Sansürsüz rektörler

Sansürsüz rektörler

Önemli olan öğretim görevlisinin alanı dışında açıklama yapması değil, yapacağı açıklamanın egemenlerin koltuğunu hafiften sallayıp sallamayacağıdır... Değişmeyen sistem içerisinde böylesi sansür uygulamalarının ve açıklamaların ardı arkası kesilmeyecektir

Hazal Kar
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Wan

Mevsimlerden bahar değil. Bu sebepten henüz dağ bayır yeşermemiş. Yerde yeşil otlar yerine beyaz kar var... Ne sebepledir bilinmez henüz gelmemiş baharda, ortalığı er meydanına çeviresi gelmiş yiğitlerin. Dört yiğit çıkmış meydane dördü de birbirinden merdane... Yiğitlikleri irade sahibi oluşlarındanmış. Yiğitlerimiz mevki makam sahibi, rektörlerimiz.

Egemenlerin pek bir sevdiğinden. Bu sevgidendir, dördünün birleşip er meydanına çıkması. Meydanda bir gürültüdür kopuyor. Önce Yüzüncüyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal görünüyor. Ardından Hakkari Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ebubekir Ceylan, Siirt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Erman, Bingöl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş. Onlar meydanda yerlerini alınca yukarıdan bir ses açıklamayı okumaya başlıyor.

İçerikte milli irade çağrısı yapılıyor.

MİLLİ İRADE ÇAĞRISI BİLİMSEL BİR AÇIKLAMA MIDIR?

Yükseköğretim kurumları disiplin yönetmeliğinde yapılan değişikliğe göre; bilimsel tartışma ve açıklamalar dışında, yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına resmi konularda bilgi veya demeç vermek, kınama cezasını gerektiren bir fiil değil miydi?

İnsanın aklına bu durumda çok fazla soru geliyor. Milli irade çağrısı, bilimsel bir tartışma veya açıklama mıdır? Oysa rektörlerimizden Prof. Dr. Peyami Battal bir biyologdur. Çağrıda ise ‘Milli iradeye sahip çıkıldığı sürece ülkemiz daha güçlü demokrasiye ve ekonomiye sahip olacak ve uluslar arası saygınlığı daha da artacaktır.’ denmesi kafa karışıklığı yaratıyor. Bu açıklamanın biyoloji bilimiyle doğrudan alakasının olmadığını anlamak için alim olmaya gerek yok.

AÇIKLAMADAN AÇIKLAMAYA FARK VAR!

Madem öyle, geriye tek seçenek kalıyor. Rektörlerimiz bu açıklamayı yapabilecek yetkiye sahip olduklarını düşünüyorlar. İşte bu mantığa daha uygun geliyor. Çünkü artık rektörlerin ve bilim yuvalarındaki gerekli yetkililerin nasıl görev başına geldiklerini çocuklar bile biliyor. ‘Seç seç ata!’ yöntemiyle seçilmiş gibi görünüp aslında atananlar. Dolayısıyla yapacakları bu tarz açıklamalarla kınama cezası almalarını bir yana bırakalım, takdir edilmeleri gayet olağan bir durumdur.

Peki gerçekte olması gereken ya da bizim istediğimiz nedir? Öncelikle YÖK başlı başına bir sorundur. Ancak yapılan düzenlemeyle ve yukarıda söylediğimiz maddeyle düşüncenin önünde sansürcü bir tutum sergilenmiş oluyor. Çünkü öğretim elemanı hangi konuda açıklama yaparsa yapsın bunu bilimsel bir dille aktarması gerektiğinin bilincindedir. Ancak rektörlerimizin yaptığı açıklamalar sonucu insanın bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyesi geliyor.

Açıklamalarınızla sansür uygulayanın arkasında yer alıyorsunuz. Ama bu sansürün kendinize uygulanmayacağını biliyorsunuz. Biz de şunu biliyoruz: Bu bir sistem sorunudur, önemli olan öğretim görevlisinin alanı dışında açıklama yapması değil, yapacağı açıklamanın egemenlerin koltuğunu hafiften sallayıp sallamayacağıdır... Değişmeyen sistem içerisinde böylesi sansür uygulamalarının ve açıklamaların ardı arkası kesilmeyecektir.


KİMİN İRADESİ?

Sahi bu yiğitler kimin iradesi olarak yapıyorlar bu çağrıyı? Kendilerini atanmış değil seçilmiş olarak gördüklerinden, rektörü oldukları üniversitelerin bünyesinde mi yapıyorlar bu çağrıyı? Üniversitesinin, öğrencisinin, öğretim görevlilerinin, personelinin bünyesinde mi? Öğrenciler arasından bölüm başkanı seçileceği zaman, seçim tarihini kendi öğrencisinden gizleyen, katakulliyle kendi istediğini bölüm temsilcisi yapanlar, kendileri rektör olarak başa gelirken aldıkları oyun çoğunluğuna göre değil, hakim sınıfa olan yakınlıklarına göre rektör olanlar, neyin iradesinden bahsediyorlar?

www.evrensel.net