20 Eylül 2026 00:30

‘Ailem güvende’ operasyonlarının gerçek hedefi…

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Geçen hafta ‘Ailem Güvende’ adı verilen ve LGBTİ+ kurumlarını 15 ilde hedef alan operasyonlarda yüzlerce kişi gözaltına alındı. Gözaltıları protesto etmek için Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapan grup da yeni gözaltı ve tutuklamalarla karşılaştı.

LGBTİ+ derneklerine yönelik son operasyonlar mevcut iktidarın tarihi açısından bir dönüm noktası anlamı taşıyor. Onur Yürüyüşleri 2015’te Ramazan ayı gerekçe gösterilerek yasaklanmış ve o tarihten bu yana benzeri her etkinlik engellemelerle karşılaşmıştı. Ancak, AK Parti iktidarlarında LGBTİ+ örgütlerine yönelik hamleler geçtiğimiz hafta boyunca yaşanan düzeye hiç çıkarılmamıştı.

İktidar açısından bu konuda akılda kalan bir diğer dönüm noktası 2023 seçimleri olmuştu. AK Parti’nin 2023 seçim kampanyasında LGBTİ+ karşıtı söylemin, yoğun bir biçimde, kutuplaşmayı besleyen bir ötekileştirme aracı olarak kullanıldığına tanık olmuştuk.

Toplumsal cinsiyet eşitliği düşüncesinin, eş cinselliğin doğal bir cinsel yönelim olarak görülmesinin, kürtaj hakkının, okullarda cinsel sağlık eğitimi verilmesinin ve İstanbul Sözleşmesi’nin geleneksel aile yapısına tehdit oluşturduğu iddiasına dayanan kriz odaklı bir söylem, “biz ve onlar” karşıtlığı temelinde eyleme geçmiş bulunuyor. LGBTİ+ bireyler, toplumsal muhalefetin “yozlaşmış elitler” olarak tanımlanma çerçevesi içinde bir kez daha ama çok daha kapsamlı bir biçimde mağdur ediliyor.

Yalnızca Türkiye’de değil

Dünyanın farklı bölgelerinde, LGBTİ+ karşıtı kampanyalarda son yıllarda ciddi bir artış yaşanıyor. Üstelik bu yükseliş İsveç ve İngiltere gibi şaşırtıcı örneklerde bile şu ya da bu biçimde gözleniyor.

Ancak Macaristan, Polonya, Rusya, Belarus, Hindistan ve Gürcistan gibi bu konuda kötü üne sahip ülkelerde, LGBTİ+ grupların kamusal görünürlüğünün sistemli bir biçimde engellenmesinin ve hak taleplerinin meşruiyet dışı sayılmasının daha derin bir anlamı var. Bu gibi örneklerde, kendilerini halkın dinsel ve ahlaki değerlerinin savunucusu, çocuklara yönelik tacizin yegâne engeli olarak sunan siyasal iktidarlar, LGBTİ+ karşıtı söylem üzerinden toplumsal kutuplaşmayı besliyor. Ülkeden ülkeye farklılıklar gösterse de LGBTİ+ varlığı ötekileştirilerek toplumsal norm ve davranışlar üzerinde sıkı bir kontrol kurulmak isteniyor.

Bu hamleler elbette sadece dinsel ve kültürel gerekçelere dayanmıyor. Türkiye’nin de aralarında yer aldığı, konuya ilişkin önyargıların kuvvetli olduğu ülkelerde, toplumsal desteği zayıf görülen LGBTİ+ grubu üzerinden bölünmeler yaratılıp, iktidarın pekiştirilmesi hedefleniyor. Otoriter rejimler, dikkati toplumsal ve ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak için LGBTİ+ çevreleri günah keçisi ilan ediyor. Özellikle ekonomik kriz ve seçim dönemlerinde saldırılar zirveye çıkarılıyor.

LGBTİ+ bireylerin günah keçisi ilan edilerek hedef alınmasında, toplumun bu yöntemle maniple edilmek istenmesinde, bu grubun ‘kolay lokma’ olarak görünmesinin payı büyük. Azınlıkta olan ve toplumsal önyargılara sıkça maruz kalan LGBTİ+ varlığının hedef gösterilmesi belli ki iktidarların kolayına geliyor.

Saldırı söyleminde öne çıkarılan önemli bir motif eş cinselliğin toplumsal yaşamın doğal ve yerel bir parçası olmak yerine Batı’dan ithal edilmiş bir yozlaşma biçimi olduğu iddiası. Ulusal, dinsel ve kültürel değerlere karşı bir “dış kaynaklı tehdit”, “dışardan öğrenilen bir özenti hali” olarak tanımlanan LGBTİ+ yönelimine karşı, iktidarın kendisini tek ve zorunlu savunma zemini olarak kurgulayışı önemli.

İtirazın önemi

Çoğunluğun kulağına hoş gelen “aileyi koruma ve değerlere sahip çıkma” söyleminin baskısına ilkesel bir bakış ve itiraz geliştirmenin ve bunu hayata geçirmenin önemi büyük. Çünkü son operasyonlar, kutuplaştırma yoluyla muhafazakâr seçmen grubunun sağlamlaştırılması ve genişletilmesi hedefinden öteye geçen bir anlam taşıyor.

Burada seçim eksenli bir kutuplaştırma gayretinin yanında devlet aklı, toplumun bir kesimini “ahlaksızlık” suçlaması üzerinden kriminalize ederken yasalarda bulunmayan suçlar da icat ediyor. Yasa maddelerinde suç olarak tanımlanmamış eylem ve işlemler güncel ayrımlara ve kültürel tedirginliklere yedirilerek suç haline getirilip cezalandırılmak isteniyor.

Tek tipleştirme ve mutlak kontrol hattı üzerinden ilerletilen baskı çizgisinin şu anda bu korunaksız kategoriyle sınırlı tutulması kimseyi rahatlatmamalı. Türkiye’deki mevcut demokratik erozyon akılda tutularak, iktidarın güncel atmosfer ve ihtiyaçları üzerinden ürettiği öznel tanımlardan hareketle yaptığı operasyonlar, bir bütünsellik içinde değerlendirilmeli.

Kriz odaklı siyasetin korku salma ve günah keçisi yaratma eksenli politikalarının yarın başka grup ve kategorilere doğru genişletilebileceği ihtimali ve bugün yaşananların yarının provası olabileceği akıldan çıkarılmamalı. Sonradan “sarı öküzü vermeyecektik…” dememek için, kayıtsız ve şartsız olarak LGBTİ+ kurumlarının yanında durulmalı.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et