Din ellerinden gidiyor diye korkuyor

Din ellerinden gidiyor diye korkuyor

Gezi direnişi Başbakan’ı epey hırçınlaştırdı malum. Başbakan’ın yabancısı olduğu bir ruh hali değil bu ancak yine de 1 ayı aşkın süredir öfkesine daha sık şahit olma şanssızlığını yaşıyoruz. Bu öfkenin son hedefi İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık oldu. Başbakan’ın avukatları Eliaçık’a attığı tw

Mithat Fabian Sözmen


Başbakan Erdoğan, “hakaret” iddiasıyla size dava açtı. Antikapitalist Müslümanların Gezi direnişindeki varlığı ve topladığı sempatiye yönelik bir tepki olarak değerlendirebilir miyiz bunu?
18 Haziranda peş peşe attığım 12 tweet’i alarak, bunlardan 9’unun suç unsuru teşkil ettiğini söylüyorlar. Ne demişim; “Abdestli kapitalistlikten abdestli tiranlığa terfi etti”, “Provokatör”, “Kibirli”, “Yalancı” demişim. Bir sözün hakaret kabul edilebilmesi için kişinin şahsına, ailesine, eşine, sülalesine yönelik olması lazım. Burada hakaret yok, burada Tayyip Erdoğan’ın iktidarı kullanış biçimine ilişkin siyasal eleştiri var. AİHM’in, Yargıtay’ın bu konuda kararları var. Bu tür siyasal eleştirileri manevi tazminat davasına sokmuyorlar. Sert ve haşin sözler olarak kabul ediyorlar. Benim eleştirilerim de öyledir ve hiçbiri hakaret değildir. Yalancı demişim bu hakaret değildir. Çıktı ve mil- yonlarca insana “Dolmabahçe’deki camide içki içildi” dedi. “Cuma günü görüntülerini göstereceğiz” dedi. 4 Cuma geçti hâlâ görüntüler yok. 40 Cuma geçse de çıkacağı yok; çünkü yalan. “Bayrak yaktılar” dedi, 2 yıl önceki bir gösteriye ait çıktı. Önce TRT’de tarihsiz verdiler, sonra farkedilince apar topar 31.06.2013 diye tarih kondurdular. Kabak gibi sırıttı. Bu da bir servisti. Sonra “Başörtülüyü yerde sürüklediler, üzerine idrar ettiler” dedi. Kabataş’ta her taraf MOBESE’lerle dolu. Bir tane çekim yok, şahit yok. Cep telefonuyla çekilmiş bir fotoğraf bile yok.

Bu konuda çok iddialılardı...
Yalan. Kanıtlayın, gidelim, kimse bunlar protesto edelim, en önde de biz yürüyelim. Fakat evrensel hukuk diye, kanıt diye bir şey var kardeşim. Herkes birbirine iftira atarsa bir yere gidemeyiz ki. Bu başörtüsüne yapılan saldırganlığın tasvip edildiği anlamına gelmez. Zaten başörtüsüne yönelik böylesi davranışlardan Gezi Parkı’ndakiler de çok rahatsız. İşte bunları gördüğüm için “Yalancı” dedim. “Yiyici” dedim, “Yedirici” dedim. Kendi yaşantısı ortadadır. Oturduğu evler, siyasete girmeden önceki yaşantısı ortadadır. Nereden gelip nereye gittiği ortadadır. Etrafındaki insanların –ki çoğu bizim tanıdıklarımızdır- gözümüzün önünde neyken ne oldukları ortadadır. Öyleyse bu niye hakaret olsun ki? “Provokatör” dedim evet. Olmayan şeyleri olmuş gibi anlatarak milyonları meydanlara topladı. Anadolu’nun gariban muhafazakar kitlelerini “din düşmanlığı yapılıyor”, “darbeciler, dış güçler var”, “camide içki içtiler” gibi yalanlarla kışkırttı. İktidar olanaklarınızdan yararlanarak, 27 televizyonda canlı yayın yaparak, 7 gazetede aynı manşeti atarak, bunları yapamazsınız. Bu provokatörlüktür. Kışkırtıcılığın daniskasıdır. Biz ne yapmışız? Ağaçlar sökülmesin orası park kalmaya devam etsin demişiz. İslamcı kökten gelen, 2002’de ona oy vermiş birileri olarak her konuda ona itaat etmek mi zorundayız?

İLK SALDIRI CUMA NAMAZINI ENGELLEMEK İÇİNDİ

Sizin etkiniz, kendilerine oy vermiş başkalarını da etkileyebilir endişesi taşıyorlar diyebilir miyiz?
Savcının dilekçesinde şöyle yazıyor: “Tweet’ler etkili olmuştur. Başbakanın insanlar nezdindeki itibarı sarsılmıştır.” Yalansa niye itibarı sarsılsın ki? Küfrü kim dinler ya hu? Hiçbir küfür etkili olamaz. Gerçek etkili olur. Gerçeği sert ve haşin bir dille dile getirirsen daha da etkili olur. Demek ki biz de onu yapmışız ve bundan felaket rahatsız olmuşlar. Genel olarak Gezi sürecindeki rolümüzden çok endişe duydular. Gezi Parkı’ndan dindarlığa saygı görüntülerinin yayılmasından çok rahatsızlar. Daha ilk günden bunu fark ettiler. İlk günlerde, Perşembe günkü o meşhur şafak baskınını da bu yüzden yaptılar. Çadırları yaktıkları günden bahsediyorum... Ertesi gün Cuma’ydı. Biz orada gençlerle Cuma namazı kılmayı konuşmuştuk. 500’e yakın kişi katılacaktı. Bunu haber aldılar, “Burada bir Cuma namazı görüntüsü olursa, tümden yanarız, bunu bastıramayız. Dini çevrelere de bu sıçrar. Dindar insanlar akın akın gelip Gezi Parkı’nı savunurlar” diye düşündüler. Haklılardı da. AKP teşkilatları bile ilk günlerde gelmeyi düşünüyordu. “Sayın başbakanım ağacı koruyun, burası park olarak kalsın” diye pankart hazırlayacaklardı. Adamlar AKP’li. Yarın seçim olsa yine ona oy verecek, vazgeçecek hali yok ama “Burası Park olarak kalsın, AVM dikmeyin” buraya diyor.

Siz onlarla irtibat halinde miydiniz?
Tabii. Geleceklerdi. “Şurada buluşalım, şöyle yapalım” diye konuşuyorduk da. Ancak o gün baskın oldu. Cuma namazı kılınamadı. Sonraki 1 hafta da gaz bombalarıyla, tantanalarla geçti. “Camiye ayakkabılarla girdiler, içki içtiler” işleri de çıkınca bastılar propagandayı...

AKP başarılı bir operasyonla, kendi adına direkten dönmüş diyebiliriz. Önemli bir kırılma yaşanabilirdi dedikleriniz gerçekleşse...
Evet, dini camialar gelecekti. Benle konuşanlara oraya niye gittiğimizi şunu hatırlatarak söylüyordum; “Peygamberimiz diyor ki, elinizde bir ağaç fidanı olsa ve yarın da kıyamet kopacağını bilseniz onu dikin. Siz de bu peygambere inanıyorsunuz. O zaman oradaki ağaçları korumamız lazım. Biz ağaçları yıkmak isteyen zihniyete geri adım attırmak istiyoruz.” Moda oldu her yere beton, AVM. Ormanlar yıkılıyor... “Buna bir tepki koyun. Ben size hükümeti yıkın demiyorum. Ama bu hususta geri adım atması lazım. Gelin bunu beraber yapalım” dediğim bir sürü insanı ben ikna etmiştim. O saldırı ve sonrasındaki propagandayla dindar camia şak diye kesildi. Başbakan ağır derecede bunu kullandı, bir mitingde 3 defa “Camide içtiler diye” dedi. Erzurum’da, Kayseri’de, Samsun’da, Kazlıçeşme’de... Dolayısıyla 27 televizyonda canlı yayında bunları izleyen Anadolu halkı hâlâ Gezi Parkı’nda din düşmanları, dış güçler ve darbecilerin cirit attığına inanıyor. Orada memleketi karıştırmak, Erdoğan’ı devirmek için işler çevriliyor sanıyor. Milyonlarca insan buna inanıyor ve biz onlara sesimizi ulaştıramıyoruz.

Peki ya sesinizi ulaştırabildiğiniz AKP’liler?
Buraya AKP teşkilatlarından bir hışımla gelip, ikna olarak çıkan bir sürü kişi var.

BİZİ YILDIRMAK İSTİYORLAR

Size yönelik son dönemde çıkan haberleri de bu davaların bir parçası olarak görebilir miyiz? Bankamatikte işlem yaparken çe- kilmiş 2 sene önceye ait bir fotoğrafınız bu çevreleri bayağı meşgul etti geçen hafta...
Tabii, bizi yıldırmak istiyorlar. Yandaş medyada her gün bir haber çıkıyor. Mesela diyorlar ki, sağcı kapitalist iş adamı bizi finanse ediyormuş. Burayı (İnşa Kültürevi) o satın almış göya. Halbuki burası kira. 2 katı 11 bin liraymış da 3 katlı olduğuna göre 16 binmiş kiramız. Oysa tüm kirası 4 bindir. Yukarıda seminer salonu var. Orada dersler yapıyoruz.

Derse giren arkadaşlar var, 20’ye yakın esnaf var, depremzede aileler var, sokak çocukları var, evsizler var, göçmenler var. Bizatihi pratiğin içindeyiz. Biz onlara destek oluyoruz, onlar da bize. Destek derken Kur’an’ın tabiriyle infak ediyorlar (ihtiyaçtan arta kalanı vermek). Bizim bir şey aldığımız yok. Kitaplardan gelenin az birazını alıp, gerisini infak eden bir paylaşım-bölüşüm düzeni kurduk burada. Herkesin ortaklaşa, emeğine göre alıp ihtiyacına göre dağıttığı bir sistem... Bunların kafa buraya çalışmıyor. Yok burası finanse ediliyormuş da bilmem ne. Tamam, o gazetelerde bahsettikleri kişi de var burayı destekleyenler arasında ama herkes kadar destek veriyor. Bizim sistemimiz yeryüzü sofrası iftarlarında olduğu gibidir. Herkes azar azar verirse bolluk bereket olur ama her şey bir kişiden alınırsa, bu onun sponsorluğu demektir. Bu olmaz. Ben şahsıma para almam. Yasaktır bana para vermek. Aldığımı da hemen dağıtırım. Ama adam bana güvendiği için veriyor. Öyle insanlarla karşılaşıyorum ki “Devlet dahil hiçbir derneğe, vakfa veremem bu zekat parasını. Güvendiğim bir tek sen varsın” diyor. Ben de “Benim derneğim filan yok. Yardım kampanyası da düzenlemiyorum” diyorum. Bir numara ilan etsem milyonlarca lira banka hesaplarına yığabilecek pozisyona geldim ama kesinlikle öyle bir şey yapmıyorum. “Biz sana, vicdanına, Allah’a olan inancına güvendiğimiz için veriyoruz bu parayı, sen de al etrafındaki yoksullara ulaştır” diyenler oluyor. Ben de öyle yapıyorum.

Evrensel’e verdiğiniz son röportajda annenizin hâlâ Erdoğan’a oy verdiğini söylemiştiniz. Size açılan dava fikrini değiştirdi mi?
Derin bir şüphe içinde. Kafası karıştı. Tabii burada benim annem bir semboldür. Anadolu insanını simgeler. Şu an derin bir şüphe içinde, mutlak bir güvenin gereksiz olduğuna, her an yanlış yapabileceğine dair kafasında şüpheler oluştu. Anadolu’da bizim ulaştığımız insanlar için en azından bu geçerli. “Bakın, iftar açtık, yeryüzü sofraları. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ilk, binlerce kişi katıldı. Orada din düşmanları yok, size anlatılan gibi değil. Kafanızdaki heyulayı yıkın” diyoruz. Eskiden din elden gidiyor derlerdi şimdi elimizden din gidiyor diye şikayet ediyorlar. Bu, “Kullanabileceğimiz bir din kalmıyor. Din bizim tekelimizden çıkıyor” manasındadır. Başkaları da artık İslamiyet öyle değil böyle olur diyor, Devrimci Müslümanlık diyor, antikapitalist olmamız lazım diyor ve onlar bundan çok rahatsız oluyorlar. Bunun paniğindeler.

DEMOKRASİ BÖYLE BİR ŞEY DEĞİL

Peki sizin için bu mesele Gezi Parkı’yla mı sınırlıydı yoksa daha geniş bir demokrasi mücadelesinin parçası mıydı?
İktidar burada geri adım atmıştır, diğer konularda da geri adım atmalı. Bu “Hükümet devrilsin” anlamına gelmiyor ama bu tarzından vazgeçmeli. Bazı kanunları çekmeli. Bunun için de gösteri yapılabilir. Birisi gösteri yapıyorsa illa darbe yapmak istiyor diye düşünüyorlar.
Bunların anladığı sandık demokrasisi. Sandığı koyarız, seçimler yapılır. 5 sene daha kimse gıkını çıkaramaz. Böyle bir demokrasi yok, bunun adı demokrasi de değil. Erzurum’da aldığın oyla buradaki parkı yıkamazsın. Derinleştirilmiş demokrasi diye bir şey var. Yani halk katılacak. Halkın rızası alınacak. Bir yerde değişiklik olursa, oranın ahalisine soracaksın. Egemenlik dayatmayacak, ortaklık üreteceksin. İslam, rızaya dayalı yönetim ister. Bu rıza ortaklık demektir.
Egemenlik dayatırsan totaliter olursun. Bu oylar sana diktatör ol diye verilmedi. Mussolini ve Hitler de sandıkla geldi. Sandıktan da faşizm çıkabilir. Dolayısıyla sandık bir şeydir ama her şey değildir.

GEZİ’DE HALKIN DEDİĞİ OLDU

Başbakanın size açtığı davadan ilhamla bir soru soralım. ‘Halkın isyan etmesini istemek, haklarınız için ayağa kalkın’ demek suç mudur?
Mevcut anayasaya göre sandık dışında hükümeti devirmek suç ama bir hakkı almak için sokağa çıkmak, gösteri yapmak suç değil.

İnsanlık tarihine baktığımızda hakların pek sandıkta alındığını görmedik...
Tabii, hakiki devrimler sandıktan çıkmaz. Ama büyük bir halkın ona katılmış olması gerekir. O zaman halk kendi sandığını kurar. Devrimini yapar yani. Ben Gezi Parkı’na niye destek verdim? Hükümeti devirmek, Erdoğan’ın istifa etmesini sağlamak için değil. Bu işin yolları başkadır. Ama başbakana geri adım attırmak ve Gezi Parkı konusunda almış olduğu karardan onu vazgeçirmek için.  Basit bir örnekle anlattığımda AKP’lilere ikna oluyorlar. Diyorum ki, “CHP iktidara gelse. Dese ki Ayasofya’yı yıkacağım AVM yapacağım. Seçime de 3 yıl var. Ne yaparsınız? Seçimi mi beklersiniz, yoksa sokaklara dökülüp hükümeti bu kararından vazgeçirmek için elinizden geleni mi yaparsınız?” Bu da aynısı. Erdoğan, ilk günden beri “Siz ne yaparsanız yapın, bizim kararımız değişmeyecek” dedi. İnsanlar öfkelendi. “Ayyaş” dedi, 3 bin geldi. “Çapulcu” dedi, 10 bin geldi. Ne söylese yangına körükle gitti ve bu oldu. Sonuçta bizim dediğimiz kabul edildi. Gezi Parkı’na yönelik karar rafa kaldırıldı. Orası, eskisinden daha güzel bir şekilde düzenlendi. Görürsünüz Ramazan ayı bitmeden orada iftar da olacak, sahur da, şenlik de...

www.evrensel.net