Borsa skandalında gölgede bırakılan
Önce Pusula Portföy’ün, ardından Tera Portföy’ün katılma payı iade ödemelerini yapamayacaklarını açıklaması sonrasında başlayan kriz çığ gibi büyüdü. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında toplanan ‘Finansal İstikrar Komitesi’ sorunun kredi ve likidite sıkışıklığından kaynaklandığını ve yapısal bir risk bulunmadığını açıkladıysa da finansal zemin derinden sarsıldı.
Yaklaşık 18 milyar dolarlık varlığa sahip olduğu tahmin edilen 131 fonda mağdur edilen yatırımcı sayısı, SPK tarafından 455.758 olarak açıklandı.
Günlerdir çok önceden işaretleri ortaya çıkan skandaldan kimin sorumlu olduğu, ilgili kamu kurumlarının neden önlem almadığı, başka konularda misliyle gösterilen teftiş, yargı ve kolluk ilgisinin neden bu konudan esirgendiği tartışılıyor. Fonlardan asıl kâr edenlerin siyasal bağlantıları üzerine, son derece kısıtlı koşullarda, iyi gazetecilik örnekleri veriliyor.
Ancak konunun isimler üzerinden değerlendirilmesini ve yolsuzluğun üzerinde yeşerdiği siyasal zeminin magazin detaylarıyla gölgede bırakılmasını kabul etmek mümkün değil.
Dar alanda kısa paslaşma değil, sahaya yukarıdan bakma zamanı
Yolsuzluk olgusunun siyaset araştırmalarındaki yeri merkezi bir öneme hiç sahip olmadı. Siyaset biliminin kapitalist algı çerçevesinde yazılmış kaynaklarında konu yapısal bir mesele olarak değil, bir uygulama sorunu, değerlerden sapma hali ve başarısızlık durumu olarak ele alındı. Yolsuzluklar, sermaye birikim sürecinin ‘vahşi çökme aşamaları’nı geride bırakmış ülkelerin sakin akademik ortamlarında gerekenden az ilgi görmeye devam ediyor. İlgi gösterildiğinde de çevre kapitalist ülkelere özgü bir patoloji olarak tanımlanıp, daha çok bu ülkelerden verilen örnekler üzerinden değerlendiriliyor.
Belki bundan daha da kötüsü, yolsuzluğun toplumsal gerçekliklerden ve yapısal sömürü mekanizmalarından kopuk bir biçimde, bireysel davranış düzleminde ele alınması durumu. Bu açıdan yaklaşanlara göre yolsuzluk, ideal durumdan bir sapma hali ve her yerde aynı biçimde yaşanıyor.
Oysa yolsuzluklar içinde ürediği toplumsal ortam, tarihsel deneyim ve sınıf dinamiklerinin izini taşıyor ve ancak bunlar dikkate alınarak anlamlı bir biçimde değerlendirilebilmesi mümkün. Yolsuzluk pratikleri ancak kamu güvenini kötüye kullanan kişilere, görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerine, yapılmayan teftişlere, verilmeyen cezalara ve çökülen para miktarına bakmakla yetinmeyen, bu durumun içinde hayat bulduğu yapısal koşullar ve kayırmacı ilişkiler analiz edilerek anlaşılabilir.
Skandal derinleşirken
Yaşanan finansal felaket, kamu görevinin ya da bir yetkinin özel çıkar için kötüye kullanılması tanımının ötesine geçmiş bulunuyor. Alınacak tutumun da buna göre şekillendirilmesi gerekiyor.
Öncelikle ‘borsa yatırımcısı’ denildiğinde akla gelen indirgemeci şablonlardan uzak durulmalı ve 455.758 mağdurun tamamının bir eli yağda bir eli balda kişiler olduğu düşünülmemeli. Sürdürülemez hale gelen ekonomik varoluşunu sürdürebilmek, yığılan kredi kartı borçlarını, çocuğunun okul taksitini ve yurt giderini, ana, babasının sağlık ödemesini karşılayabilmek için üç beş kuruşunu bu yolda kaybedenleri eleştirme hakkımız olsa da bunlara sırtımızı dönemeyiz. Yoksulluk sınırının çok altındaki maaşına katkı için, başka çaresi kalmadığı için oturduğu evini, tarlasını satıp da fonlara para kaptıranların dramını görmezden gelemeyiz.
Öte yandan, yolsuzluğun her yerde aynı anlama geldiğini düşünenlerin siyasal vasatlığına teslim olamayız. Bir merkez kapitalist ülkede yaşanan borsa kriziyle bizdekini özdeşleştirme kolaycılığı, buna karşı yürütülecek mücadeleyi de yanlışa sürükleyecektir. Bizde olduğu gibi, yargı ve yasamanın, yürütmenin mutlak kontrolünde olduğu, parti ve devlet yönetiminin iç içe geçtiği, bilgi asimetrisinin zirveye çıktığı bir ortamda yapılan devasa bir yolsuzluk, demokratik değerlerin bu kadar aşınmadığı bir ortamın ölçütleriyle anlaşılamaz. Bu nedenle, gücünü siyasal ilişkilerinden alan gündemdeki yolsuzluk örneğine karşı üretilen siyasal irade, bürokratik önlem talepleriyle sınırlandırılamaz.
Sorunun yapısal kaynağını gözden kaçıran yüzeysel yaklaşımların, yolsuzluğu ‘kader’ olarak gösterme ve aşılması konusunda umutsuzluk yaratma tehlikesi de akıldan çıkarılmamalıdır. Sadece yüzeyde ve görünür olana odaklanan bir anlatının insanlara yolsuzluğa son verilemeyeceğini düşündürtmesine izin verilmemelidir.
Bu doğrultuda, siyasal iktidarın borsa zeminini nasıl araçsallaştırdığını, nasıl partizan çıkarları uyarınca yönettiğini ve bütün bunların siyaseten hayatta kalma hedefine nasıl uyarlandığını görünür kılmak gerekiyor. Siyasal bağlantıları güçlü firmaların ayrıcalıklı erişim imkânlarını ve nasıl daha güçlü bir konum elde ettiklerini göstermek gerekiyor.
Açlık düzeyindeki yoksulluk ortamında, sermaye piyasalarının talanını, faillerini ve yöntemlerini bilsek de gasbettikleri kaynağın gerçek miktarını bilemediğimiz dolandırıcılık sistemini ve bir bütün olarak Türkiye'de otoriter kapitalizminin geldiği noktayı görünür kılmaktan ve ona karşı direnmekten başka çaremiz yok.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et