24 Ekim 2026 00:10

Platon’dan bu yana alıntılarla…

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Yeterli derecede eğitime sahip olmalısın ki çevrendeki insanları gereğinden büyük görmeyesin; fakat bilgeliği sağlayacak kadar da eğitimin olmalı ki onları küçük görmeyesin.

M. L. Boren

Popülist otoriter lider yaratma formüllerinde geçer: Önce halkı temsil ettiğini beyan ederek elitizme savaş aç, sonra eğitimi elitlik olarak kodla ve cehalet yayılımının hızını seyreyle. 

Bunu modern dünya kitaplarının yazmasına gerek yok 2 bin 400 senelik öğreti, Platon söylemişti: “Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”

Bunca yıldır en çok zarar gören sistemin eğitim olması tesadüf değil. 

Ne demişti Montaigne: Eğitim görmüş halkı bir yöne sevk etmek kolay, sürüklemek güçtür; idare etmek kolay, köleleştirmek imkansızdır.

Hayat kalitemiz yeme, içme, barınma kadar insan ilişkileri açısından da oldukça düştü. Eğitim kalitesi insan kalitesini o da iletişim kalitesini etkiliyor.

Şimdi size bu haftaki taze iki yazışma örneğini noktasına dokunmadan alıntılayacağım.

1- E-posta üzerinden banka çalışanı yetkili isimden geliyor, ticari işlemlerle ilgili bir sıkıntı üzerine yanıt:

“Bunla ılglı bır kayı acıyorum .

Açıkçası kontrl ettgm de bı eksıklıgk gö remedm  .

Kayda gore sıze bılgı verecegm . bılg”

Hiçbir satırına, harfine dokunmadım. Müşterisi ile kriz yönetmeye çalışan üniversite mezunu, nispeten kıdemli birinin yazılı üslubu.

2- Bir internet sitesinden bulduğum ustanın, işini çok düzgün yapması sebebiyle siteye bıraktığım olumlu yorum üzerine WhatsApp üzerinden gelen mesaj:

“Mesaj yoluyla mesai saatleri içerisinde rahatsızlık verdiğim için öncelikle özür dilerim.

Kıymetli yorumunuz için teşekkür etmek istedim, saygıdeğer insanlarla çalışmak işimizin en güzel yanı. 

Sizin önereceğiniz her işte, referansınızı gözeterek hizmet vereceğimizden emin olabilirsiniz.

Saygılarımla.”

Eğitim, iktidar politikalarıyla bayır aşağıya gidiyor olabilir. Bir sistemi ayakta tutmak için etrafına istinat mahiyetinde etik duvar örmek gerekir.

Dost acı söyler, bunca zamandır altını çizdiğimiz bir gerçeklik artık göze batar bile değil, göz kanatır oldu. İşçi sınıfının temsilcisi görülen mavi yaka çeşitli sektörlerde hakları için her koşulu zorlayıp direnirken, konforlu yaşamı kaybetmeme adına sessiz kalan ve susmaya alışan beyaz yaka, hayat kalitesi, iletişim kalitesi açısından ve kalifiye anlamda mavi yakanın gerisine düştü bile. Kendi konforundan geriye hiçbir şey kalmadığının da farkında değil. Şirketin verdiği araç, özel sağlık sigortası ancak iş akdi devam ettiği sürece sağlanan geçici bir konfor. Çocukları da kapsayan bir geleceğin kurtarıcısı değil. Alınan maaşlar, kıdem ve mevki ispatı görülen marka kıyafetlere, teknolojik aletlere, pahalı öğlen yemeklerine harcanırken, bu gereksiz rekabetten geriye koca bir geleceksizlik kalması eli kulağında bir ekonomik krize bakar.

Fransa’da fitili ateşlenen isyan, kamu bütçesinde eğitim harcamalarının kısıtlanması üzerine çıktı. Liselilerin eylemine sendikaların, itfaiyecilerin, akademisyenlerin desteği ile büyüdü. Şimdilerde provokasyonda yakalanan sivil polisler konuşuluyor. Aşırı sağ, her toplumsal tepkiyi göçmen karşıtlığına çevirip kendisine oy olarak evriltmeye teşnedir. Avrupa’dan film gibi görüntülere bakarak iç çeken milyonlar varken aramızda, kaç kişi gözlemliyor çalışan yöntemleri ve yaklaşan sorunun ne olabileceğini? Fransızların Opération Escargot adını verdikleri 1970’lerden kalma bir sivil itaatsizlik yöntemi. Fransa’da da trafiği bilerek yavaşlatmak ya da durdurmak suç. Araçlar toplu şekilde trafiğe çıkıyorlar, minimum hızı aşmadan ve sürekli şerit değiştirerek trafiği kilitliyorlar. Bunu gelişen teknoloji ile harita üzerinde internette yayımlıyorlar. Kimse de “Dur o yolda salyangoz operasyonu var, girmeyelim trafik olur” demiyor. “Aracı parktan çıkar da bari salyangoz operasyonuna dahil olalım” diyorlar. 

İş yerleri işe geç kalana ihtar vermiyor, işe yetişmek için protestoculara saldıran da olmuyor. 

Meydanlar polisin kitleyi dağıtmasına müsait diye bine yakın toplanma noktası belirleniyor. Böyle olunca kolluk sayısı bölünüyor ama eylem ayağına geldi diye mahallelerde katılım artıyor. Çeşitli kostümlerle clown effect, palyaço etkisi ile kolluğu şaşırtmayı düşünen de var, bisikletine mixer monte edip korteji dev bir partiye çeviren de. Fransızlar tüm tuşlara basarak deniyor. 

Tekerrürü yenmenin yolu Einstein’in dediğinde saklıdır: ”Düşünce kalıplarımızı değiştirmeden, mevcut düşünce kalıplarımızla yarattığımız sorunları çözemeyiz.” Şimdi eylemlerin belirli taleplere oturtulup kazanım hedeflenmesi kısmı var. İşte burada organize olunamazsa yaşanılan tüm o destansı başkaldırı, faşizmin ekmeğine yağ niyetine sürülme riskiyle karşı karşıya kalacak. Edison’un sözünü de atlamayalım: ”Hayattaki birçok başarısızlık, pes ettiklerinde başarıya ne kadar yakın olduklarının farkına varmayan insanlardan kaynaklanır.”

Kontrollü ve sürdürülebilir eylemliği nasıl sağlayacaklar göreceğiz.

Gelelim kendi toprağımıza; biz de bir şeyleri savunmak istiyoruz ama nasıl?

Gerçekten bir değişim mi istiyoruz yoksa yaşanılan travmalardan ve üzüntüden uyuşmuş bir halde, bildiğimiz yöntemlerden şaşmadan bilmediklerimizi de göğüsleyebileceğimizi mi sanıyoruz hâlâ?

Ne kadar yüksek korku duvarlarımız da atlayamıyoruz üzerinden? Çok dava, çok haksızlığa parça parça dağılmış tepkilerimiz bölünerek azaldığında birer tuğla mı oluyor o duvara?

Elimizi vicdanımıza koyalım: İktidarı yapacaklarından yarım adım geriye götürmek için kaç basın açıklaması gerekir? Hangi miting değiştirir bir yargı sonucunu?

Muktedir izansızlık çıtasını arşa koymuşken ve her birimizin yumuşak karnını ayrı ayrı tespit edip yumruk esirgemezken bizim kararlılık çıtamız nerededir?

Avrupa genel grev şiarı ile dalgalanırken bizde cümle içinde geçmeme sebepleri nelerdir? Beyaz yaka bu üretimden, tüketimden gelen gücü kullanma cümlesinde neden kendini özne hissetmez?

Bizler, vicdan yükümüzü taşıyamama endişesiyle mi yoksa vazifemizi savmak temennisiyle mi yorgun bacaklarımızla yüzer yüzer haydi bilemedin en fazla biner biner çıkmaktayız alanlara?

Kararlılık neden hissedilmiyor hali tavrımızda? Robbins der ki: “Gerçek bir karar, yeni bir eylemde bulunmuş olmanızla ölçülür.”

Bu muhafazakarlık fırtınasından bence hepimiz yaralandık. Her kötülük yeniden yinelenirken hiçbir yeni iyilik görmedik senelerdir

Bu cumartesi, basın örgütlerinin çağrısı ile çoğu ilde basın emekçileri sokakta olacak. Ben de gideceğim. Bir öz eleştiri: Bir karşılık beklentim olmadan, tepkisizlik batağına düşmemek adına ve mevzu bahis vicdan muhakemesi sebebiyle. Bugün yandaş medyada yer almayan her bir gazetecinin tanıdıklarının en az yüzde 30’u cezaevi gördü.

Ancak yeni bir harekette bulunmadıkça, şaşırdığımız kadar şaşırtamadıkça, sonuç alacağımıza dair inancımı ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bir şey yapmalı evet ancak akla nasıl geldiğine aklına gelen bile şaşmalı.

Ve belirsizlikten çatladığımız şu çağda, Drucker’in sözü ile veda edeyim:

“Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yaratmaktır.”

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et