23 Aralık 2019 04:35

Arap Coğrafyasında geçen hafta | İdlib-Trablus ve Türk-Rus ilişkileri

Türkiye’nin hem Libya'da ve hem de Doğu Akdeniz'de oynamaya çalıştığı rol, geçen haftanın arap basınının gündem konusu oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan (sağda) ile Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı
Fayiz es Sarrac (solda) | Fotoğraf: AA

Paylaş

Gerginliğin tırmanmaya devam ettiği Libya, Arap basınının yine en önemli gündemiydi. Türkiye’nin hem Libya’da hem de Doğu Akdeniz’de oynamaya çalıştığı rol, makalelere ve yorumlara konu oldu.

Elbadil internet sitesinde yer alan habere göre, geçtiğimiz cuma günü, Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu, Misurata milislerine Trablus'tan ve Sirte’den çekilmeleri için 72 saat verdi. Libya ordusu sözcüsü Binbaşı General Ahmed Al-Mismari, Libya'daki Misurata milislerini, Sirte ve Trablus'tan çekilmezlerse bombalamaya devam etmekle tehdit etti. Trablus'un güneyinde, Wadi El-Rabi’de, Libya ordusu ile Ulusal Mutabakat Hükümetine bağlı milisler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı gelen haberler arasında.

Al Arab gazetesinden Dimitar Bishev, Türkiye ile NATO ve Avrupa Birliği müttefikleri arasındaki ilişkilerin bozulmasının Ankara’nın Moskova’ya bağımlılığını artırdığını yazdı. Yazar, Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Gaz Forumu ülkeleri arasında yaşanacak bir çatışmanın Rusya’ya yarayacağına vurgu yaptı.

RUSYA ENDİŞELİ

Yine Al arab gazetesinde yer alan bir haber yorumda, Interfax haber ajansından yapılan alıntıda, Rusya Dışişleri Bakanlığından bir kaynağın Moskova'nın Türkiye'nin Libya'ya asker gönderme olasılığı konusunda çok endişeli olduğunu söylediği ifade edildi. Haberde, gözlemcilerin Türkiye'nin Libya'ya müdahalesinin; özellikle Libya Ulusal Ordusu'nun yanında durduğuna dair haberler çıkan Rusya’ya karşı bir meydan okuma olduğu yorumuna yer verildi.

Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi, yayımladığı değerlendirmede Serrac ile Erdoğan arasında imzalanan anlaşmanın Doğu Akdeniz ülkeleri arasında deniz sınırlarının belirlenmesi için bir emsal teşkil etmediğini yazdı. Al Araby sitesinde yer alan çalışmada ise “Mısır ve Kıbrıs daha önce 2013 yılında aralarındaki deniz sınırlarını belirlemek için bir anlaşma imzalamışlardı. İsrail ve Yunanistan'a ek olarak, iki ülkenin Doğu Akdeniz'deki geniş alanlar üzerinde gaz ve petrol arama çalışmaları başlattığı anlaşma budur. Son yıllarda bölgedeki diğer ülkeler arasında da benzer anlaşmalar imzalandı. Tunus da dahil olmak üzere diğer ülkelerin de benzer anlaşmalar imzalaması bekleniyor” denildi.

ÜLKELER, SÖMÜRGECİ MÜTTEFİKLERİNİN ESİRİ

Al Araby sitesinin yazarlarından Osama Ali, sömürge geçmişi olmayan ülkeler de dahil olmak üzere tüm tarafların “ekonomik, güvenlik veya stratejik çıkarlarını korumaya istekli bölgesel ve uluslararası müttefiklerinin” esirleri olduğuna dikkat çekti. Osama, “Bazı ülkeler IŞİD veya el Kaide varlığı nedeniyle kendilerini uluslararası bir terörle mücadele koalisyonunun üyeleri olarak savunmuş olabilirler. Ancak anlaşılmaz olan, tarafların, sömürge hırslarını canlandırma arzusu gizlenmeyen İtalya ve Fransa gibi ülkelerle nasıl başa çıkacağı” dedi.  

Şarkul Avsat gazetesinde İbrahim Hamidi imzasını taşıyan makale, Suriye’nin İdlib kenti ile Libya’da yaşanan gelişmelerin Türk-Rus ilişkilerine etkisine dikkat çekti.


TÜRKİYE'NİN DOĞU AKDENİZ'DEKİ ÇABALARI RUSYA'YA YARIYOR

Dimitar Bishev
Al Arab

Mevcut durum Moskova'nın işine yarıyor. Türkiye ile NATO ve Avrupa Birliği müttefikleri arasındaki ilişkilerin bozulması Erdoğan'ın Moskova'daki yeni arkadaşlarına olan bağımlılığını artırıyor.

Doğu Akdeniz'de gerilimler tekrar artmaya başladı. Türkiye, Kıbrıs'ın çevresindeki tartışmalı sulardan savaşın parçaladığı Libya'ya kadar tüm bölgede ağırlığını koyuyor. Ancak, Türkiye'yi dışlayan, Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyeleri olan Ürdün, Filistin Yönetimi ve İtalya'nın yanı sıra Yunanistan, İsrail, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Mısır'ı bir araya getiren rakip bir ittifak bu çabalara engel oluyor.

Türkiye'nin muhalifleri arasında, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi diğer oyuncuların yanı sıra güçlü Libyalı General Halife Hafter de var. Hafter’i destekleyen Fransa gibi ABD de bu grubun katılımcı bir üyesi. Ayrıca Libya generaline verdiği desteğe rağmen, bu çatışmada hala gizemli bir rol oynayan Rusya var.

TÜRKİYE’DEN ASKER SÖZÜ

Geçen ay Trablus'taki uluslararası kabul görmüş Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile “sınırların belirlenmesi anlaşmasını” imzaladıktan sonra Erdoğan, Hafter saldırısını geri püskürtmek için Libya'nın başkentine hızlı bir tepki gücü gönderme sözü verdi.

Türkiye ile İsrail arasında da bir çatışma var. Geçtiğimiz Pazar günü, Türk donanması, Kıbrıs makamlarının izniyle deniz petrol ve doğalgaz arama çalışması yapan bir İsrail araştırma gemisini dönmeye ve oradan uzaklaşmaya zorladı. Öte yandan, bir İsrail Hava Kuvvetleri savaş uçağı bir Türk keşif gemisinin üzerinden uçtu. Türkiye, petrol ve doğalgaz için arama yapan Yavuz ve Fatih gemilerini korumak için Kuzey Kıbrıs'a drone gönderdi. Türkiye, Kıbrıs ya da Libya'da ya da her ikisinde şiddetli bir çatışmanın eşiğinde gibi görünüyor.

Amacı uğruna tehlikeyi göze alma politikası Erdoğan'a kazanım getirebilir veya getirmeyebilir. Ancak, bir oyuncunun yaklaşmakta olan krizden bazı kazanımlar elde etmesi muhtemel: O da Rusya.

RUS PARALI ASKERLERİ LİBYA’DA ÖN SAFTA

Gözlemcilerin çoğu, Rusya'yı Doğu Akdeniz'deki rakip bir bloğun parçası olarak görüyor. Kıbrıslı Rumlarla uzun süredir bağları var, İsrail için dost bir ülke ve 2013 yılında Abdulfettah el-Sisi'nin iktidara gelmesinden bu yana Mısır'a silah satış anlaşmaları önemli ölçüde arttı. Rus paralı askerleri de Hafter güçlerinin ön saflarında savaşıyor. Erdoğan bu ay, Kremlin bağlantılı iş adamı Evgeny Prigogine başkanlığındaki özel bir askeri şirket olan Wagner Company'nin varlığını, Libya'ya asker göndermesi için gerekçe olarak öne sürdü.

Başka bir deyişle, Rusya, bir tarafın diğeri kadar kazandığı aynı sıfır toplamlı oyunda Türkler gibi sıkışmış görünüyor. Erdoğan'ın kaybı Putin için bir kazanç ve tam tersi de doğru. Bu teoriyi benimseyenler, Rusya'nın sonunda kazanmak için Türkiye'yi köşeye sıkıştırması gerektiğine inanıyor.

Rus siyasetinin bu şekilde okunması birçok şeyin yanlış anlaşıldığını ortaya koyar.

Birincisi, Sisi ve Hafter ile olan ilişkilerine rağmen, Rusya Libya'da temkinli. Rusların Ortadoğu uzmanı Kirill Semenov, büyük Rus enerji şirketlerinin Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile rahat bir şekilde çalıştığını söylüyor. Rus müdahalesine gelince, özellikle Türkiye’nin kuşatılmış Başbakan Fayez al-Sarrac'a yardım sunduğu bir durumda bunun Suriye ile aynı seviyede olması pek olası değil.

İkincisi, Rusya'nın büyük olasılıkla tercih edeceği sonuç, savaşan taraflar arasında, ticaret fırsatlarından yararlanmasına ve Suriye'de olduğu gibi barışın rolünü oynamasına izin verecek bir tür uzlaşmadır. Türkiye ile açık vekalet çatışmasına gelince, bu Rus çıkarlarına hizmet etmiyor.

Benzer şekilde, Rusya özellikle Kıbrıs konusundaki çatışmalarda yer almamaktadır. Mevcut durum Moskova’nın işine yarıyor. Türkiye ile NATO ve Avrupa Birliği’ndeki müttefikleri arasındaki ilişkilerin bozulması Erdoğan'ın Moskova'daki yeni arkadaşlarına olan bağımlılığını artırıyor. Adanın (Kıbrıs), NATO’nun garantörlüğünde yeniden birleşmesi ufukta görünmüyor. Çatışmalar, hâlâ Doğu Akdeniz gazının Avrupa pazarlarına ulaşmasını ve petrol hatları vasıtası ile yapılan Rus sevkiyatlarıyla rekabet etmesini engelliyor.


TRABLUS VE İDLİB ÇATIŞMASI BİR RUSYA-TÜRKİYE SAVAŞI MI?

İbrahim Hamidi
Şarkul Avsat

Rusya’nın desteği altındaki Suriye güçleri, İdlib’in doğusundaki köylerde Türkiye destekli grupların karşısında yer alıyor. Moskova’nın destek verdiği Mareşal Halife Hafter önderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) da Ankara destekli Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) kalesi olan Trablus’a doğru ilerleyişini artırdı. Peki, İdlib ve Trablus savaşı arasında bir bağlantı var mı?

İdlib’de yaşananların, Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumla bağlantısı bulunuyor. Bu noktada bölgede yaşananlar, Ankara, Washington ve NATO ilişkilerinde de etkin bir rol oynuyor. Suriye’deki bu durum, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki olası bir zirve öncesinde Ankara- Moskova arasındaki askeri, siyasi ve ekonomik işbirliğinde de çeşitli yansımalar ortaya koydu.

Ancak son günlerde yaşananlar, Libya’daki iki farklı çatışma tarafını destekleyen Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkiye yeni bir yön kazandırdı. Erdoğan, Serrac hükümetine destek verirken, Moskova ise Hafter’e desteğini açıkladı ve Rusya’ya bağlı Wagner unsurları da LUO’ya destek sağlamaya yöneldi.

TRABLUS

Putin ve Erdoğan arasındaki zirvenin düzenleneceği tarih olan 8 Ocak yaklaşırken iki taraf, Trablus ve İdlib’deki askeri tırmanış karşısında doğrudan ve dolaylı olmak üzere birbirlerine suçlamalarda bulundu. Erdoğan, Türkiye’nin Wagner unsurları gibi paralı askerler hususunda sessiz kalamayacağını belirterek “Wagner adlı grup aracılığıyla Libya’da Hafter lehinde paralı asker olarak çalışıldığını” vurguladı. Cumhurbaşkanı ayrıca “Onlara kimin para verdiğini biliyorsunuz” diyerek, “Bu, bir gerçek. Tüm bunlar hakkında sessiz kalmamız, bizim açımızdan doğru olmaz. Şimdiye kadar yapabileceğimiz her şeyi yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Moskova ise kartlarının Libya’daki tüm taraflara açık olduğunu belirtirken Erdoğan’a da yanıt verdi. Rusya’da yayın yapan RIA Novosti haber ajansına göre, Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak, “Türkiye’nin Serrac hükümetiyle imzaladığı anlaşmanın ve Türk askerlerinin Libya’ya gönderilme olasılığının Moskova için büyük endişelere yol açtığını” açıkladı. Kaynak, Türkiye ve Libya hükümeti arasındaki güvenlik anlaşmasının ‘birçok soru işaretine’ yol açtığına dikkat çekti. Kaynak ayrıca, Libya’ya yönelik yabancı bir askeri müdahalenin “ülkedeki durumu zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını” vurguladı.

Düzensiz askeri bir birim olan Wagner, daha önce Suriye, Ukrayna ve Afrika kıtasındaki bazı ülkelerde faaliyet göstermişti.

'Wagner' meselesi, Rusya ve Türkiye’nin Libya’ya yönelik tutumlarını farklılaştırabilecek önemli bir anlaşmazlık noktası teşkil ediyor. Zira Moskova, Wagner grubunun Libya’daki varlığını tanımıyor. Savunma Bakanlığı da daha önce “bu konu hakkında medya organları tarafından söylentilerin yayıldığını ve bu söylentilerin asılsız olduğunu” açıklamıştı.

Moskova, Erdoğan’ın ifadeleri hakkında yorum yapmakta aceleci davranmasa da Rus yorumcular, söz konusu “çekişmeyi”, Moskova ve Ankara arasındaki en kötü durum olarak nitelendirdi. Hatta bu durumun, Türk heyetinin beklenen Moskova ziyaretinin iptal edilmesine yol açabileceğini belirttiler.

İDLİB

Rusya ve Suriye uçakları, geçtiğimiz saatlerde büyük bir savaşa hazırlanmak üzere İdlib kırsalına yüzlerce baskın düzenledi. Hükümet güçleri, 20 Aralık’ta iki lider Putin ve Erdoğan’ın aracılık ettiği çatışmasızlık anlaşmasına tabi olan bölgede, İdlib’in doğusundaki birçok köyü ele geçirdi. Saldırı alanlarıyla, Şam kuvvetlerinin Lazkiye - Halep ve Hama - Halep arasındaki karayollarının kontrolünü yeniden sağlamasına izin verilmesinin amaçlandığı açık. Bu durum aynı zamanda, Maaret el Numan, Saragib ve Eriha gibi yoğun nüfuslu bölgelere de yaklaşmak anlamına geliyor. Bugün, yüzlerce roketin de Maaret el Numan’ı hedef aldığı belirtildi. Bombardıman, İdlib’den Türkiye sınırlarına doğru, 3 milyon kişiyi içeren bir göç başlattı.

Öte yandan Moskova tarafından işletilen Hmeymim Hava Üssü’ndeki Rus komutanlığı, 20 Aralık’ta radikalizm yanlısı gruplara karşı, Türkiye ile anlaşma sağlanan alanlardan geri çekilmeyi kabul etmemesi sonrasında askeri kararlılık tavrı alındığını açıkladı. Aynı zamanda Rus kaynakları, Ankara’yı, Türk tarafının desteklediği gruplar karşısında “yükümlülüklerini yerine getirmemekle” suçladı. İdlib’de Putin- Erdoğan anlaşması uyarınca 12 gözlem noktasının kurulduğu bilinirken İdlib çevresinde Türkiye’ye ait birçok nokta da hedef alındı.

AÇIK İPLİK

Trablus ve İdlib’deki askeri tırmanışa ve Moskova ile Ankara arasındaki karşılıklı suçlamalara rağmen bölgesel ve uluslararası meselelerin, doğalgaz alanında stratejik işbirliğinin ele alınacağı Putin- Erdoğan zirvesi hususunda iki taraf arasında kanallar hâlâ açık. Benzer şekilde Putin, NATO’yu zayıflatmak amacıyla Erdoğan ile Suriye’de işbirliği yapmak için hâlâ bahis oynuyor. Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri nedeniyle Türkiye ve Avrupa ülkeleri arasındaki gerginlikten de herhangi bir rahatsızlık duymuyor.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Maraş Katliamı'nda yaşamını yitirenler Buca'da düzenlenen etkinlikle anıldı

SONRAKİ HABER

Manisa'da 3.8 büyüklüğünde deprem (24 Ocak 2020)

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...