18 Eylül 2026 00:10

Aile zaten güvende olamayacaksa!

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

116 kişinin gözaltına alındığı ve 82’sinin tutuklandığı LGBT’lilere yönelik ‘Ailem Güvende’ operasyonunun gerekçesini Adalet Bakanı Akın Gürlek ‘ailemizi, çocuklarımızı ve geleceğimizi korumak için’ olarak açıkladı ve dayanağının “2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu ile 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi olduğunu söyledi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın hazırladığı kısa video ise bu topraklarda ritmin yavaşladığı, sokakların tenha, evlerin eskisi kadar kalabalık olmadığı, okulların ise çocuk seslerini aradığı vurgularıyla yapılan ‘nerede o eski Ramazanlar’ kıvamındaki hamaset ile aile on yılını selamlıyordu. Videodaki gözü yaşlı dedelerin, boş sokakların, çocuk sesleriyle çınlayamayan okulların sebebi olarak bulunan günah keçilerinden 82’sinin tutuklanmasıyla; geçinemeyen emeklilerin, okul yerine MESEM’lere kaydedilen, emeksiz sınıf atlamaya özendirilip mafyalaşan çocukların, parasızlıktan aileleşemeyen gençlerin, boşanmalardaki artışın bozduğu hayat ritmi sanki kaldığı yerden devam edebilecekti. Akın Gürlek’in sesi ‘Aile kurumunu, gençlerimizin geleceğini ve toplum düzenimizi hedef alan hiçbir suç yapılanmasına müsamaha göstermeyeceğiz’ diye son noktasını koymuştu. Aile ve ‘geleceğimiz’ güvende olacaktı, müstehcen içeriklerle ilgili ihbarlar hızla değerlendirilecekti.

İç güvenlik her dönem toplumsal gruplar arasında bir sınır çizme harekatı olarak görülmüştür. Sağcılar-komünistler, Türkler-Kürtler, yerliler-göçmenler, dindarlar-laikler, partililer-ve olmayanlar, havyan sevmeyenler-sevenler vb. arasındaki federatif sınırlar makbul yurttaşın imalatı sürecinin ikilikleri olarak kullanılır. Bunlara şimdi bir de düzcinseller- eşcinseller karşıtlığı eklenmiş bulunuyor. Zihne ve bedene sınır çizen siyasal hamle birinci kategoriyi elzem ikincilerini ise düzen bozan olarak görüyor.

Kadın ve LGBT örgütleri, sol siyasi partiler ‘hiçbirimiz güvende değiliz’ sloganıyla yaptıkları eylemlerde, aile içi şiddet varken kadınların güvende olmayacağını söyleyerek operasyonları kınadılar. Buz dağının görünen yüzüne işaret ettiler. Oysa Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesinde sosyal ve siyasal sınırlar kadar ailenin iktisadi sınırları da çizilmişti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bozulduğuna işaret ettiği toplumsal ritmin geri kazanılması için nüfus artışının sağlanması ve metropollerdeki fazla nüfusun kırsala boşaltılması gibi hedefler de var. Genelgenin 8. maddesi şöyle söylüyor: Nüfusun dengeli dağılımını gözeten bütünleşik bir çerçevede kırsal alandaki nüfus kaybının önlenmesi, kentlerde yoğunlaşan nüfusun kırsal alanlara geri dönüşünün özendirilmesi ve kentsel mekanların aile ve çocuk odaklı bir perspektifle dönüştürülmesi için bütüncül tedbirler hayata geçirilecektir.

Örneğin; finansın ve tekellerin idari merkezleri haline getirilen İstanbul bir yandan ücretlileri zaten dışlarken Orta Anadolu’yu kapsayan endüstriyel bölge projesi bu yoksullaşmış emek gücünün istihdamına hazırlanıyor. Kira ödeyemeyen, geçinemeyen ve enflasyondan ezilen kitlelere haydi köyünüze çağırısı yapılıyor. Yetmiyor, bölgesel ücret tartışmaları da ısıtılıyor ki ucuz emek gücü göçü sayesinde sanayiciler için de gün doğsun.

İkincisi azalan nüfusun yol açtığı emek gücü açığını ailelere doğum destekleriyle, göçmen istihdamıyla telafi etmeye çalışan ama eğitimli nesli Avrupa’ya ‘giderlerse gitsinler’ anlayışıyla kaptıran iktidarın elinde şiddet eğilimi artan, genç yaşta mafyalaşan bir gençlik posası kaldı. Oysa her metrekare toprağının maden çukuru haline gelmesi için yapılan anlaşmalar da nüfus artışını bekliyor ki, emek gücü açığı kapansın.

Üçüncüsü; paylaşım mücadelelerinin ve rekabetin şiddetlendiği bir bölgede gergin bir jeostratejik konumu tutan Türkiye’nin hırslı sermayedarları, sonrasında sermaye ihraç etmek ve pazar payı kazanmak amacıyla bölgesel savaşların bir parçası olmaya can atıyor ve bunun için askeri nüfus potansiyelinin artması gerekiyor.

Nüfusun artış hızı sorunu ülkeyi yönetenler açısından neredeyse bir kabus. Geçim sorunu evin dört duvarını zaten yıkmışken, aile içi şiddet artmış, yoksul ailelerin çocukları erken yaşta para kazanma derdine düşmüşken telkin ve teşvikle artırılamayan nüfusun başlıca sorumlusu, toplumu ‘cinsiyetsizleştirmekten’ sorumlu tutulan LGBTİ’ler oldu. Çünkü ülkeyi yönetenler yolunda gitmeyen her şey için uzak-yakın hedefler göstermekte çok mahir. Böylece çökertilen aile sanki ayağa kalkacak. Sanki cinsel yönelim bir dayatmanın, özenmenin ürünü.

LGBTİ operasyonu toplumsal sınır çizme harekatının bir parçası aslında. Kısa süre içinde müstehcenlikle suçlanarak gözaltına alınan sanatçılar, SYKP’ye yapılan operasyon sonsuza ve sonuna kadar iktidarda kalmaya çalışan iktidarın toplumdan çıkan sesleri ayıklama ve çerçeveleme gayretinin göstergesi. Ancak mevcut ekonomik göstergeler devam ettiğinde ve toplumu birbirine düşmanlaştırma siyasetiyle temiz, güvende bir aile mümkün olmaz; dağılan parçalar toplanamaz. Okuldaki çocuk sesleri MESEM’de kaybolur, yaşlıların kederi artar, kadın ile erkek arasındaki nifak artar. Çünkü ailenin düşmanı LGBT değil ekonomik düzenlemelerdir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et