3 Ekim 2026 00:15

Bir gün sileceklerini bile bile

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Bazı günler böyledir, sığınacak bir saçak altı bile bulamaz insan. Kızmam kendime de kimseye de. Kolay zanaat değil, yirmi yıldır her sabah bir vesile bulup tutundurduk kendimizi hayata. Yük ağırlaşıyor her geçen gün, bel bükülür arada dizler dayanmayabilir.

İnsanın içinden geçeni yazamadığı gün oluyor. Otosansür sanılmasın zinhar, okura saygıdan.

Kimse saygın bir gazete köşesinde sıralı küfür okumayı tercih etmez diye. Kendime de yakıştırmıyorum ama aklım susmuyor başımın içinde.

Fikirlerim vardı zihnimde, günlerdir besliyordum ince ince. Bir kahve koyup bembeyaz bir sayfayı açıp balkona bakan masamda rahatça yazacaktım.

Dar zamanlarda aklımı başımda tutmak zorken yazı yazmak için bir yöntem icat etmiştim. Birkaç ay her yazı yazmaya oturduğumda bir şarkı listesi açtım.

Bu listeyi bende anısı olmayan yabancı dilde parçalardan hazırlamıştım. Dikkatimi dağıtmasın diye. Pavlov’dan esinlendim, bilim ne güzel şeysin.

Birkaç ay sonunda şarkı listesini açtığım an yazı su gibi aklamaya başladı. Koşullandırdım kendimi.

Bugün işte o listeden Michelle Gurevich'ten “Good Bye My Dictator” çalarken gözyaşlarımı tutamadım. Kulağım sözleri duyuverdi, anlayasım tuttu her bir satırı.

Üzüntüden değil, çoktan bıraktım üzülmeyi. Hiç hazzetmiyorum bu histen. Uyuşturuyor insanı, sen toparlayana kadar yeni bir üzüntü vesilesi araya giriyor. Böylece bir sonraki üzüntü durağını bekleyen kederli yüzler, düşük omuzlar. Üzülünce yapılması gerekeni yapmış sanrısına kapılıyor insan. Üzüldün çünkü insansın, ne yapasın? Lakin insan olmanın tek meziyetine indirgenince üzüntü, insanlığın en büyük uyuşturucusuna dönüşüyor. Keyif vermeyen madde bir nevi. Öfkeden doluyor gözlerim. Akacak yer bulamayan öfke dişlerimi kırıyor nicedir. Zırt pırt açılan davalarda karınca incitmemişler “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten yargılanırken, öfkeye tahrik edilmiş ve öfkesi içinde patlamış benim gibi milyonlarca insan bedenimizi yiyoruz içten içe, beynimizi kemiriyoruz.

T24 kapatıldı bir günde. Erişime engellenen binlerce hesap gibi. Şu yazıyı nasıl yazdığımı ben biliyorum, 2009’dan beri var olan bir gazetenin içinde kaç kişinin kaç yüz bin kere masanın başına böyle oturmuşluğu var.

Aklımızda kalan güzel cümleler, büyük haberler, iyi analizler, referans noktalarımız bir günde gitti. Giden gazete değil ki toplumsal hafıza. Elbet bizi kızdıran yazılar da olmuştur. Kime neden kızdığımız bile silindi tarihten anlayacağınız. Gazetemize 2013’teki köşemde aşk yazdığım olmuş, 2017’de kuşların maharetini anlatmışım, 2018 seçimlerinde seçmen analizi yapmışım, her birine nasıl çalıştığımı biliyorum. Onca yazarın emeğini hayal ediyorum, kendi kişisel değişimlerinin, gelişimlerinin yıllara yayılan yansıması, ülke tarihi, hafıza nasıl gider bir günde?

Kapatılan sosyal medya hesaplarının hepsi kişisel arşivler. Bir zamanlar ne düşündüğümüzü, 2012’nin mart ayında nerede ne yaptığımızı, 2020’nin 4 Ekim’inde nerede olduğumuzu merak ettiğimizde girip ulaştığımız ajandalarımız

Ortada bir sebep yokken, sen sensin diye gelip geçmişini siliyorlar. Şu sanal aleme bıraktığın nice izi, haberin bile olmadan bir gecede yok ediyorlar. 

Susuyoruz, yenisini açıp dewamke.

Fon olayı büyüyor. Zenginin malı züğürdün ömrünü yiyerek dağa dönmüş. Bu tutmuş, bu yemiş, bu hani bana demiş ve bunların hepsi meğer kardeşmiş.

Birbirlerine hesap sorsunlar diye bekleyeceğiz. Olmazsa ilk seçimde biz hesap soracakmışız.

İnsan olmanın tek meziyeti üzüntü değilse yurttaş olmanın tek hakkı da oy değil ki?

Yüzbinlerce insan depremde ölüyor, tam sayıyı hiç bilmiyoruz, seçimi bekliyoruz.

Çocukların sıfatı işçi olmuş, iş cinayetlerinde ölüyor, seçimi bekliyoruz.

Emekli memur meydanda kendi kafasına sıkmış, LGBTİ+ hakkında köşe yazmak bile suç olmuş, her gün bir kadın, kadın olduğu için öldürülüyor, toprak gitmiş, maden bitmiş, hasat yok, koylar satılmış, ormanlar yakılmış, dolap boş, kasa eksilerde, dolandırılmışız deniliyor ki seçim 2028'in 16 Nisan’ına alınabilirmiş.

İnsanın telaffuz edesi gelmiyor ama biliyoruz değil mi birçoğumuz göremeyeceğiz 2028’in nisanını...

Bir iş cinayetinde, bir depresyonun batağında, bir trafik kazasında, bir kör kurşunda, ulaşamadığımız sağlık hizmeti yolunda yitip gideceğiz, sele kapılabilir, çığ altında kalabilir, yanabilir, yakılabilir yine bir depremde yok olabiliriz. 

Bizi kim ikna etti tek demokratik hakkımızın seçim olduğuna ve ömürlerimizin hiçbir kıymeti bulunmadığına?

Sorgu, yargı, tutukluluk hep mi kaderimiz, failler için talebimiz olamıyor mu bir kez de?

Biz hep mi yanıt arayacağız, sağlam soru soramıyor muyuz bir araya gelip?

Bir soru da biz bırakalım ortaya, yanıtı sorunu yaratan düşünsün. Sorunun önemini 9 Kasım 2024 tarihli yazımda yazmıştım. Gazetemizin sitesi açıkken girip arşive bakılsın diye buraya alıntılamayacağım.

Bazen bir soru, sayfalarca kürsü konuşmasından güçlüdür. Aynı soruyu milyonlarca kişi doğru şekilde sorabilirse gürz olur, çığ olur, yumruk olur.

Soru sormak da demokratik haktır. Yolu da milyonlarcadır.

24 senenin buyurun seçim listesi:

3 Kasım 2002: 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimi

28 Mart 2004: Mahalli İdareler Genel Seçimi

22 Temmuz 2007: 23. Dönem Milletvekili Genel Seçimi

21 Ekim 2007: Anayasa Değişikliği Referandumu  

29 Mart 2009: Mahalli İdareler Genel Seçimi

12 Eylül 2010: Anayasa Değişikliği Referandumu  

12 Haziran 2011: 24. Dönem Milletvekili Genel Seçimi

30 Mart 2014: Mahalli İdareler Genel Seçimi

10 Ağustos 2014: 12. Cumhurbaşkanlığı Seçimi  

7 Haziran 2015: 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi

1 Kasım 2015: 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimi

16 Nisan 2017: Anayasa Değişikliği (Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi) Referandumu  

24 Haziran 2018: 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi

31 Mart 2019: Mahalli İdareler Genel Seçimi

23 Haziran 2019: İstanbul ara seçim

14 Mayıs 2023: 28. Dönem Milletvekili Genel Seçim,

28 Mayıs 2023: Cumhurbaşkanlığı 2. tur

31 Mart 2024: Mahalli İdareler Genel Seçim

24 senede 18 kere sandığa gittik. 

Bize bırakılan tek demokratik hak olan seçim, seneler geçtikçe bizi demokrasiye ne kadar yaklaştırdı değil mi?

Geride kalan bütün haklarımızı ona havale ettik yükü ağır, bir başına bir oya kaldı işimiz, senelerdir. Yarınımızı tek bir saç teli tutuyor neredeyse ayakta, ne yapalım şimdi?

Seçimi mi bekleyelim? Yoksa maden, depo, tekstil işçileri nasıl hak alıyor ona da bir bakalım mı?

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et