20 Ağustos 2026 00:12

‘Milli dayanışma’ burjuvazinin, ‘emekçi sınıf dayanışması’ işçilerin sorunudur!

Ülke ve devlet yönetenlerinin amacını “terörsüz Türkiye”, sunum etiketini “Milli dayanışma” olarak belirleyip propaganda ettikleri, içinde Kürt sorununa ve burjuva demokrasisine sahte bir göndermenin dahi bulunmadığı “teslim alma-uyumlulaştırma” kanunu Erdoğan’ın imzasıyla devlet kanunu niteliği kazandı. Saray rejimi sözcüleriyle bağlı propaganda ağının, Kürt sorunu ve Kürtlerin ulusal talepleriyle bağını örterek “terörist” olarak nitelediği binlerce kişi, -bir kısmı beş diğer bir kısmı on yıl siyasal eylemden uzak durmak kaydıyla devlet istihbaratının sınavından geçmek üzere bireysel “yararlanma müracaatı”nda bulunma “hakkı kazanmış” bulunuyor! Yakın geçmiş, yakın gelecek için bazı önemli ön verileri, halk dilindeki “perşembe-çarşamba” bağıntısıyla sunsa da, bazıları, şu olan-gidenleri ve olmakta olanları uluslararası, bölgesel ve ülkeye dair çok yönlü ve çok taraflı gelişmelerden soyutlayarak “liberalleşme-demokratikleşme” kapsamında göstermeye fazlasıyla teşnedirler.

“Toplumsal barış ve demokratikleşme” istem ve söyleminin son on yıllarda imal edilmediği, ancak devamlılık gösteren siyasal baskı-zor ve şiddet sarmalında bunalan kitlelerin, sadece Kürt siyasal mücadelesinin kazandığı yüksek kitlesel boyut dolayısıyla yaşanan çatışmaların yol açtığı büyük kayıplar dolayısıyla olmasa da, özellikle bu sorun merkezli “savaş hali”nin bitmesi isteğini yükseltmeleri nedeniyle popülerleştiği biliniyor. Sömürülen ve ezilenlerin saflarından böylesi bir istemin öne çıkarılmasında bir tuhaflık, bir terslik yoktu. Ancak, bu talebi formüle ederek öne çıkaran siyaset öznelerinin büyük çoğunluğuyla, tekelci kesimi başta olmak üzere sermayenin ve yine tekelci iktidarının hayatın her alanında sürdürdüğü boğucu baskı, yasak ve şiddet politikasının temel güdüleyici nedenlerini örten işlevini bilerek ya da bilmeyerek göz ardı ettikleri, “demokratikleşme”nin-burjuva siyasal özgürlüklerin kullanılması olanağının sağlanmasıyla işçiler başta olmak üzere çalışan halkın mücadelesi arasındaki gereklilik bağını atladıkları da bu süreçte görüldü.

Diğerlerini de genel temsilin içine alarak söylersek Doruk Madencilik işçilerinin, emek güçlerinin kullanımı karşılığında hak edilmiş ücretlerini dahi almak için aylardır direnmek, dayak yemek, aç-susuz kalmak, aşağılanmak durumuna düşürülmeleri bile tek başına Türkiye’deki iktisadi-sosyal ve politik sistemin “barış ve demokrasi” bağı ve bağlamını açık etmektedir. Burjuvazi ve sermaye için “toplumsal barış” her şeyden önce sınıf karşıtının (işçi sınıfının) ve diğer emekçilerin sistemin işleyişini sekteye uğratacak tutum ve anlayışlardan uzak durmasıdır. “Demokrasi” ise, onun egemenliğine biat etmek üzere ‘seçme-seçilme hakkı’nı kullanmaktan ibarettir. En azından günümüzde böyledir. Zira söz-basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel ve denebilir ki sınıf ilişkileri alanında ilk sırada gelen bir talep ve fiili gerçekleşmesi, kapitalist -burjuva toplum koşullarında, bir mücadele sorunu olageldi ve halen de öyledir. Toplumlar tarihi, barış üzerine söylenen sözlerin sömürücü sınıflar açısından daha ağır saldırılara hazırlık süreçlerine örtü olduğunu, ezilenler açışından ise, aldatı ve özlemin bir arada içerdiğini göstermiştir. Gerici savaşlar olmasın, barış içinde yaşansın, ancak burjuva barbarlığının hakim olduğu toplum koşullarında halk kitlelerinin boyunduruk altında tutulmaya devam edildiği gerçeği de bulandırılmasın.

Amerikan emperyalizmini, Batı Avrupa’nın emperyalist haydutlarını, onların sömürü ve savaş aygıtlarının yön verdiği toplumsal ilişkileri demokrasinin, özgürlüklerin teminatı ya da örneği göstererek Türkiye’nin Kürt, Türk, Arap vb. gibi ulusal aidiyetlerinden halk kitlelerini aldatmaya çalışanların, sömürülen ve ezilenlere en ileriden önerdikleri, bu ülkelerdeki tekelci oligarşik burjuva diktatörlüklerinin reva gördükleri yaşam biçimleridir. Sınıf köleliğinin yanı sıra bağımlı uluslara ve halklara dayatmaların devamıdır. Günümüzün uluslararası ve ülke koşullarında işçilerin ve çalışan halkın diğer kesimlerinin mücadelesinin birleşik-yükseliş çizgisinde gelişiyor olmamasından alınan güçle, ya da bu durum fırsat sayılarak sosyalizme, halk demokrasisi mücadelesine, devrimci demokratik ve sosyalist örgütlenmelere karşı düşmanca bir çizgide her gün ve neredeyse her saat sürdürülen propaganda, liberal reformist politika savunucularından da destek görüyor.

Tekelci kesimi başta olmak üzere burjuvazinin uluslararası alanda siyasal gericiliği, şovenizm ve faşizan siyaseti, savaşçı söylem ve savaş hazırlıkları eşliğinde sürdürdüğü; burjuva demokratik siyasetin değil siyasal gericilikte yoğunlaşmanın öne çıktığı günümüz koşullarında, burjuva devlet yönetimlerinin “barış, kardeşlik ve milli dayanışma” söylemleri eşliğindeki manevralarının “barış ve demokratikleşme” hedefine bağlandığını düşünmek, kendi kendini aldatmak demektir. Aksi yöndeki iddia ve söylemler halk kitlelerinin burjuva yönetimlerince yanıltılmasına alan açıp güç verecektir. Dünyanın diğer ülkelerinde de, Türkiye’de de tüm uluslardan ve ulusal topluluklardan işçi ve diğer emekçilerin mevcut parçalı-bölünmüşlük durumlarına son vermek için çaba göstermeye, sermaye partileriyle düzen sendikacılarının barikatlarını aşarak kendi sınıf örgütlerinde birleşmeye ihtiyacı artmıştır. Uluslararası ya da ülkede yaşanan tüm toplumsal olaylar ve gelişmeler bu ihtiyacı dayatıyor. Sınıfının şu ya da bu bölükleri şurada ya da burada talepleri için direnir ve sermaye saldırılarına hedef olurken seyreden işçilerle diğer emekçiler, sıra kendilerine geldiğinde benzer bir durumla karılaşmak istemiyorlarsa sınıf kardeşlerinin yanında yer almaları gerekir. Saray oligarşisinin dayattığı ekonomik sosyal ve politik baskıların devamını istemeyenler, Saray rejiminin ABD emperyalizminin bölge politikalarıyla uyumlu atraksiyonlarının neden ve hedeflerini açığa çıkarmakla sınırlı kalmayan bir mücadele hattında birleşmek ve Kürtlerin ulusal tam hak eşitliğini de içeren siyasal demokratik özgürlüklerin elde edilmesi mücadelesini ilerletmek durumundadırlar. Burjuva gericiliği cephesindeki konsolidasyon taktikleri de ancak bu yol izlenirse zayıf düşürülüp etkisiz kılınabilir. Tüm emekçilerin burjuvaziyle, Saray rejimi ve politikalarıyla değil birbirleriyle dayanışmaya ihtiyacı vardır!

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

A. Cihan Soylu

‘Milli dayanışma’ burjuvazinin, ‘emekçi sınıf dayanışması’ işçilerin sorunudur!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et