27 Eylül 2026 00:55

Yeni devletçilik ve ekonomik güvenlik devleti

Geçtiğimiz haftaki yazıda yeni Orta Vadeli Program’ın (OVP), Şimşek programında yeni devletçi bir revizyona işaret ettiğini savunmuştum. Makroekonomik sıkılaşmanın temel çerçevesi korunurken aktif sanayi politikalarının, seçici kredilerin, yatırım teşviklerinin ve kamu alımlarının daha belirgin hale gelmesi bu dönüşümün bir boyutunu oluşturuyor.

Yeni devletçiliğin ikinci boyutunu “ekonomik güvenlik” başlığı altındaki önlemler oluşturuyor. Ekonomik güvenlik, son dönemde bu köşede tartıştığım küresel düzlemdeki jeoekonomik dönüşümün temel kavramlarından biri. Bu yazıda Şimşek programına gelen yeni devletçi revizyonun ikinci boyutunu, yani ekonomik güvenlik devletini ele alacağım.

Sermaye mantığı ve jeopolitik mantık

Son dönemdeki jeoekonomik dönüşümün kökeninde son kırk yılın neoliberal küreselleşme modelinin yarattığı bir çelişki var. Neoliberal küreselleşme döneminde üretimin coğrafi örgütlenmesini büyük ölçüde sermayenin kârlılık arayışı şekillendirdi. Üretim düşük maliyetli bölgelere taşındı, tedarik zincirleri kıtalara yayıldı ve büyük şirketler dünya ekonomisini giderek bütünleşen üretim ağları biçiminde örgütledi.

Ancak şirketler açısından rasyonel olan bu yapı, devletler açısından giderek artan kırılganlıklar yarattı. Pandemi, savaşlar ve ABD-Çin rekabeti bu çelişkiyi görünür hale getirdi. Yarı iletkenlerin, kritik minerallerin, enerjinin ya da temel ara mallarının nerede üretildiği artık yalnızca maliyet hesabıyla değerlendirilmiyor. Bunlara bir jeopolitik kriz sırasında erişilip erişilemeyeceği de önem taşıyor.

OVP’nin dünya ekonomisini değerlendirirken kullandığı dil bu açıdan önemli. Program, “stratejik sektörleri korumayı amaçlayan ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlüğü hedef alan yeni nesil korumacılık eğilimlerinin” küresel ekonomi politikalarının temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini belirtiyor (OVP, s. 5). Yine OVP’ye göre ticaret kısıtlamalarının yaygınlaşması şöyle değerlendirilmiş: “Küresel değer zincirlerinde yeniden yapılanma süreci hızlanırken uluslararası ticaret akımlarının bölgeselleşme eğilimi güçlenmiştir” (OVP, s. 15).

Daha önce “sermaye mantığı ile jeopolitik mantık arasındaki gerilim” olarak tarif ettiğim süreç tam olarak bu. Sermaye üretimi küreselleştirirken devletler şimdi bu üretim ağlarını jeopolitik önceliklerine göre yeniden düzenlemeye çalışıyor.

Ekonomik güvenlik devleti

Yeni devletçiliğin ikinci boyutu, bu gerilime verilen yanıtlardan oluşuyor. Sanayi politikası üretim güvenliğine, enerji politikası enerji güvenliğine, teknoloji politikası teknolojik egemenliğe bağlanıyor. Tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, stratejik otonomi, kritik sektörler ve dışa bağımlılığın azaltılması, ekonomi politikasının yeni kavramları haline geliyor. Yani küreselleşmeci neoliberal düzenden oldukça faklı bir düzen var artık.  Bu gelişmeler, jeoekonomik dinamiklerle şekillenen bir “ekonomik güvenlik devletinin” giderek güçleneceği koşulların oluştuğuna işaret ediyor.

Burada devletin işlevindeki değişimi basit bir devlet-piyasa karşıtlığıyla açıklayamayız. Neoliberalizm döneminde de devlet ortadan kalkmamıştı. Değişen, devlet müdahalesinin biçimi ve öncelikleri. Devlet artık hangi üretim kapasitesinin stratejik olduğuna, hangi dış bağımlılıkların risk oluşturduğuna ve hangi ekonomik ağların korunması gerektiğine daha doğrudan müdahale ediyor.

OVP’nin küresel değer zincirlerine yaklaşımı bunun somut bir örneği. AB’nin ekonomik güvenlik ve tedarik zinciri politikaları karşısında “stratejik sektörlerde Türk firmalarının Avrupa değer zincirlerindeki konumunun korunması ve güçlendirilmesi” hedefleniyor (OVP, s. 41).

Yani artık amaç küresel değer zincirlerine mümkün olduğunca fazla entegre olmak değil. Hangi zincirin içinde, hangi konumda ve hangi jeopolitik ilişkiler çerçevesinde yer alınacağı ekonomi politikasının konusu haline geliyor.

Bu gelişmeler bize yeni devletçiliğin iki boyutta geliştiğini gösteriyor: Devletin sermaye birikimini daha aktif biçimde yönlendirmesi ve ekonomik ilişkilerin giderek daha fazla güvenlik mantığıyla yeniden düzenlenmesi.

Jeoekonomi ve hiyerarşi

OVP “jeoekonomi” kavramını doğrudan kullanmıyor. Ancak tarif ettiği, tam anlamıyla bir jeoekonomik dünya.

ABD açısından tarifeler, ihracat kontrolleri, finansal yaptırımlar ve sanayi politikaları birbirinden bağımsız araçlar değil. Üretim, finans ve güvenlik alanlarını birbirine bağlayan daha geniş bir stratejinin parçaları. ABD, Çin’in teknolojik yükselişini sınırlamaya ve küresel ekonomik ağları kendi stratejik önceliklerine göre yeniden biçimlendirmeye çalışıyor.

Ekonomik güvenlik politikalarının hiyerarşik olarak örgütlenen bir dünya ekonomisinde uygulandığını aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. ABD açısından ekonomik güvenlik küresel ekonomik ağları yeniden düzenleme kapasitesini ifade edebilirken, Türkiye gibi enerjiye, teknolojiye, ara mallarına ve dış finansmana bağımlı ülkelerde çok daha farklı bir sorunla karşılaşıyoruz.

Türkiye’nin ekonomik güvenliği

OVP bu bağlamda açıkça, “küresel şoklara, jeopolitik gerilimlere ve küresel rekabet baskılarına karşı ulusal çıkarların korunmasını teminen ekonomik güvenlik ve dayanıklılık artırılacaktır” diyor (OVP, s. 44). Bunun için enerji, tarım, gıda, sağlık, teknoloji ve savunma stratejik alanlar olarak belirleniyor. Program ayrıca “kritik ürün, teknoloji ve hizmetlerde dışa bağımlılık” azaltılırken yerli üretim ve yenilik kapasitesinin geliştirilmesini ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini öngörüyor (OVP, s. 44).

Ekonomik güvenliğin burada nasıl tanımlandığı önemli. Kavram geniş toplum kesimlerinin gelir güvencesi, güvenceli istihdam, barınma hakkı ya da güvenceli bir yaşam anlamında kullanılmıyor. Ekonomik güvenliğin öznesi öncelikle ulusal ekonomi ve firmalar; konusu ise stratejik üretim kapasitesi, kritik girdiler, enerji, teknoloji ve tedarik zincirleri.

Dolayısıyla yeni devletçiliğin ekonomik güvenlik anlayışı toplumsal güvenlikten çok sermaye birikiminin ve devletin jeoekonomik hareket kapasitesinin güvenliğine dayanıyor.

Burada daha temel bir çelişki var. OVP dışa bağımlılıkların azaltılmasını ekonomik güvenliğin merkezine yerleştirirken, Şimşek programının finansal mimarisi dış kaynak girişlerine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmış değil. OVP’nin kendisi 2025’te “doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlar kalemlerinde net sermaye girişleri” gerçekleşmesini olumlu makroekonomik görünümün bir parçası olarak kaydediyor (OVP, s. 16). Aynı belgede uluslararası yatırımların Türkiye’ye çekilmesi ve İstanbul Finans Merkezi’nin “uluslararası finansal işlemler, bölgesel fon yönetimi” merkezi olarak konumlandırılması hedefleniyor (OVP, s. 44).

Ekonomik güvenlik arayışı böylece önemli bir gerilim üzerine kuruluyor. Reel ekonomide dış bağımlılıkları azaltmayı hedefleyen devlet, finansal alanda uluslararası sermaye girişlerine bağımlılığı sürdürüyor. Sermaye girişlerinin yön değiştirmesine son derece duyarlı bir ekonomide bu durum, OVP’nin ve yeni devletçiliğin temel çelişkilerinden biri olarak görülebilir.

Ekonomik güvenlik ve fon krizi

Tam bu noktada, ekonomik güvenliğin bu kadar öne çıkarıldığı bir dönemde fon krizinin patlak vermesi ironik. SPK’nın tasfiye kararı verdiği 131 fonda binlerce tekil yatırımcı bulunuyor. Fakat meselenin ekonomik güvenlik açısından önemi yatırımcıların bireysel zararlarının ötesinde. SPK’nın kendisi, fon piyasasında gözlenen uygulamaları “sistemik riskin finansal istikrara etkisi” bağlamında tanımlıyor.

Dolayısıyla fon krizinin ekonomik güvenlik açısından esas önemi, sermaye piyasalarında denetimsiz büyüyen risklerin finansal sistemin bütününe yayılma ihtimalinde yatıyor. Yeni devletçilik sermayeyi belirli alanlara yönlendirmek için giderek daha fazla kredi, fon, garanti ve sermaye piyasası aracına başvuracaksa, bu piyasaların denetlenmesi de ekonomik güvenlik devletinin kapasitesinin bir parçası olmak zorunda.

Toparlamak gerekirse, ekonomik güvenlik yalnızca kritik minerallerin, stratejik şirketlerin, enerji arzının ve küresel değer zincirlerindeki konumun güvenliği olarak tanımlanamaz. Gelir güvencesi, güvenceli çalışma ve emeklik, tasarrufların korunması, barınma ve temel ihtiyaçlara erişim de ekonomik güvenliğin parçasıdır. Yeni devletçiliğin ikinci boyutu, yani ekonomik güvenlik devleti yükselirken, temel mücadelelerden biri tam da bu tanım üzerinde şekillenmelidir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et