Bir aldatı olarak burjuva yönetimlerin ‘özgürlük ve demokrasi’ söylemi
İlk burjuva devriminden buyana burjuva yönetimlerin temsilcileri /sözcüleri, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” söylemiyle ve burjuva parti fraksiyonları halinde örgütlenmişlerse eğer birbirleriyle rekabeti de ihmal etmeksizin halk kitlelerini yedekleyip, çalışan halkın kendi iradesiyle kendi yararına işleyen bir üretim ve yönetim biçimini tesis etme mücadelesine koyulmasının önüne geçmeye çalıştılar. Bu yöndeki girişimleri güç kullanımıyla ezmeye koyulmaları bir yana, fikrinin dahi oluşup gelişmesine meydan vermemek için entrika, saldırı, yalan, satın alma gibi her tür araç ve yöntem devreye kondu.
“Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” söylemi, kâr için kapitalist üretimin ve devlet olarak burjuva sınıf egemenliğinin toplumsal kabulünü sağlama amaçlı atraksiyonlarının albenili ve etkili bir aracı, ya da hatta toplumsal illüzyon silahıydı! Burjuvazi, partileri ve propagandacıları burjuva öncesi toplumlarda gözbağcı işlev görmüş ne varsa onu yeni devrimci sınıfa(proletarya) karşı ve yığınları mevcut sisteme zincirlemek için kullanmaktan kaçınmazken, özgürlükler söylemini de sürdürdüler. Özellikle tekellerin hakimiyeti koşullarında olmak üzere bu söylem, başka ülkeler halklarının köleleştirilmesi için de kullanıldı. Emperyalist devletlerin yöneticileri, “geri halklara özgürlük ve refah götüreceklerini-kalkınmalarına yardımcı olacaklarını” söylediler. Kendi ülkelerinin emekçilerini zapturapt altında tutarken, çok sayıda ülke zapt edilip halkları kırımdan geçirildi. Pazarların denetimi, kaynaklara el koyma, ulaşım hatlarını kontrol ve denetimde tutma için rekabetin yol açtığı büyük savaşlar (dünya savaşları ve bölgesel savaşlar) 19. ve 20. yüzyılın en önemli gerçekleri arasında yer aldı. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Irak, Afganistan, Libya ve Suriye saldırılara hedef oldu. NATO güçlerinin kuşatmayı sürdürerek savaşa sürüklenmesinde rol oynadıkları ve Ukrayna’da savaş tarafı olarak yer aldıkları Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. İran saldırı altında ve Filistin’in tümüyle zaptı politikasındaki Siyonist ısrar sürüyor.
Türk devlet yönetiminin uluslararası gelişmelerle etkileşim içinde, bölgedeki gelişmelere işaretle ve özellikle de Kürt sorununu ve bu sorun kaynaklı kitlesel mücadele taleplerini yok sayan bir anlayışla “toplumsal barış”, “toplumla bütünleşme” söylemini yoğunlaştırması, burjuvazinin tarihsel perspektifiyle uyumlu bir ‘seyr-ü sefer’ halini de açığa vuruyor. Herkes “iç cephe birliği” içinde yer almaya çağrılır ve Saray rejimi sözcülerinin sınırlarını belirlediği politikalara uyum göstermesi istenirken, “millet” ten – “ümmet”e, sınıfsızlık iddiasına yeşil cüppe giydirilmeye de çalışılıyor.
Ancak, “refah, kalkınma, barış ve uzlaşı” söyleminin çöplükte dahi yer bulamadığı zamanlardayız. Mali sermaye ve tekellerin egemenliğinin dünya ölçeğinde gerçekleştiği, pazar ve etki alanları kavgasının devam ettiği günümüz dünyasında, ileri teknolojinin sağladığı olanaklarla donanmış burjuvazi ve propaganda güçlerinin hala “demokrasi-özgürlük-eşitlik-refah” sözcükleri etrafında örülen bir söylemle sömürülen ve ezilen halk kitlelerini yanıltarak kendi ‘yörüngelerinde tutmaya’ çalışması, burjuva riyakârlığının bariz bir göstergesidir. Böyledir çünkü, işçi sınıfı ve halkın diğer kesimlerinin temel önemdeki asgari istemlerinden biri, siyasal demokrasi ve özgürlükler olmasına karşın, burjuvazi ve siyasal yönetimleri, demokratik siyasal özgürlükler için verilen mücadeleyi etkisiz kılma politikasını hiçbir zaman ihmal etmediler. Sınıf mücadelesinin kapitalizmin uluslararası alanda sağladığı genel toplumsal refah dolayısıyla geçersiz hale geldiği söylenmesine ve ‘genel oy hakkı’ da bunun siyasal kanıtı olarak gösterilmesine rağmen, burjuva devlet iktidarları giderek sertleşen ve şiddet kullanımına daha fazla ihtiyaç gösteren politikalar uygulanmaya devam ediyor.
Mali oligarşi ve sermaye egemenliğinin tüm kapitalist ülkelerde sürmekte ve sürdürülmekte olan diktası, “çoğunluğun iradesi” üzerine söylenenleri yalanlamaktadır. Genel oy hakkının, -toplumlar tarihinde bir ilerlemeye işaret etse dahi-, sömürülen sınıf ve diğer emekçilerin yönetime katılmasını ifade etmediği, burjuvazinin egemen sınıf pratiği tarafından kanıtlanmıştır. Yönetim aygıtı, emek gücünü satarak yaşayanlarla başkasının emek gücünü sömürmeyenleri suskuya boğma makinesi olarak işlemektedir. “Gelir eşitsizliği” ve dolayısıyla da siyasal-sosyal hak eşitsizliğinin, isterse ‘en demokratik’ olsun, burjuva kapitalist devlet yönetimleri altında devam etmesi kaçınılmazdır. Bütün kapitalist ülkelerde, “gelir dağılımı”nda, kapitalizmin ‘ruhu’na uygun düştüğü üzere toplumun en zengin üst tabakası yararına yükseliş devam ediyor. Tekelleşme ve kimilerinin “finansallaşma” olarak ifade ettiği gelişme düzeyinde eşitsizlik-adaletsizlik-hak yoksunluğu, açlık ve işsizlik daha ağır boyutlara varmıştır. Burjuva sınıf baskısı, hafiflemek bir yana giderek daha fazla boğucu mengeneye dönüşmektedir.
Bu durum, mücadelenin, burjuva parlamentarizmi ve burjuva demokrasisinin-ki günümüzde bu oldukça biçimsel hale gelmiştir- manevra alanında dolanan anlık gelişmelerin girdabına kapılmaksızın sürdürülmesini gerekli kılıyor. Kapitalist sömürü düzeninin proletarya ve tüm emekçilerin köleliği üzerine kurulu olduğu gerçeği işçi sınıfı kitleleri ve halkın diğer kesimleri içinde açıklık kazanmalıdır. Emekçilerin asgari düzeydeki istemlerini ve bunlar için direnişlerini dahi sermaye ve devletin zor güçleriyle bastırmaya girişenlerin, “barış ve demokrasi” söylemi bir manevradan, bir yalandan ibarettir. Kapitalist sınıfın şah damarlarını sıkan emekçi mengenesi olmaksızın burjuva iktidarlarının “özgürlük-eşitlik” lafazanlığının pratik karşılık bulmadığı, 1830’lardan günümüze dek son iki yüz yıllık süreçte, yeterince ya da yeterinden de fazla kanıtlanmış bulunuyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et