9 Ekim 2026 00:14

İşçi sınıfı ve gençlik birleşince

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Son haftalarda “sınıf mücadelelerinin klasik ülkesi” Fransa kitlesel eylemlerle sarsılıyor. Bazen işçiler sokakları, meydanları dolduruyor, bazen gençler, bazen de her ikisi birden. 1 Ekim’de işçiler hazırlanan yeni bütçeye karşı gösteri yapmışlardı. Çünkü Macron iktidarının büyük sermayenin çıkarları temelinde yaptığı yeni bütçe tüm emekçi halkı ve onun gençliğini daha kötü koşullara mahkum eden saldırılar içeriyordu. 1 Ekim’de işçilerle birlikte liseli öğrenciler de aynı güne denk gelen gösterileri ile sokaklardaydı ve liseli gençlik daha iyi koşullarda eğitim almayı talep eden isteklerle eyleme geçmişti.

Liseli gençlik dökülen okul binalarının yenilenmesini, yeterli öğretmen atanmasını, eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep ediyordu. İktidar ise halktan sızdırdığı paraları kamusal alanlara aktarmak yerine büyük sermayenin çıkarları için harcıyordu. Öğrenci gençlik işte buna isyan ediyordu. Öğrencilerin eylemlerine polis şiddetle saldırınca başta veliler ve okul yönetimleri gençleri polis şiddetinden korumak için okullarda nöbet tutmaya başladılar. Eylemler başta işçiler olmak üzere diğer emekçi kesimleri de kapsayarak genişlemeye başladı.

6 Ekim’de gençlerin eylemine, sendikaların -CGT, genel emek federasyonu- çağrısı ile işçiler ve gençlere sahip çıkan ilerici partiler de katıldılar. İşçi ve emekçi halkın ve onların gençliğinin talepleri ortaktı ve bu da birleşik eylemin zeminini olgunlaştırmıştı. Fransa seçimleri yaklaşıyor ve faşist partinin adayı Marine Le Pen kamuoyu yoklamalarına göre diğer adayların bir hayli önünde. Ancak işçi sınıfının ve gençliğin hareketlenmesi, bu hareketlenmeye diğer emekçi kesimlerin de katılma eğilimi mevcut durumu kökten değiştirme potansiyeline sahip. Le Pen’in önü sosyal demokratların vb. gericiliğin ekmeğine yağ süren yaklaşımlarına rağmen kesilebilir ve seçilmesi önlenebilir. İşçi ve emekçi halkın, gençliğin gerçek ve somut talepleri üzerinden yükselen hareket, bu zemini korumayı başardığında faşist hareketin demagoji yapma alanı daralacak, başarı şansı azalacaktır.

Fransa’daki bu gelişmelerle hemen hemen aynı dönemde Avrupa’nın farklı ülkelerinde de işçi ve halk hareketleri gündeme geldi. Eylül sonunda Alman işçileri eylemdeydi. Fransa’daki gençlik hareketi Belçika’ya da sıçradı. Talepler hemen hemen aynıydı. Gençlik daha iyi bir eğitim ve gelecek istiyordu. Diğer önemli bir gelişme ise İspanya’da gerçekleşti. İspanya’da konut sorunu, konut spekülasyonu sonucu aşırı artan kiralarla birlikte ciddi bir problem haline gelmişti ve 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evini boşaltmaya zorlanması bardağı taşıran son damla oldu. Halk yığınları öfkeyle sokağa çıktı ve durumu protesto etti. Daha da önemlisi sendikalar işin içine dahil oldular ve bu sonbaharda genel grev için hazırlık yapmaya başladılar. Sosyalist iktidar erken genel seçim kararı aldı ve yükselişte olan gerici, faşist partiler karşısında, kitlelerin taleplerini arkasına alarak seçimlerde avantaj elde etmeyi hedefledi. Konut sorunu kapitalizm koşullarında kalıcı bir çözüme kavuşturulamaz, ama kitlelerin bu tür her talep için mücadeleye atılması daha köklü çözümlere ulaşmak için yolu açacaktır.

Bütün bu hareketlenme ve mücadelelerin gelişerek devam edeceğine ilişkin tahminlerde bulunmak zor değil. Çünkü iktidarlar büyük sermayenin çıkarları için işçi ve emekçi halkın çalışma ve yaşam koşullarını sürekli kötüleştiriyor ve onların bu saldırısını püskürtmek için mücadeleden başka bir yol görünmüyor. Mücadele işçi ve emekçi halkın gerçek talepleri üzerine oturduğunda faşist ve gerici demagojilerin manevra alanı da daralıyor ve onların gerçek yüzlerinin açığa çıkacağı bir dönemin kapıları ardına kadar açılıyor.

Gelişmelerin bir anlamı da şu: Her kuşak büyük sermayenin ve onun iktidarlarının saldırısına karşı kendi mücadelesini vermek zorundadır. Avrupa’da bugünün kuşakları geçmiş kuşakların mücadelesi ile elde ettikleri hakları birer birer kaybettiler. Şimdi artık önlerine konan koşullara karşı yeni bir mücadele başlatmak zorundalar. Süreç, sendikaların da yeniden mücadeleye dönmesi için koşulları olgunlaştırmış durumda. Fransa ve İspanya örneği olumlu bir yönelimi gösteriyor, İtalya ve Yunanistan da zaten bu konuda iyi bir pozisyonda. Umarız ülkemizdeki sendika yöneticileri Avrupa’daki gelişmeleri dikkatle takip ediyorlardır. Onlar da çok iyi biliyorlar ki, ülkemizde işçi sınıfı ve emekçi halkın, onların gençliğinin çalışma, yaşam ve eğitim koşulları Avrupa’nın en geri ülkelerinden bile kat kat daha kötü ve mücadelesiyle dikkate alınabilecek bir mihrak ortaya çıktığında çağrıları kesinlikle yanıtsız kalmayacaktır. DİSK’e bağlı 16 sendikanın mücadele çağrısı yapması umalım ki işçi sınıfının kitlesel mücadelesi için iyi bir başlangıç olsun.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et