Korkun, tabii korkacaksınız!
“Bu küçük bir ayaklanma değil, tam anlamıyla bir devrim gibi.” Dünya gericiliğinin bayraktarı Trump, Fransa’da olup bitenleri böyle değerlendiriyor. O bunun nedenlerini hiç düşmanlığını saklamadığı göçmenlere bağlıyor. Elbette ülkeleri Trump gibilerinin devletleri tarafından yakılıp, yıkılan, kopup geldikleri ülkelerde de dışlanmaya, ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalan göçmenlerin de bu eylemlere katılmalarında daha doğal ne olabilir? Ama sorun onlar değil ve sorun gerçekte çok derinlerde. Avrupa’nın ve dünyanın diğer coğrafyalarında yaşananlar, yaklaşık yarım asırdır işçi ve emekçilerin üzerinde uygulanan, neredeyse son 20 yıldır da zirveye ulaşmış olan ekonomi politikalarına duyulan tepkinin isyana dönüşmesidir. Genel olarak neoliberal politikalar olarak adlandırılan bu politikalar hemen hemen her ülkede aynı reçetelerle uygulandı. Özelleştirme saldırısı eğitimi, sağlığı, ücretleri, sosyal hakları budadı, işçi ve emekçiler için yaşamı ve çalışma koşullarını çekilmez hale getirdi. İşçi ve halk hareketleri zaman zaman yükselen bir mücadele ve direnişe geçmesine karşın, bu büyük sermaye saldırısını bazen duraklattı, ama püskürtemedi. Direniş ve mücadelenin zayıfladığı, geri çekildiği her an, her ülkede farklı adları olan, ama uygulamaları aynı olan iktidarlar saldırılarını kaldıkları yerden sürdürdüler. Kuşkusuz farklı ülkelerde hareket farklı sorunları öne çıkarabiliyor, ama zemin genel olarak bu.
Ama sürüle sürüle duvara yaslanmak zorunda kalanlar, artık daha geriye gidemeyecek olanlar şimdi ileriye gitmeye karar verdiler. Bu nedenle de bugün geçmiştekilerden daha yaygın, daha köklü bir karşı saldırıya geçtiler. Fransa’da, İtalya’da, İspanya’da, Belçika’da, Arnavutluk’ta, Hindistan’da, Arjantin’de vb. ülkelerde ortaya çıkan mücadelelerin kalkış noktaları işte bu zemindir. Bu mücadeleleri sadece göçmenlere vb. bağlamak, sokağa çıkanların ana gövdesini bunların oluşturduğunu söylemek ise tek kelime ile saptırmaya ve yalana dayanarak sorunların üzerine örtme çabasından başka bir şey değildir. Şimdi mücadelenin daha da yükselmesinden, kendi ülkelerini de içine alma ihtimalinden ölesiye korkuyorlar. Korksunlar, korkunun ecele faydası yok. Polis terörü, orduyu devreye sokma, sokağa çıkma yasakları çare olmayacaktır.
Bunun için bu ülkenin tüm gericileri ve faşistleri koro halinde durumları Fransız akranlarından kat kat kötü olan gençlere ‘Sakın ha Fransız gençleri gibi olmayın’, diyorlar, yine durumları Fransız halkına göre on kat daha kötü olan işçi ve emekçi halkı sakin olmaya, büyük sermayenin ve onun iktidarının onlara yazdığı kadere razı olmaları gerektiğini öğütlüyorlar. Aslında şunu demiş oluyorlar: ‘Siz gözlerinizi yumun, sükûnetinizi koruyun ki, biz aşırı sömürümüzü, soygunumuzu sürdürmeye, gençlerin geleceğini karartmaya, sizin yaşamınızı zindan etmeye devam edelim. Devir; aşın, işin, ekmeğin, özgürlüğün, demokrasinin peşinde koşma devri değil, daha çok silahlanma, daha çok dış macera, savaşlara hazırlık dönemidir. Bu nedenle bakmayın siz sizleri açlığa ve yoksulluğa mahkum ettiğimize, organize soygunlar yaptığımıza, devletin bekası için bugün bütün bunlar gereklidir. Sakin kalın, harekete geçmeye heveslenmeyin.’
İşte bu nedenle besledikleri sözde gazeteciler, siyaset uzmanları ayağa kalkmış Fransa’da sokakları, alanları dolduran kitlelere bakıp, “Gösterilere Fransızlar da katılıyorlar mı” diye sorabiliyorlar, sorunu göçmenlerle Fransızlar arasında bir sorunmuş gibi gösterme kurnazlığı ile, göçmenlere Fransızların tepki göstereceğini ima ederek, göçmenlere tepki için “Ya asıl Fransızlar sokağa çıkarsa” diye aptalca sorular sorabiliyorlar. Ya da tek tük rastlanan yağma olaylarına bakıp, buradan ‘Göstericilerin tek amaçları bu’ sonucu propagandasına sarılabiliyorlar. Gençlik ve halk kitleleri, işçiler on yılların verdiği öfke ve birikimler sokağa çıkıyor, gösterilere yöneliyorlar. Böylesine yaygın ve kitlesel hareketlerde kimse her durumu denetim altına alamaz, bu tür olayların olmasını engelleyemez. Kitlesel mücadelelerin doğasında bunlar vardır. İşçi sınıfının ve onun örgütlerinin daha organize bir biçimde harekete geçmeleri, ortak hedefleri belirlemeleri, bu mücadelenin genel grev ve direnişlere evrilmesi hareketi daha bilinçli ve hedefli hale getirebilir, ona ortak bir amaç ve organizasyon yeteneği kazandırabilir, sonuç almayı sağlayabilir. Bugün ihtiyaç olan ve tartışılan da budur. Harekete katılan sınıf partileri ne kadar çabuk örgütlenip, yaygınlaşırsa başarı şansı o kadar artacaktır.
Çünkü, hareketin yaygın ve güçlü olması kendiliğinden hareketin enerjisini ve potansiyelini yansıtıyorsa da, bilinçli ve örgütlü müdahalelerle kendiliğindenciliğin aşılması ve hedeflerin net belirlenmesi ve amaç birliğinin sağlanması bu mücadeleyi kazanmanın güvencesi olacaktır. İsyanı ve öfkeyi devrime dönüştürecek halka da budur. Fransızların hemen Komün’ü hatırlamaları ve hatırlatmaları, hareketin geleceği açısından umut veren çıkışlardır. Şimdi dünyanın tüm halkları, emekçi kitleleri ve işçi sınıfları doğrudan parçası oldukları, deneyimlerini geliştirdikleri bu mücadelelerden çok büyük tecrübeler ediniyorlar. Her ülkedeki egemen sınıfları ve onların iktidarlarını korkutan da budur. Korksunlar, işçi sınıfı, gençlik, emekçi halklar silkiniyorlar ve ayağa kalkıyorlar. Dünya halklarının üzerine çöken karanlığınız artık dağılmaya başladı, devamı da gelecek.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et