1 Ağustos 2026 00:10

Yırtıcı kaplana karşı koruyucu ana ceylan

Geçmişte bir gün sosyal medyada enteresan bir sahne izlemiştim: Bir ana ceylan yavrusuyla kırlarda otlarken, aniden bir kaplanın hücumuna uğrar. Kaplan yavruya da anneye de saldırır. Anne ceylan, içsel doğal dürtüyle kendisini kaplana teslim ederek, yavrusuna kaçma şansını armağan eder. Bu doğa mucizesini, topluma kene gibi yapışmış yıllanmış siyasetçileri yakamızdan silkeleyebilmek ve ancak bize has mucizevi hukuk ve dünyanın en acayip siyaset sistemini sonlandırarak, yeni bir siyaset kulvarına girebilme işareti olarak okumak istiyorum.

Dünya kapitalizmi sıkıştıkça, komünist tehdidi hafifleyip, taşlar bağlanıp, köpekler salındıkça çevresel ekonomilerin merkez kuklacının etkisi altına girmesi kolaylaşıyor ve yoğunlaşıyor. Sebep açık; merkez ekonomilerin alışılagelmiş refah düzeyi ancak çevreden boca edilen gelirlerle sürdürülebilmektedir. Günümüz emperyalizminin görüntüsü budur.

Bu başlangıç cümlesini esas alarak, şimdi lütfen alt katmanlarda cereyan eden olayların cazibesine kapılmadan, üst düzeylere çıkıp biraz tepeden kuş bakışı görüntüye göz atarak, olayları değil, ana sebepleri anlamaya çalışalım. Bununla şunu demek istiyorum ki, son aylarda gördüğümüz açılım projesinden tutun da, partiler arası transferleri, CHP’li belediyelerin temizliğinden başlayarak, kurucu partiyi tarih sahnesinden silme manevraları, hukuk ve eğitim sisteminin çökertilmesi gibi olayları şöyle bir gözden geçirip, bunların ne tür bir kuklacı oyunu olduğunda yoğunlaşmaya çalışalım, lütfen!

O zaman, işin başından başlayarak, klasik parlamenter sistemden, hangi akla hizmetle, bir kefen gibi ülkemize giydirilen tek-adam rejimine, yani başkanlık sistemine geçi(rili)ş projesine bir bakalım. Burada iki soru aklımıza takılmaktadır: (1) Bu sistemi kim projelendirdi de Türkiye’ye yedirdi; (2) Bu proje kime nasıl bir fayda sağlamaktadır! Bu sistemin çalışması için şimdi de, sistemi kurgulama ve rampaya oturtma projesine yönelelim. O da: 2000 IMF-Derviş projesi’dir. Özetlemek gerekirse, “güçlü ekonomiye geçiş” parıltılı adıyla Türkiye’ye yedirilen bu proje, aslında Türkiye’yi o dönemde içinde bulunduğu krizden kurtarma projesi değil, ekonomiyi neoliberal sömürü rampasına oturtma projesi idi. O dönemde zor durumda olan Türkiye’ye yedirilen bu projeye, bir de amaca uygun bir kadro bulup-çıkarmak gerekiyordu. Projeyle verilecek görevlere hevesli kadronun bulunması zor olmadı!

Çok şematik verilen bu görüntü, bugünkü hazin duruma yol açan rampadaki füzenin ateşleme safhası idi. Bir kere ateşleme yapılınca, artık rota ve seyir komutası füzede değil, kumanda odasında, yani kuklacıdadır!

Bu aşamadan sonra artık yönetilen ve yönlendirilen füzeye değil, belirli hedefleri olan kumanda odasındaki stratejiye bakmak gerekmektedir: Bu proje çevre ekonomiden götürdükleri pahasına, merkez ekonomilere ne sağlamaktadır? En görünen hali ile, çevreden merkeze Rahip Brunson aktarıldı; merkezden çevreye ise projedeki ortaklığa rağmen F-35 aktarılmadı! Zira günümüzde güç pozisyonu ve yönü tam da böyledir. Dayatmalar listesi oldukça kabarıktı; Kıbrıs sorunu, İsrail konusu, Kürt açılım konusu, hatta sistemin suhuletle sürdürülebilmesi için yönetsel alanda hukuk yapısı ve sisteminin çökertilmesi, beyinsel alanda ise eğitimin gerileştirilerek çökertilmesi, kutsal alanda dincilik-gericilik dalgasının yaygınlaştırılması dahi vardı projeler arasında. Vaktiyle Erbakan Hoca’nın açıkça söylediği, İngilizlerin ise bizzat uygulamış olduğu gibi, Türkleri yenmenin yolu savaş değildir, fakat içeriden dinsel müdahalelerle ya da Mustafa Kemal’in isabetle vurguladığı gibi, bizzat kendi elemanları marifetiyle içten çökertmedir. Ne kadar isabetli görüşler, değil mi!

En kısa ve şematik görüntüsüyle hal bu ise, iç sorunlar ve mücadelelerle uğraşarak kuklacıyı sevindirmek yerine, bizzat kuklacının emelleri üzerinde düşünüp, söz konusu habis emellerin içte siyasete, eğitime, adalet sistemine, medya sistemine nasıl yansıdığına bakmak durumundayız. Bugün içte gördüğümüz siyasi çatışmalar veya partiler arası kaymalar salt iç dinamiklerle mi, yoksa kuklacının kendi çıkarı lehine dolaylı yoldan içte rampaya koyduğu yapının sürdürülmesi hesabıyla mı yürütülmektedir! Konuya böyle yaklaşınca, sadece kaynayan Ortadoğu karşısında değil, ama kuklacının ülkemiz aleyhine kurguladığı oyun karşısında, oyunu bozma amacıyla tüm tarafların daha aklıselimle hareket etmesi ulusal menfaate uygun davranış olacaktır.

AKP’nin kendi bekası için olduğu kadar, hatta kişisel bekanın sağlanması amacıyla giriştiği CHP’yi bölme siyaseti, tüm CHP’li belediyeleri, tedricen adeta suyu ısıtarak kaynatma politikası uygulayarak siyasetten silme politikası acaba salt AKP meselesi midir, yoksa kuklacının emellerinin siyaset üzerinden dayatılması projesi midir! Günümüzün vahşileşen kapitalizmi karşısında Türkiye gibi çevresel konumlu ekonomilerde siyasi strateji ve manevralar salt parti ve/veya kişisel hırs ya da beka, hatta kişisel çıkar amacıyla yapılmamalıdır. Özellikle ülkemiz temelinde, çöken zeminde alan kaybeden ekonomiyi olduğu kadar, bu zeminde belki de farkında olamadan(!) dünyasal hırsa kapılmış kimi politikacıları da kurtarmaya yönelik yapılmak zorundadır.

Evet, AKP şu veya bu amaçla CHP’yi bölerken, amacı, hem cumhuriyetle bir türlü barışamayıp (parantez)den kurtulmaya çalışan müstevlileri tahkim, hem de kendi siyasi bekasını sağlamak amacı gütmüş olabilir. Tabii, kuklacı emperyalistin kafasında da aynı numara varsa! Girişteki hikayede ana ceylanın fedakarlığına benzer bir şans, hem de müthiş bir şans, oyunu kurgulayanların hiç de akıl etmediği şekilde, habis hukuk oyununun içinde şu anda Sayın Kılıçdaroğlu’na sunulmuş bulunmaktadır. Ülkemizin içinden geçtiği tarihin bu karanlık döneminde Sayın Kılıçdaroğlu’nun önünde müthiş bir şans parlamaktadır, görebilirse! Şöyle ki; Sayın Kılıçdaroğlu, maalesef son icraatı ile kafasına koymuş olduğu mezar taşını, bu kez kafasına giyebileceği tarihsel bir taca dönüştürme şansı ile karşı karşıya bulunmaktadır! Bu feraseti ve cesareti gösterdiği durumda Sayın Kılıçdaroğlu, hem kendisini hem de ülkeyi siyasi felaketten kurtarabilir. Sayın Kılıçdaroğlu, tarihsel misyonunu tamamlamış olan CHP’yi feshederek, hem tabanın bölünmesini önleyebilir, hem de tasarlanan habis oyunu bozmuş olarak, tarihe kara leke olarak değil, en zor zamanda fedakar bir davranışla ülkesine büyük bir siyasi katkı yapmış siyasi kahraman olarak geçebilir.

Değerli okur dostlarım, izniniz olursa, kısa bir dinlenme aşamasından sonra sizlerle tekrar 05 Eylül Cumartesi günü buluşmak üzere, sevgiler, saygılar!

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

İzzettin Önder

Yırtıcı kaplana karşı koruyucu ana ceylan
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et