Kömür biter, faturası kalır
İnsan doğaya zarar vermeye Sanayi Devrimi’yle başlamadı.
Antik çağlarda da ormanlar kesildi, madenler açıldı, taş ocakları işletildi. Tapınakların, yolların, sarayların taşı bir yerlerden çıkarıldı.
Ama o günün insanının elinde bugünkü teknoloji yoktu. Dağı birkaç yılda parçalayacak makineler, kırıcılar yoktu. Taşlar çekiçle, keskiyle, kamalarla çıkarılıyordu. Taşın çıkarılması büyük emek gerektiriyordu.
Yine de çevre tahribatı vardı.
2025 yılında yayımlanan bir araştırmada Ege çevresindeki tortul kayıtları incelendi. Kuzey Ege'deki Tenaghi Philippon turbalığında (bugünkü Kavala-Drama arasındaki Filippoi Ovası çevresi) insan faaliyetlerinden kaynaklanan kurşun kirliliğinin izleri yaklaşık 5 bin 200 yıl öncesine kadar gidiyordu. Yaklaşık 2 bin 150 yıl önce, Roma egemenliğinin genişlediği dönemde ise kurşun kirliliği Ege'nin kara ve deniz ortamlarında çok daha belirgin hâle gelmişti.
Bundan 5 bin 200 yıl önce dünyada yaklaşık 14 milyon, 2 bin yıl önce ise yaklaşık 200 milyon insan yaşıyordu. Bugüne göre bir avuç insanın ve ilkel teknolojinin bıraktığı iz binlerce yıl sonra hâlâ okunabiliyorsa, sekiz milyarı aşan nüfusun ve bugünkü devasa üretimin doğaya ne yapabileceğini düşünmek gerekir.
Yaklaşık 2 bin 400 yıl önce Hipokrat Külliyatı'nda madencilerde görülen solukluk ve nefes darlığından söz ediliyordu. Demek ki insan iki bin yılı aşkın süre önce bile yaptığı işin insan sağlığı üzerindeki sonuçlarını gözlemliyordu.
Bugün ise yalnızca görmekle kalmıyor ölçebiliyoruz.
Bir santralin havaya ne saldığını, bir madenin suyu ve tarım alanını nasıl etkilediğini, insan sağlığı üzerindeki etkilerini hesaplayabiliyoruz. Öyleyse doğanın ve insanın bugün çok daha iyi korunması gerekmez mi?
Ama sorun neyin bilindiği değil, neyin önemsendiğidir.
Bu yıl Ege’ye indiğimde Soma Termik Santralı çevresinde, İzmir girişinde ve Yatağan civarında yoğun hava kirliliğiyle karşılaştım. Benzerini yıllar önce Karabük’te görmüştüm.
Elektrik Mühendisleri Odası ile Makina Mühendisleri Odasının 10 Eylül 2026 tarihli raporu Muğla’daki Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini ele alıyor. Rapor, bu santrallerin devreden çıkarılmasının ülke ve bölge elektrik arzında sorun yaratmayacağı sonucuna varıyor; devreden çıkarılmalarının çevresel, ekonomik ve sosyal yararlarına da dikkat çekiyor. Ben de bu santrallerin planlı biçimde devreden çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Ancak, maden işçisinin, santral çalışanının, taşeron işçisinin ücreti, sosyal hakları ve emeklilik hakkı korunmalı; yeni işlere geçişleri kamu tarafından güvence altına alınmalıdır.
Adil enerji dönüşümünün bir ayağı da budur.
Ülkemizde kömürden elektrik üreten termik santral uygulamaları oldukça sorunlu görünüyor. Özellikle dışsal; yani çevresel, sağlık ve toplumsal maliyetleri çok yüksektir. Kömür çıkarmak için yok edilen tarlaların ve zeytinliklerin ekonomik kaybını, su kaynaklarındaki azalmanın tarımsal üretime etkisini, hava kirliliğinin hayvan sağlığı ve verimi üzerindeki zararını da hesaba katmak gerekiyor. Buna insan sağlığı üzerindeki hastalık yükünü, sağlık harcamalarını ve erken ölümlerin toplumsal maliyetini eklediğimizde gerçek fatura ortaya çıkmaktadır.
Peki, alternatifimiz nedir?
Tabii ki enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.
Yenilenebilir enerji uygulamalarını da çevreye uyumlu şekilde planlamak ve hayata geçirmek gerekir.
Antik çağ insanı kimi zaman ağacı kutsal saydığından, suyu ise yaşamsal olduğu için koruyor, çıkarılması büyük emek isteyen taşı dikkatli kullanıyordu. Buna rağmen doğada bıraktığı izi bugün hâlâ görebiliyoruz.
Biz bugün dağın, ormanın, derenin, toprağın, havanın ve insan sağlığının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Üstelik bunları koruyacak bilgiye, yenilenebilir enerji kaynaklarına ve teknolojiye sahibiz.
O halde mesele bilgisizlik değil, tercihtir.
Akbelen köylüleri 16 Eylül 2026’da yine Ankara’daydı. Danıştay’ın önünde “Topraklarımızı vermeyeceğiz” dediler.
Acele kamulaştırma uygulanırsa yedi köyde yüzlerce parseli kapsayan yaklaşık 628 hektarlık alan daha linyit madeni sahasına dönüşecek. Zeytinlikler, tarım arazileri, evler ve köylerin yaşam alanları da bunun içinde.
Peki, bütün bunlar ne için?
Mevcut üretim düzeyi esas alındığında yaklaşık 13-14 yıllık kömür ihtiyacını karşılamak için.
Beş bin iki yüz yıllık madencilik tarihi bize şunu söylüyor:
Kömür çıkarılır, yakılır ve biter. Verdiği zarar ise binlerce yıl sonra bile karşımıza çıkabilir.
Kömürün bir ömrü var.
Toprağı korursak, binlerce yıl bizden sonrakileri de besler.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et