Dağlarca’nın ‘horoz’u

Dağlarca’nın ‘horoz’u

Fazıl Hüsnü’yü o dönemi, edebiyatımıza yansıtarak, kültürel, sanatsal karşı çıkışı gerçekleştirenlerin başında saymak gerekir. O dönemin baş tanıklarından biridir o. Yalnız tanık da değil, susmayan, susturulamayan bir muhaliftir de.

Adnan ÖZYALÇINER

Fazıl Hüsnü Dağlarca,  şiirleriyle Türkçe’nin “ses bayrağı”nı dalgalandırdığı gibi 1965’li yıllardan başlayarak 80 karanlığının arifesine kadar Aksaray’da sahibi olduğu Kitap Kitabevi’nin camekanına asarak “Karşı Duvar Dergisi” başlığıyla yayınladığı şiirlerinde  o dönemde yaşanan/yaşatılan acılara , siyasal, toplumsal çelişkilerle haksızlıklara karşı çıkmıştır. Fazıl Hüsnü’yü o dönemi, edebiyatımıza yansıtarak, kültürel, sanatsal karşı çıkışı gerçekleştirenlerin başında saymak gerekir. O dönemin baş tanıklarından biridir o. Yalnız tanık da değil, susmayan, susturulamayan bir muhaliftir de.
Dönemin her türlü olayı, eylemi, işçinin, köylünün, halkın hak ve özgürlük savaşımı onun şiirlerinde yansır/yansıtılmıştır. “Dışardan Gazel”de, “Almanyalar’da Çöpçülerimiz”de, “İkili Anlaşma Anıtı”da, “Yeryağ”da .
“Almanyalar’da Çöpçülerimiz”deki  “Tornada Bir Göz Uyuyan Çocuğun Ölümü” şiirinde:
    “Gecelemesiz çalıştırdılar
    Dört yaşından bu yana gecelemesiz”
diyerek bütün işçi çocukların sömürülüşü dile getirilir. “Almanyalar’da Çöpçülerimiz” şiirinde:
   “Gün ışır ışımaz alınyazımız parlar,
    Ne alınyazısı elyazısı be.”
der. Burada gurbete gitmek zorunda kalan/bırakılan  işçimizi dış sermayenin katmerli sömürüşünün acı gerçeği anlatılır.
“İkili Anlaşma Anıtı”ndaki  “Yürümek” şiirine göre sorumlu tıpkı bugünkü gibi:
“Aç mısın, çıplak mısın, sorumludur,
O, Ankara duran”dır.
“İkili Anlaşma Anıtı” şiirindeyse: “Ölünün gözüne ya da Cumhurbaşkanına, senatörlere, Başbakan’a, bakanlara, saylavlara (milletvekillerine)” anlaşmaların ikili değil, tek yanlı, kölelik anlaşmaları olduğunu, bağımsızlığımızın ayaklar altına alındığını şöyle haykırır:
“Mehmetçik al hela süpürgesini kavak ellerine sen,
Amerikalı silah arkadaşların istediler
Çorlu havaalanında  güneş doğar doğmaz,
Gir içeri, pakla yüznumaraları güney kuzey birer birer.”
“Yeryağ”da Zonguldak’ta göçük altında kalan kömür madeni işçilerine yaktığı ağıtın yanısıra Edirne’den, Van’dan, Hakkari’den toplanıp gelen ayakların (işçilerin) yürümesinden söz eder:
“Ayaklar toplandılar dün gece tam burada,
Dediler ayak olduğumuza yakınmayalım,
Ya el olsaydık, ya açılsaydık bütün gün;
Şunun bunun üç kuruşuna yürüdüler
Dediler, durmayalım düşeriz.”
Dağlarca’nın “Horoz”u, hak ve özgürlüklerin haykırırcasına savunulduğu, özellikle işçi haklarıyla özgürlüklerinin yoğunlaştığı kitabıdır. “Horoz” şiiri,  erken öten horoz meteforuyla başlar.
“Erten öten horozun başı kesilirmiş,
Bitmez tükenmez ki başın kesile kesile”
Denerek erken öten horoza seslenilir:
“Öt ki kara dağlar allana,
Aç eller tok tarlalara çullana.”
Şiirin bu bitişi dönemin yöneticilerince sakıncalı bulunularak Dağlarca’yı, beylik tabancası neden gösterilip “evinde tabanca bulundurmak”tan tutukladılar, ama susturamadılar:
“Deki kapadın beni sen
Üzerimde yüz bin kilit
Yüz bin demirler içine
Yazılarım dışardadır.”
“Horoz Ağıdı” Deniz Gezmiş ile arkadaşlarına yazılan devrim umudunu yineleyen bir ağıttır:
“Erken öten horozumu aldılar
Yüreğimi kırk milyona böldüler
Sanki bütün türkülerim sildiler
Erken öten güzel horoz öten ey
(...)
Tanrım üç ses severmiş biri bu
Davranmanın yürümenin yeri bu
Yaşamalar getiren öldürü bu
Erken öten güzel horoz öten ey.”

Dağlarca “Devlerden Sesler” şiirinde o dönemin hesabını otları, karıncaları, kavakları, evleri ayaklandırıp soracaktır:
“Bir gün evler ayağa kalkacak
Girecek yöneticilerden içeri
Haykıra haykıra
Soracak sömürülen kanın çocuklarının.”
Dağlarca’ya göre asıl çözümü getirecek olan işçiler, emekçilerdir.  “Taş Kesilen İşçi” şiirinde işçiyi görünüşte acının, açlığın anıtı, gerçekte direnişin simgesi olarak verecektir:
“Taş kesilmişti açlığından işçinin biri
Evine doğru yürürken
Sağ elinde aylığı vardı çil çil
Sol elinde anası, karısı, dört çocuk
Gelen geçen:
İşverene yanıt dediler.
 .......
Taş kesilmişti geleceğe bakarken işçinin biri
İş yerinin hemen önünde
Durdu biraz
Baktı düşündü biraz
Gelen geçen:
Anıt dediler”.
Sonuçta işçiler emekçiler 15-16 Haziran’da hak ve özgürlüklerini savunmak için anayasadan aldıkları “direnme hakkı”nı kullanacaklarını açıklayarak yürüyüşe geçtiler. Fazıl Hüsnü Dağlarca “Horoz”da onları “Yürüyen İşçiler Kapılarında İstanbul’un” şiiriyle anlatıyor:
“Yürürüz devrim gününde
Bütün ulusun önünde
Açlar, çıplaklar ininde
Toprak bu yurt denen toprak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elimle ayam’la kurtulacak
                    
İşçi yürür mü yürür ya
Koca illere varır ya
Ağayı Beyi görür ya
Kalmadı gerçeğe uzak
Bu yurt benim elim aya’m
.........
Kişi kişiye kul değil
Neden karanlık al değil
Yeryüzü uzun yol değil
Varılır gökler aşarak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elimle aya’mla kurtulacak.”

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.