Ortak sorunlarımıza karşı nasıl söz söyleyeceğiz?
Mezuniyet döneminde belirlenen yüksek cübbe fiyatlarınakarşı öğrencilerin gösterdiği tepki sonucunda fiyatlardüşürülmüştü. Bu olay, öğrencilerin bir araya geldiğindeüniversitede alınan kararları da değiştirebileceğinin somut bir örneği.
Pelin ve Mert
İletişim Fakültesi
Ankara Üniversitesi
Bizler bu okulun öğrencileriyiz. Her gün birlikte dersliklere giriyor, aynı eksikliklerle karşılaşıyor, bunları birbirimizle konuşuyoruz. Bir iletişim fakültesinde kamera, tripod, kurgu bilgisayarı gibi en temel ekipmanlara ulaşmakta zorlanmak,küçük dersliklerde ders yapmak ve kütüphaneyi istediğimiz saatlerde kullanamamak öğrencilerin tekil olarak yaşadığı sorunlar olmaktan çıktı. Ankara Üniversitesinin Türkiye’nin en fazla ödenek alan üniversitesi olduğunu biliyoruz. Buna rağmen İletişim Fakültesinde en temel ihtiyaçlarımızın bile yıllardır yeterince karşılanmaması ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Bu kaynaklar nereye gidiyor?
Fakültemizde nasıl sorunlarla karşılaşıyoruz?
Biz de bunları tartışabilmek için fakültedeki arkadaşlarımıza sorular sorduk. İlk soru burada bulunulan süre içerisinde öğrencilerin en çok zorlandığı sorunlara dairdi. Birçok arkadaşımız okulun dersliklerinin küçük olmasından, Öğrenci Bilgi Yönetim Sistemi’nin (OBS) sürekli hata vermesinden ve yetersizliğinden bahsedildi. Kütüphanenin küçük olması ve vize-final dönemleri dışında saat 17.00 gibi erken bir saatte kapanması, dersliklerde bulunan oturma alanlarının eski ve rahatsız olması dile getirilen sorunlar arasında.
En öne çıkan mesele ise bir iletişim öğrencisinin kullanması gereken kamera, kurgu ve fotoğraf yazılımları, tripod ve bilgisayar gibi ekipmanların eksik ve yetersiz olması. Sektöre hazırlanmak için geldiğimiz fakültede, mesleğimizi öğrenmek için ihtiyaç duyduğumuz temel araçlara ulaşmakta zorlanıyoruz. Bunlar sadece günlük hayatımızı zorlaştıran problemler değil. Doğrudan eğitimimizi etkiliyor. Kamera yoksa uygulama yapamıyoruz, bilgisayar yetersizse kurgu yapamıyoruz, çalışacak alan bulmakta zorlanıyorsak ders dışında üretim yapmak da zorlaşıyor. Bunlar da sağlanmıyorsa, Türkiye’nin en çok ödenek alan üniversitesinde fakültemize ayrılan ödeneğin nereye harcandığı konusunda bir fikrimiz yok.
Neden karar mekanizmalarının dışında kalıyoruz?
Bunun ardından tüm bu eksiklikler ve sorunlar karşısında öğrencilerin okul yönetimiyle iletişim kanalları veöğrencilerin karar alma süreçlerinin parçası olmasına dair tartıştık.
Bu konuda öğrenciler ikiye ayrılıyor. Bir kısım, sorunların yönetime aktarılabildiğini ancak karar alma sürecinin içinde bulunamadığımızı, bu yüzden de sorunların yalnızca birer şikâyet olarak kaldığını, çözülmesi için adımlar atılmadığınısöylüyor. Diğer kısım ise sorunların yönetime yeterince iletilemediğini, bununla da kalmayıp öğrencilerin karar alma süreçlerinde bilerek dışarıda bırakıldığını ifade ediyor. Buradaverilen farklı yanıtlar yeni bir soru doğuruyor: Kendi eğitimimizle ve fakültemizle ilgili kararlar alınırken biz neden karar mekanizmasının dışında kalıyoruz?
Sorunlarımızı nasıl çözeriz?
Ardından geleceğe dair neler hissettiğimize dair sohbet ettik. Buraya dair arkadaşlarımızın tamamına yakını hem kendileri hem de diğer arkadaşlarının geleceği için umutsuz olduklarını söyledi. Var olan bu umutsuzluğun nedenini sorduğumuzda ise farklı cevaplar aldık. Bir arkadaşımız bu umutsuzluk durumunun temel nedenlerinden birinin iktidarın ülkegenelinde ve üniversitelerde yaptığı müdahaleler olduğunu söyledi. Başka bir arkadaşımız ise üniversitelerin bilim öğretilen ve özgür düşüncenin üretildiği yerler olmaktan çok sektöre insan yetiştiren kurumlara dönüşmesinin öğrenciler üzerinde büyük bir baskı ve umutsuzluk yarattığını ifade etti.Yani geleceğe dair kaygımız yalnızca mezun olduktan sonra iş bulup bulamayacağımızla sınırlı değil. Nasıl bir üniversitede okuduğumuz, aldığımız eğitimin niteliği ve okulumuzda ne kadar söz sahibi olduğumuz da bu kaygının bir parçası.
Bütün bunları konuştuktan sonra son olarak yaşadığımız sorunlar çözülebilir mi, nasıl çözülebilir üzerine konuştuk. Bu soruyu sorduğumuz arkadaşlardan biri, öğrencilerin de içinde bulunduğu, karar alma süreçlerinde gerçekten söz sahibi olduğu bir yönetim anlayışı olursa sorunların çözülebileceğini söyledi. Fakat aynı arkadaşımız, şu an bunun olmadığını ve öğrencilerin kampüs içerisinde yaptığı en ufak bir eylemde bile kampüse çok sayıda polisin girdiğini, bunun da öğrencilerin bir araya gelmesini ve sorunları için birlikte mücadele etmesini zorlaştırdığını söyledi.
Değiştirmek için Emek Gençliği saflarında mücadeleye!
Bütün bu soruların sonunda aslında aynı yere geliyoruz.Ekipman eksikliği, kütüphanenin yetersizliği, karar alma süreçlerinden uzak bırakılmak ve geleceğe dair umutsuzluk birbirinden bağımsız sorunlar değil. Bunların hepsi bizim eğitimimizi, üniversite hayatımızı ve geleceğimizi doğrudan etkiliyor. Üstelik bunları yalnızca İLEF’in kendi sorunları olarak görmek de yeterli değil. Üniversitelerde öğrencinin sesini bastırmaktan, üniversiteleri özgür düşünce ve bilim alanları olmaktan uzaklaştırmaya kadar uzanan müdahalelere ihtiyaç duyan bir sistemin içinde yaşıyoruz. Saray düzeninin varlığını üniversitelerde de kendini öğrencinin söz hakkının yok sayılmasında, kaynakların nereye harcandığının açıklanmamasında ve en temel ihtiyaçlarımız karşılanmazken öğrencilerin karar süreçlerinden uzak tutulmasındagörebiliyoruz. Bize düşense bütün bunları tek tek yaşayıp kabullenmenin aksine, birleşmek ve mücadele etmek.
Mezuniyet döneminde belirlenen yüksek cübbe fiyatlarınakarşı öğrencilerin gösterdiği tepki sonucunda fiyatlardüşürülmüştü. Bu olay, öğrencilerin bir araya geldiğindeüniversitede alınan kararları da değiştirebileceğinin somut bir örneği. Bize dayatılan bu düzene karşı tek tek şikâyet etmek yetmiyor. Saray düzeninin üniversiteler üzerindeki baskısına karşı, sözümüzü ve mücadelemizi örgütlemek gerekiyor.Üniversitenin nasıl yönetileceğine, kaynakların nereye harcanacağına ve eğitimimizin nasıl olacağına dair söz hakkımızı ancak örgütlü bir öğrenci mücadelesiyle kazanabiliriz. Bu yüzden İLEF’te değişim isteyen bütün arkadaşlarımızı Emek Gençliği saflarında yan yana gelmeye, öğrencilerin söz ve karar sahibi olduğu bir üniversiteyi birlikte var etmek için mücadele etmeye çağırıyoruz!
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et