15 Ağustos 2026 00:20

Türk futbolunda transfer dönemi ile bilanço dönemi sanki birbirinden habersiz iki ayrı dünyada yaşanıyor. Bir tarafta taraftarlarla dolup taşan havalimanları, stadyumlarda yapılan imza törenleri, forma satışları, milyonlarca etkileşim alan videolar ve “yılın transferi” başlıkları var. Diğer tarafta Kamuyu Aydınlatma Platformuna gönderilen mali tablolar. Birinde coşku, diğerinde borç. İki fotoğraf yan yana geldiğinde Türk futbolunun temel çelişkisi de görünür hale geliyor.

Son açıklanan tablo bu çelişkiyi açık biçimde ortaya koyuyor. Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un 31 Mayıs 2026 itibarıyla toplam yükümlülükleri yaklaşık 85 milyar liraya ulaştı. Dört kulüp aynı dönemde yaklaşık 45.2 milyar lira hasılat üretirken esas faaliyetlerinden toplam yaklaşık 24 milyar lira zarar etti.

Sorun borçtan daha büyük

Meseleyi “Kulüpler borçlu, öyleyse transfer yapmasınlar” basitliğinde tartışmak doğru değil. Büyük kulüplerin büyük borçları olabilir. Asıl mesele, bu borcun sürdürülebilir olup olmadığı ve gelirin maliyetleri karşılayıp karşılamadığı.

Rakamlar asıl sorunun burada olduğunu gösteriyor. Beşiktaş yaklaşık 7 milyar lira hasılata karşılık 7.7 milyar lira esas faaliyet zararı açıkladı. Trabzonspor’un zararı 4.2 milyar lirayı, Fenerbahçe’ninki 8,8 milyar lirayı buldu. Dört takım arasında net kâr açıklayan tek takım olan Galatasaray’ın dahi esas faaliyet zararı yaklaşık 3,3 milyar liraydı.

Yani problem gelir üretememek değil. Kulüpler yayın, sponsorluk, bilet, forma ve Avrupa gelirleri yaratıyor. Sorun, büyüyen gelirin daha hızlı büyüyen maliyetleri yakalayamaması.

Eski borcun üzerine yeni yıldızlar

Tam bu tablonun üzerine Mohamed Salah, Romelu Lukaku, Mason Greenwood, Leandro Trossard, Dusan Vlahovic gibi isimlerin Türkiye’ye gelişi tartışmayı daha da çarpıcı hale getiriyor. Üstelik 85 milyar liralık bilanço 31 Mayıs 2026 tarihine ait; bu yaz yapılan transferlerin maliyetleri henüz bu fotoğrafta yok.

Kulüpler geçmiş transferlerin ve finansman kararlarının yükünü taşırken gelecek sezonların bütçelerine yeni döviz taahhütleri ekliyor. Bugün açıklanan yıldız transferi sportif bir zafer gibi sunuluyor; maliyeti ise yıllarca yaşamaya devam ediyor.

Türk futbolunun yapısal sorunu da burada: Yönetimler başarıyı bugünde, maliyeti gelecekte bırakabiliyor. Transferler bugün yapılıyor, yönetimler bugün alkışlanıyor; yapılan harcamaların sonraki taksitlerini ise başka yönetimler ödüyor.

Yönetimler gider, sözleşmeler kalır

Kulüplerin uzun vadeli çıkarlarıyla yöneticilerin kısa vadeli hedefleri çoğu zaman örtüşmüyor. Taraftarlar sahadaki takımı, rakibin transferlerini ve şampiyonluk yarışını görüyor; üç yıl sonraki nakit akış tablosunu değil.

Bu ortamda mali disiplini savunmak sportif ve yönetsel bir riske dönüşüyor. Rakibin pahalı transferleri diğer kulübün ihtiyacını değiştirmese bile taraftarın beklentisini değiştiriyor. Transfer piyasası böylece bir silahlanma yarışına dönüşüyor.

Yönetimler çoğu zaman kadrolarını kendi ihtiyaçlarına göre değil, rakiplerinin yarattığı heyecana cevap verecek biçimde kuruyor. Futbolcunun fiyatını kalitesi kadar rekabetin psikolojisi de belirliyor.

Transfer bir yatırım mı, yoksa prestij harcaması mı?

Asıl mesele pahalı oyuncu almak değil; hangi oyuncuya, hangi yaşta, hangi sözleşmeyle yatırım yapıldığı. Çok iyi futbolcu ile iyi yatırım aynı şey değildir.

Trossard, Beşiktaş’ın oyununu geliştirebilir. Vlahovic şampiyonluk yarışında belirleyici olabilir. Lukaku, Fenerbahçe’ye ciddi bir gol katkısı sağlayabilir. Salah, Trabzonspor tarihinin en büyük sportif figürüne dönüşebilir. Bunların hiçbirisi ekonomik tartışmayı ortadan kaldırmaz. Çünkü bir oyuncunun futbolculuk kalitesi ile kulüp açısından oluşturduğu yatırımın niteliği iki ayrı sorudur.

Bu noktada sık kullanılan “Formasını satar, parasını çıkarır” cümlesi de Türk futbolunun mali tartışmalarındaki en büyük kolaycılıklardan biri. Büyük yıldızlar forma, sponsorluk ve stadyum gelirini artırabilir. Fakat bonservis, garanti ücret, imza parası, menajerlik komisyonu ve bonuslardan oluşan toplam maliyetin, transfer sayesinde yaratılan ek gelirle karşılaştırılması gerekir.

Salah bu açıdan son derece ilginç bir örnek. Dünyanın en tanınmış futbolcularından birini Trabzon’a getirmek Trabzonspor’un uluslararası görünürlüğünü olağanüstü artırabilir. Kulübe daha önce ulaşamadığı sponsorluk alanları açabilir. Ticari gelirlerini büyütebilir.

Fakat sorulması gereken asıl soru şudur: Trabzonspor, Salah nedeniyle üstlendiği maliyetten daha büyük ve kalıcı bir ekonomik değer yaratabilecek mi? Bir transferin yatırım olup olmadığını belirleyen şey budur.

Gelir büyüyor, gider daha hızlı büyüyor

Türk futbolunun paradoksu, kulüplerin ticari kapasiteleri büyürken mali sorunlarının derinleşmesi. Yeni gelirler çoğu zaman mali disiplini güçlendirmek yerine yeni harcama kapasitesi olarak görülüyor. Kulüpler kazandıkça rahatlamıyor, harcama çıtasını biraz daha yukarı taşıyor.

Bir kulüp 100 kazanıp 120 harcıyorsa, gelirini 150’ye çıkarırken harcamasını 200’e yükseltmesi ilerleme değildir. Üstelik gelirlerin önemli bölümü TL üzerinden yaratılırken futbolcu maliyetlerinin ciddi kısmı avro cinsinden. Sportif risk böylece kur riskiyle birleşiyor.

Türk futbolunun temel zaaflarından biri başarıyı planlamak yerine satın almaya çalışması. Bir sezonun yanlışları değerlendirilmeden yeni transfer dönemine giriliyor; yönetimler gidiyor, antrenörler değişiyor, geçen yıl alınan oyuncular kısa sürede “Elden çıkarılması gereken maliyetlere” dönüşüyor.

Oysa sürdürülebilir başarı; maaş skalası, yaş dengesi, genç oyuncu geliştirme, oyuncu satışı ve altyapıyla kurulabilir. Şampiyonluk hedefi ekonomik irrasyonelliğin mazereti olamaz. Çünkü dört büyük kulübün dördü birden aynı sezon şampiyon olamaz. Hepsi şampiyon olacakmış gibi harcarsa, üçünün sportif beklentisi boşa çıkar; borç ise dördünde de kalır.

Havalimanları boşalınca…

85 milyar liralık rakamın asıl anlamı büyüklüğünden çok, Türk futbolunun nasıl yönetildiğini göstermesinde. Geçmiş transferlerin borçları ödenirken yenileri yapılıyor, bugünün yöneticileri geleceğin gelirlerini kullanıyor, her yeni yıldız mali tablonun üzerini bir süreliğine örtüyor.

Havalimanındaki kalabalıklar birkaç saat sonra dağılıyor. Transfer videoları birkaç gün sonra eskimiş oluyor. Yeni formalar bir sezon sonra değişiyor. Yönetimler gidiyor, antrenörler gidiyor, futbolcular gidiyor, borçlar ise kulüpte kalıyor.

Bu yüzden yıldızların Türkiye’ye gelmesi başlı başına sorun değil. Tartışılması gereken, bu futbolcuların hangi ekonomik düzenin içine getirildiği. Eğer yüz milyar liraya yaklaşan yükümlülüklerin ve on milyarca liralık faaliyet zararlarının ardından verilen cevap yine daha büyük sözleşmeler ve daha yüksek riskse, mesele artık transfer politikasından çok daha büyük demektir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Onur Özgen

Borçla kurulan rüya takımlar
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et