22 Şubat 2020 21:11

“Kayyumların saldırdığı ilk alan kültür sanat oldu”

Diyarbakır’da “Kayyım Politikasının Kültür Sanata Etkileri” başlıklı panelde kayyum yönetimlerinin kültür sanat alanına dönük müdahaleleri anlatıldı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Diyarbakır’da Susma Platformu tarafından “Kayyım Politikasının Kültür Sanata Etkileri” başlıklı panel düzenlendi. Amed Şehir Tiyatrosu’nda düzenlenen panelin moderatörlüğünü Susma Platformu Diyarbakır Temsilcisi Özkan Küçük üstlendi. Sinema Yazarı Şenay Aydemir, Bereze Gösteri Evi’nden Firuze Engin, Batman Yılmaz Güney Sineması Eski Müdürü Dicle Anter ve Amed Şehir Tiyatrosundan Rüknettin Gün ise panele konuşmacı olarak katıldı.

“20 YIL SONRA AYNI HİKAYEYİ YAŞADIK”

Panelde ilk konuşmayı yapan Rüknettin Gün, 94 seçimlerinin ardından Refah Partisi’nin gelmesiyle şehir tiyatrosunun kapatıldığını belirterek, “Bu tiyatroda yerli ve yabancı oyunlar oynanıyordu. Bölgede turneler düzenlendi. Burada görev alan arkadaşlarımız başka birimlere sürüldü. 99 seçimlerinde DEHAP gelince bu yapı yeniden oluşturulmak isteniyor. 2003’te iki dilli bir repertuar hazırlanıyor. 2010’da ise Kürtçe ve lehçeleriyle repertuar oluşturuldu” dedi.2016’da kayyumun gelmesiyle ilk müdahalenin şehir tiyatrosuna olduğunu vurgulayan Gün, “20 yıl sonra aynı hikaye yeniden yaşanıyor. Aram Tigran Kent Konservatuarı ve Cigerxwîn Kültür Merkezi kapatılıyor. 2010’dan beri 30 bin seyirci sayısına ulaştık. Her yerde izleyici sayısı düşerken burada bir kat daha arttı. O geleneği sürdürmek istedik. Seyircimizin desteğiyle ayaktayız. Kayyum; mahkeme kararıyla dönmüş ben dahil 7 arkadaşımızı işten çıkardı” diye konuştu.

“YILMAZ GÜNEY SİNEMASI BAŞKA BİR YERE TAŞINAMAZ”

Gün’ün ardından söz alan Dicle Anter, “Kayyum ilk müdahaleyi kültür alanına yaptı. Kürtçe’yi kendileri kullanabiliyor ancak biz kullanmak istediğimiz zaman izin vermiyor. Yılmaz Güney Sineması 2004’te devreye girdi. Burada yapılan Hasankeyf Festivali çok ilgi gördü. Etkin olduğu alan çok fazlaydı. IF İstanbul, tiyatro oyunları gibi bir sürü alandan eserler burada gösterildi. Müthiş ilgiyle gösterimler yapıyorduk. Ancak bu ilgi kapitalizmin iştahını kabarttı ve AVM’ler içinde sinemalar açıldı. Daha sonrasında elektrik kaçağından dolayı Yılmaz Güney Sineması yandı ve projeler iptal oldu. Yılmaz Güney Sineması’nın taşınması için belediye referandum yaptı. Ancak nasıl Hasankeyf’teki eserlerin taşınmasına karşı çıkıyorsak Yılmaz Güney Sineması da başka bir yere taşınamaz” ifadeleri kullandı.

“FONLAR ÜRETİCİLERE KARŞI SİLAH OLARAK KULLANILIYOR”

Kültür sanat alanına dair başka şeyler konuşabilecekken şu an başka bir noktada olduklarını belirten Şenay Aydemir, “Bugün herhangi bir içeriği üretebilirsiniz. Sergi de açabilirsiniz. Darbe dönemlerindeki gibi yasayla yasaklanmış bir durum yok ancak fiili bir durum söz konusu. ‘Duyarlı’ bir vatandaş çıkmazsa gösterimlerinizi yapabilirsiniz ancak şikayet edilirseniz ertesi gün hapiste olabilirsiniz. Bunun bir ölçüsü yok” dedi.

Bu durumun yaratıcılar üzerinde mental karmaşaya sebep olduğunu vurgulayan Aydemir, “Bu bir çeşit otosansüre de sebep olabiliyor. Sinema için olan fonlar bir silah olarak kullanılıyor. Birine verilen fon başka birine verilmeyebiliyor. Üreticiler bu noktada bir belirsizliğe itiliyor. Bu durum görünmez bir sansüre dönüşüyor. Emin Alper’e filmi için para vermediler ancak film Berlin’de yarıştı. Filmler yasaklanabiliyor. Bakanlık size verdiği parayı faizi ile geri alıyor” diye konuştu.

Yerellerde kurullar oluşturulmak istendiğini söyleyen Aydemir, “Bu kurulun kurulması belki bazı işleri daha hızlı yapmanızı sağlayabilir. Ancak bu kurulların yetkileri sınırlandırılmıyor. Mülki amirin keyfiyeti söz konusu olabilir. Bir film bir şehirde gösterilirken başka bir şehirde gösterilemeyebilir. Sinema salonlarının yüzde 60’ı tek bir şirkete ait. Buralara giremezseniz seyircinin yüzde 60’ına ulaşamazsınız demek. Dağıtım ağı sorunu var. Kişi hem yapımcı hem dağıtımcı hem salon sahibi. Bu dünyanın başka yerinde yok” ifadelerini kullandı.

“OHAL SÜRECİ İŞTEN ÇIKARMALARA KOLAYLIK SAĞLADI”

Amatör Tiyatro Festivalleri’nin önünün kesildiğini belirten Firuze Engin ise, “Bakırköy Belediyesinde 60 sanatçı işten çıkarıldı. Bunu yapan ise CHP’li bir belediyeydi. Daha sonrasında burada oyuncular sanat yönetmenini kendileri seçmek istediler. Alican Yücesoy yönetmen oldu. Bunun ardından hukuken işin içinden çıkamadıkları için belediye bir hamle yaparak bütçe kesintisi yaptı. 2016’da İstanbul’da yönetmelik değişti. 20 sanatçı işten atıldı. Performans düşüklüğü gerekçe gösterildi. Buradaki sanatçılar bir taşeron firmaya bağlıydı ve sanatçılar bu firma tarafından işten çıkarıldı. Tiyatro müdürünün bile sanatçıların işten atıldığından haberi yoktu. Sonrasında OHAL sürecinde haklı fesih gerekçesi üretildi ve arkadaşlarımız işsizlikten yararlanamadı. Kıdem ve ihbarlarını alamadılar” dedi.

OHAL’in bu durumlara kolaylık sağladığını söyleyen Engin, “Bu durumlara karşı İstanbul’da alternatif mekanlar üretildi. Tiyatro buradan direnmeye başladı. Bağımsız tiyatroların temeli Gezi Direnişi’ndeydi. Bu tiyatroları, mekanları üreten arkadaşların, yönetmenlerin, oyuncuların Gezi Direnişi’nde bulunduğunu, orada olduklarını gördük” diye konuştu. (Diyarbakır/EVRENSEL)

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Yaşar Kemal ölüm yıl dönümünde çeşitli etkinliklerle anılacak

SONRAKİ HABER

Kastamonu'da maden işçileri işten çıkarılan arkadaşlarına destek için greve başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...