime uygulandığına odaklandığımız kadar, baskının kişileri nasıl güçsüzleştirdiğine ve ne yapma(ma)ya yönlendirdiğine daha yakından bakmalıyız.

Bu karanlık perdeyi yırtmak için; baskı altındaki medyaya sadece sözle değil eylem içinde sahip çıkmak, karartma çabalarına karşı yurttaş gazeteciliğini geliştirmek, tutuklu gazeteci aileleriyle dayanışma ağları kurmak, şeffaflık ve hesap verebilirliği yılmadan talep etmek, ortak değerler etrafında koalisyonlar kurmak, baskının bir acizlik göstergesi olduğunu unutmamak ve en önemlisi inat ve sabırla kitle iletişim kanallarını açık tutmak gerekiyor.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et