19 Eylül 2026 08:00

Dirayet-taannüt

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şod

Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şod

"Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrûmiyyetten ve ayrılıktan hâsıl olan yanmalarla geçti."

Mevlâna

Zinhar eşit olamadığımız şu dünyada kadın olmanın güzellikleri yine de var.

Dünyanın her yerinde bir kız kardeşlik var, illa zor anda mücadele için dayanışmak anlamında da değil, daha geniş.

Bir kadın vasatın dışına çıkan güzel bir giysi giyerse yolda durdurur överiz, ‘parfümü güzelse teninize çok yakışmış’ deriz, ‘saçların ne güzel olmuş, topuzu nasıl yaptın’?

Restoran bar tuvaletlerinde flört tüyoları fısıldaşırız, birbirimizin makyajını düzeltiriz. Tampon, ped isteriz rahatça.

Bunca mezbelede çiçek gibi açmış bir kadına kendimizce su veririz, ataerkinin övmediği bir cesareti sezeriz tanımasak da birbirimizde, sana helal olsun deme yöntemimizdir tanımadığımız kadınlarla bu övgü hali.

Pazarda birbirimizin kulağına eğilir, iki tezgah ötede iyi domates daha ucuza diye fısıldarız. Bir deneme kabininden çıkıp tanımadığımız bir kadına yakışmış mı diye yorumunu sorarız ve yanıtını ciddiye alırız.

Çantasında para ararken zorlandığında bebeğini tutarız, tuvalete gittiğinde eşyalarına göz kulak oluruz. Yolu en çok birbirimize sorarız biz.

Güvenliği hep hor görülmüşler olarak birbirimizi kollarız.

Birbirimizi seçip bir arkadaşlık kurduğumuzda buluşup ne de kolay saçmalarız. Başımıza gelen her şeyin absürtlüğüne inat saçmalık iktidarını ele alırız. Dış dünyadan kendimizi koruyan bir fanus yaratmış gibi kahkahalarla güleriz. Patriyarkanın tüm yargıları dışarıda kalır. Klişe erkek yargısı yalnızca saç boyası ve dedikodu sanar konuşulanları. Oysa dünyanın tüm dertleri rahatlıkla dile getirilir, itinayla hafifletilir. Bazı mevzulara yalnız ve yalnızca kadın kadınayken gülünebilir.

İcatlar çıkarırız kendimize, oyunlar, niyetler, faaliyetler uydururuz. Kadın kadını bulduğunda sıkılma kelimesi silinir lejanttan:

Hikayelerimiz bitmez hepsi birer feyz ya da ibrettir, öğreniriz birbirimizden.

İmeceden yüksünmeyiz. Birlikte ayıklanan fasulyeye, boyanan duvara, yıkanan halıya, kesilen erişteye, taşınan eve şen kahkahalar eşlik eder.

Düzen bizi ayıpla terbiye ettiğinden öyle erkekler gibi küçükten beri birbirimiz yanında çırılçıplak kalmayız, kapısı açık tuvaletlere işemeyiz.

Lakin refakatçi gerektiğinde hastalık anında, şakalarla koyarız ördeği arkadaşımızın altına, tiksinmeden, yüksünmeden, ona kötü bir anı bırakmamaya özenerek.

Lohusalığında, menopozunda ruh halini sineye çekeriz, güldürürüz, geçer umuduyla.

Beraberken her şey biraz daha kolaylaşır, insan en çok en yakın kız arkadaşıyla huzur bulur.

Demem o ki, özentiyle, seçerek cinsel yönelim değişebilseydi, ataerkinin dayattığı koşullar içinde bu ülkede heteroseksüel kalan kadın sayısı bir elin parmağını geçmezdi.

Ruhumuzu açtığımız bir kadına yatağımızı da açar, mis kokulu dertli toplu evimizde, adil bir iş bölümüyle neşe içinde sürerdik yaşamlarımızı, birbirimizi yükselte yükselte.

Olmuyor işte öyle niyet etmekle. Fıtrat bu fıtrat.

LGBTİQ+ için yazılan nefret cümlelerini dile getirebilenler hiç düşünmüyorlar mı aksi mümkün olsa kim ister şu ülkede bir ömür ayrık otu muamelesine maruz kalmayı?

İşsizliğe, ötekileştirilmeye, sosyal tecride, cezalara, yasaklara maruz kalmayı neden bir özenti uğruna seçsin insan? Maslow piramidinde, ihtiyaç listesinde bir seviye olabilir mi hiç “var olmak”?

Her şey zaten insanın var olması üzerine.

Bir bebek iki yaşına geldiğinde sormaya başlar: Bu ne? Bulut, dersin sorar: Neden? Yeri gösterir "Bu ne?" Taş dersin, sorar: Neden?

Çocuk büyür ve diğerlerinden farklı olduğunu düşündüğünde sormaya başlar: Neden? Cevabı bulduğunda kimliğini bulur.

İnsanların cinsel yönelimlerini yasaklamak, neden sorusunu yasaklamak demek. “Sen kim olduğunu sorgulama, sana çizildi bir hayat, ne buyurulduysa öyle yaşa.”

Neden sorusu tüm bilimlerin konusu, bilimi de yasakla.

Kol kırılsın yen içinde kalsın, kalbin kırılsın kaburgan içinde kalsın, can kırılsın failin serbest kalsın, ömrünü yesinler lakin yanlış hep sende kalsın.

Hiç kimsenin hiçbir konuda güvende olmadığı şu dönemde, Ailem Güvende tabirine girmeyeceğim bile. Zira lafı eline alsa hıncından duramaz yazar insan altı yüz sayfa, örnekleriyle.

Ülkede her geçen sene deist sayısı artıyor. Çünkü insan sorar: Neden sevgisizlik istesin Tanrı, neden düşmanlık ödüllendirsin?

Öte dünya cennetinin kapıları, bu dünyayı başkasına cehennem kılanlara açılacak olabilir mi? Yaratılanı yaratandan ötürü severiz diyenlerin hariç tuttukları listesi sevdiklerini geçti.

Sahi bu memlekette sevgi artık neydi?

Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun... Şu coğrafyada âdettendir, aşk yasaklandıkça büyür.

Koskoca Mevlâna söylesin son sözü:

“Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret! Güneşle aya gurûbdan hiç ziyan gelir mi? Yere, hangi tohum ekildi de bitmedi? İnsan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun? Toprağa konulduğumu sanıyorsun değil mi? Ayağımın altında bu yedi gök vardır.”

Dirayet diliyorum: Bu imtihan ise taannüt görsünler, aşka memnu diyenler imbisat görsünler, ukubet yağdıranlar nikbetleriyle yüzleşsinler.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et