24 Şubat 2020 09:58

Şehir hastaneleri gerçeği (1)

"Devlet arazisini şirkete veriyor bir hastane yaptırıyor, yapan şirkete maliyetin beş katı dolar olarak 25 yıl kira olarak ödeniyor."

Ankara Şehir Hastanesi | Fotoğraf: DHA

Fatih SÜRENKÖK
Fatih SÜRENKÖK

Sanırım bu gerçekle önümüzdeki yıllarda daha çok yüzleşeceğiz dostlar, ancak bu yüzleşme bizim ne kadar haklı olduğumuzu gösterecek. Ne yazık ki bu haklılık bizleri sevindirmeyecek.

Konumuz oldukça önemli ve uzun olduğu için konuyu sizlere iki bölümde aktaracağım.

Önce şöyle bir geçmişe dönüp bakalım;12 Eylül faşist darbesinden sonra IMF ve Dünya Bankası patentli sömürü düzeni her alanda olduğu gibi sağlık alanında da kendini gösterdi.

12 Eylül anayasasına kadar sağlık her yurttaşın hakkı ve sağlık hizmeti vermek de devletin temel görevi iken, 12 Eylül yasalarıyla sağlık artık ticari alan olmayı açıldı. 1987 yılında çıkarılan 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunun 5. maddesi ile hastaneler sağlık işletmeleri haline getirildi.

3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerden sonra işbaşına gelen AKP hükümetinin yapması gereken işler ya da önlerine konulan ödevler acil eylem planında yazılıydı. Bu planın sağlık alanındaki kısmı ise Sağlıkta Dönüşüm Programı idi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sağlık ticarileştiriliyor, hastaneler işletme hastalar müşteri oluyordu. AKP hükümeti uluslar arası finans ve siyasi desteğin karşılığını vermek zorundaydı zaten amacı da buydu. Nitekim 2003 yılında 657 sayılı yasanın 36. maddesinde değişiklik yapılarak sağlık alanında “hizmet satın alma” yani taşeronluk devreye sokuldu.

Bu da yetmedi 2006 yılında Kamu Özel Ortaklığı yönetmeliği çıkarıldı. Bu yönetmelikte neler vardı; “sağlık tesislerinin kiralama karşılığı yaptırılması ile tesislerdeki tıbbi hizmet alanları dışındaki hizmet ve alanların işletilmesi.” Artık kamu sağlık alanından çekilmeye başlayacak devasa sağlık işletmeleri yani şehir hastaneleri yapılacak ve hastanelerin yapım ve işletmeleri 25 yıllığına bu yandaş şirketlere peşkeş çekilecekti. Bu yönetmelik ile ülke genelinde sekiz hastane yapılacak ve işletmeleri 25 yıllığına bu şirketlere verilecekti. Ülkemiz işbirlikçi hükümetlerin icraatı olan yap işlet devret modeline alışkın olmasına rağmen bu yönetmelik kamu kaynaklarının yandaşlara aktarma açısından onu da aratacak haldeydi.

Devlet arazisini şirkete veriyor bir hastane yaptırıyor, yapan şirkete maliyetin beş katı dolar olarak 25 yıl kira olarak ödeniyor.

Bu yetmiyor şirket hastanenin röntgen ve Laboratuar hizmetleri ile sağlık alanı dışındaki tüm işleri para karşılığı devlete satıyor. Sistem bu. İddia ediyorum bu yönetmelik çıktığında dönemin Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ bile soygunun bu denli katmerli olduğunun farkında değildi. İhaleler açıldı ancak Türk Tabipler Birliğinin (TTB) açtığı iptal davası 2012 yılında sonuç verdi ve Yargıtay 13. Dairesi tüm ihaleleri iptal etti.

Planı bozulan AKP  TTB ve verilen yargı kararını devreden çıkarmak için 9 Mart 2013’te çıkardığı yasa ile sağlık alanında kamu özel ortaklığını yasal olarak devreye soktu. Yasanın iptali için TTB, başta CHP olmak üzere TBMM’deki tüm siyasi parti partiler ve hekim milletvekillerine durumu anlatsa da Anayasa Mahkemesine iptal için hiç kimse müracaat etmedi. Bu yasa ile 29 ilde 33 şehir hastanesinin yapımının önü açıldı. Bu model sadece sağlıkta değil, otoyol köprü tünellerde de yaşamımıza girecek böylece gitmediğimiz hastanelerin, geçmediğimiz köprü ve tünellerin, kullanmadığımız otoyolların parasını vermeye başlayacaktık.

Şöyle bir yakın geçmişi hatırlattıktan sonra haftaya sağlık alanında yaşadığımız peşpeşe güncel haliyle değineceğim.

Hepinize sağlıklı bir hafta dileğimle...

Reklam