19 Aralık 2019 04:45

Ayhan Bilgen: Parti ayrımı yapmaksızın kayyumların yaygınlaşmasına karşı çıkmalıyız

HDP’li Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen ile Kars'ta yürüttükleri çalışmalar ve yerel yönetimlere ilişkin söyleştik.

Ayhan Bilgen ve Şevin Alaca halkla sohbet ediyor. | Fotoğraf: Kars Belediyesi

Paylaş

Şerif KARATAŞ

Kars Belediye seçimini Eş Başkan Şevin Alaca ile birlikte kazanan Ayhan Bilgen ile İstanbul Beylikdüzü ilçesinde gerçekleşen 4. Kars-Ardahan-Iğdır Kültürel ve Yöresel Ürünler Fuarında görüştük. Belediyeyi 400 milyona yakan bir borçla devraldıklarını anlatan Bilgen, seçilmelerinde en önemli etkenin kendilerinden önceki dönemlerde kentin belediyecilik anlamında gördüğü kötü muamelenin olduğuna vurgu yaparken, kullandıkları dilin de etkili olduğunu ifade etti. HDP’li belediyelere art arda kayyumlar atanırken, CHP’li Urla Belediyesine de kayyum atanmasını değerlendiren Bilgen, “Bu işin daha da büyüyebileceğinin ve yayılabileceğinin somut bir göstergesidir” dedi. Kayyumlara karşı duyarlılık çağrısı yapan Bilgen, “HDP’ye vurarak, herkesi dizayn eden bir siyaset var. Bunu boşa çıkartmanın yolu cesarettir. Eğer bunu kabullenirseniz, daha çok üzerinize gelirler. Yetkileri merkez devralır. Tüm bunların yaşanmaması, yerel demokrasinin güçlenmesi için parti ayrımı yapmaksızın demokrasiye, halk iradesine sahip çıkılmalı” ifadelerini kullandı. Şehrin toplumsal meşruiyet açısından yönetiminin güçlenmesine gerektiğini belirten Bilgen, “Yani halkın kendi oyuna sahip çıkması lazım” dedi.

Kars Belediye seçimlerini kazandınız. Halk sizi neden tercih etti? 

Öncelikle şehrin daha önceki belediyeler döneminde ve özellikle son MHP döneminde gördüğü muamele seçim sonuçlarını belirleyen en önemli etkendir. Kentteki en temel hizmetlerin dahi yapılmıyor olması, aylarca çöplerin toplanamaması, yol ve altyapı sorunları gibi nedenler asgari belediyecilik hizmetlerinin dahi yapılmadığını gösteriyordu. Tabii burası çok büyük bir şehir değil, herkes her şeyi duyuyor. Kentin tam bir borç batağında olması, belediye işçilerinin maaşlarının 5-6 aydır ödenmemiş olması gibi problemler bir yenilenme ve değişim ihtiyacını beraberinde getirdi. Şehirde bu sorunların yanı sıra bir çürüme, yozlaşma mafyalaşma yaşanıyordu. Dolayısıyla bununla mücadele edebilecek, bunu yeniden üretmeyecek bir yönetimin oluşması yönünde bir beklenti vardı. Seçimin sonucunda bunlar önemli etkenler oldu. Seçim kampanyamızda şehrin kendi kendini yöneteceğini söyleyen bir dil kullandık. Etnik kimlikler, inanç grupları arasında bir ayrım yapmadan şehrin daha önceki şûra deneyimleriyle farklı halkların temsil edildiği bir yönetim kültürünün mümkün olduğunu anlattık. Bu sanırım bir yeni umut oluşturdu şehirde...

400 MİLYON TL CİVARINDA BİR BORÇ

Nasıl bir belediye devraldınız?

Bir kere hemen ilk ay yapılan, rutin olarak üç yılda bir yapılan incelemenin sonuçları doğrultusunda, müfettişlerin de tespit ettiği üzere bir kurumsallaşmanın dahi olmadığı bir tablo vardı ortada. Borç sınırları fazlasıyla aşılmış, bu da suç ve soruşturma konusu kabul edilerek, zaten şu anda bir hukuki süreç işliyor. Bunun yanında personel sayısı olması gerekenin tam iki katından fazla. Yani olması gereken sayı 400’lerden aşağı iken, 900’ün üzerinde 1000’e yakın bir personelle çalışıyor gözüken bir belediye vardı. Bütün belediyelerde borçlar, sıkıntılar olabilir. Kars’taki sıkıntı bir kurumsallık içermeyen, şehir yönetimi bile denemeyecek bir tablonun var olması idi. 400 milyon TL civarında bir borç vardı. Aylık İller Bankasından gelen 2 milyon civarında bir gelir var. Belediye başkanı alacaklılardan kaçtığı için son aylarda şehirde bile duramıyordu. Oturduğumuz makam odası, makam araçları, belediyenin binaları, arsaları, bütün hesapları hacizli bir belediye devraldık. 

Belediyenin sizden önce MHP’de olduğu dönemde İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin yeterli inceleme yapmadığını ifade etmiştiniz. Siz yönetimi alınca müfettiş denetimiyle ilgili neler yaşandı?

Daha önce şikayete dayalı kısmi denetimler yapılmış ama bu teftiş raporlarının gereği de yerine getirilmemiş. Normalde teftiş raporlarının gereği yapılır. Rapora cevap verilir. Şunları yaptık, şunları düzelttik diye. Bunlar yapılmamış. Örneğin müfettişler gelmişler, bazı personeli aramışlar ve ulaşamamışlar. Müfettişin personele ulaşamaması demek, aslında onun, bilindik deyimle, “bankamatik” olduğunu göstermeye yeter. Bu personel muhtemelen başka bir şehirde yaşıyor. Belki kendisi sigortalı ama maaşı başkası çekiyor gibi, bir sürü usulsüz işler… Bunlarla ilgili belediye yönetimi hiçbir işlem yapmamış. Normalde bu kişilerin çağrılması, savunmalarının alınması, ya da işlerine son verilmesi gerekirken, bu süreçlerin hiçbiri işletilmemiş. Bu arada denetimlerin gereği yapılmamış ama biz geldiğimiz zaman, üç yılda bir yapılan rutin ana denetim vardı. Bu aslında bizim işimizi biraz kolaylaştırdı. Çünkü devraldığımız enkazın, usulsüzlüğün, hukuksuzluğun boyutlarının büyük resmini daha hızlı çekme imkanı doğdu. Biz de kendi içimizde bir denetim komisyonu kurduk. Sivil toplum örgütlerinden, kamu kurumlarından temsilciler istedik. Bazıları verdi, o temsilcilerle yöneticilerimiz geçmişteki şaibeli alımları, ihlalleri incelemeye aldırdı. Ki bizim basit yöntemlerle yaptığımız denetim ve incelemeler bile, bu borcun büyük kısmının usulsüz alacaklılara olduğunu çok net bir biçimde ortaya koyuyordu. Mesela şehirde bilinen solüsyon ihalesi, 180 ton! Belediyenin bu kadar sıvıyı, solüsyonu alabilecek bir deposu yok. Koydukları fotoğraflarda 20 kiloluk bidonlar var.  20 kiloluluk bidonlarla 180 ton için bir o kadar bidonumuz olması lazım… Ama bu mümkün değil zaten. Bunun gibi böyle park yapımları, yol yapımlarında çok sayıda usulsüzlük vardı. 

İşçilerin maaşlarına haciz konuldu. Bu durumu “Kars Belediyesine parça parça kayyum atanıyor” ifadesiyle açıklamıştınız. Nedir haciz durumu?

Belediye mevzuatında, maaş hesaplarına haciz konulamayacağı çok açık ve net bir biçimde yer alır. Haciz işlemleri, maaş hesapları üzerinden İller Bankası ödemeleri aracılığıyla konulamaz. Bu açık bir yasal hükümdür. Ne yazık ki biz geldiğimizde bu hacizler vardı. Yeni konulmuştu. Banka kredisi çekerek seçim için yatırım babında birkaç aylık maaşlar ödenmişti. Ancak yaklaşık üç buçuk aylık maaşlar hâlâ içerideydi. Bu hacizlerin usulsüz olduğunu hem icra dairesine hem de ilgili banka şubesine iletmemize rağmen 10 gün boyunca, icra dairesi ve Halk Bankası sorumluluğu birbirine bıraktı. Oysa yasaya aykırı bir durum var, emre uymak kamu görevlileri açısından zorunluluktur. Biz hemen inceleme başlatılmasını talep ettik, hem de süreci hızlandıracak birtakım girişimlerde bulunduk. Ve nihayet sorun çözüldü.  

Belediyeden alacaklarla ilgili durum nedir?

Alacaklılar bize göre hukuka uygun alacaklılar değil, örneğin belediye personeli de imza atmış bu evraklara. Bizim basın toplantısı yaptığımız Serhat Kent Sokakta kesin hesapta 10 bin 400 metre yol yapılmış diye gözüküyor. Firmanın kendi beyanında, geçici kabulde 5 bin metre gözüküyor. Dolayısıyla burada belli ki yapmadıkları yerler, kaldırımlar da bize fatura edilmiş gözüküyor. Bunun gibi hiç yapılmamış yollar, yarım yapılmış yollar ya da iki katı fatura edilmiş yollar var. Bunlar toplamda büyük rakamlara denk geliyor. 

“ÜRETİMİ ARTIRMAYI, İŞSİZLİĞİ AZALTMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

Seçime giderken nasıl bir belediyecilik anlayışı vadettiniz? Bunu şimdiye kadar ne ölçüde hayata geçirebildiniz?

Burada iki boyut var. Birincisi denetim boyutu: Şehirde ne olup bittiğini, nereye paraya harcandığını, kararların nasıl alındığını, şehrin kendisinin denetlemesi. Bu biçim açık davranmamızı, şeffaf, hesap veren bir yönetim anlayışı koymamızı gerektirir ki öyle de yaptık, başlangıçtan itibaren hesaplarımızı ilan ettik. Bu ilan toplumda bir alışkanlığa ve beklentiye dönüştü. Şu anda ilan geciktiğinde, hesap soruyorlar. Niye bu ayın hesapları ilan edilmedi diye. Oysa daha önce hiç ilan edilmiyordu. Bu önemli bir şey. Yönetime ve denetime katılma konusunda kent konseyini önemsiyoruz. Daha önce Kars Belediyesinde kent konseyi ne yazık ki işlevsizleştirilmiş, çalışmaz hale getirilmiş. Malzemeleri bir partiye verilmiş. Dolayısıyla kent konseyi diye bir şey kalmamış. Biz kent konseyini işlevli hale getirerek, mahallerde de düzenli toplantılar yaparak, bu denetimi, kurumsal ve kalıcı hale getirmeye çalıştık. 

Diğer boyut ise, daha çok üretimle ilgili. Şehrin elindeki kaynaklar, bize göre şehre yetebileceği halde kötü yönetim yüzünden, ya da iyi bir planlama yönlendirme, koordinasyon yapılmadığı için ne yazık ki, yetemiyor ve bunun sonucu olarak çok ciddi bir göç var. Kırsal kalkınma alanı, süt, et ürünleri, kaz, şu an kuru meyve ile ilgili çalışma yapıyoruz. Kırsal kalkınma ve turizme dair çalışmalarımız var. Bu iki alanın Kars’ı kendi kendine yeten bir şehir haline getirebileceğini düşünüyoruz. Kars göç vermemeyi başarabilirse ürettiğini daha değerli bir şekilde tüketiciye ulaştırabilirse, aracıları, komisyoncuları bir şekilde azaltan bir üretim, tüketim ağını kurabilirse bu özelliğe kavuşabilir. Bugüne kadar küçük çaplı üretimler yaptık. Şimdi bir takas merkezi yani barter sistemi kurmaya çalışıyoruz. Bölgedeki diğer kooperatif ürünleriyle Artvin, Ardahan, Iğdır, Erzurum gibi yakın şehirleri de katarak o kooperatifler aracılığıyla toplanan ürünleri de Türkiye’nin batısında daha çok hemşehri kooperatifleri, dernekleri üzerinden satışa çıkartmayı hedefliyoruz. Böylece üretimi artırmayı, işsizliği azaltmayı düşünüyoruz.

Sözünü ettiğiniz işsizlik sorunu dışında Kars’ın başka ne sorunları var? Bu sorunların çözümü konusunda belediye olarak hem merkezi hükümetle hem de sınır kenti olduğunuz için uluslararası anlamda neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Belediye yetkilerini aşan işlerden biri turizme dair restorasyon işleri. Şimdi bir turizm envanter çalışması başlattık. Köylerdeki, ilçelerdeki tarihi binalar harap olmuş, yıkılmış kilise, kale, ne varsa bunların tespitini yapıyoruz. Bu, şu açıdan önemli şehre turistler geldiğinde kalma süreleri ortalama 1,4 gün. Yani bir buçuk gün bile kalmıyorlar. Çarşıdan bir peynir alıp gidiyorlar. Bir gece bir gündüz kalım süresi gibi. Bunu uzatmamız için ilçelere gitmelerini sağlamamız lazım. Digor’daki beş kilise tarihi bir öneme sahip ya da Kağızman’daki İç Kalesi Sarıkamış’taki Katerina Köşkü’nün restorasyonu yapıldığında bu şekilde ilçelere gidişlerini, şehir merkezinde bir gün geçirmelerini sağlayabilirsek bu şehirde zaten turizm potansiyelini sayısal olarak artırmasak bile gün bazlı ikiye üçe katlamış olacağız. Bunu tabii tek başına belediye olarak yapmamız mümkün değil. Belediye sadece il merkez sınırlarından sorumlu. İlçeleri de kapsadığı için Kültür Bakanlığıyla birlikte yapmak için temas kurduk. Projelerimizi hazırlayacağız ve bu konuda eğer bürokrasi de hızlı hareket ederse, kolaylaştıran bir rol oynarsa şehrin bu anlamda potansiyeli artacaktır. İkinci bir konu daha çok dış ticaretle ilgili. Biz 4-5 ülkeye komşu olmanın önemli bir avantaj olduğunu düşünüyoruz. Eğer 4-5 ülkeyle komşuluğunuz dış ticarete yansımıyorsa, taşınmıyorsa sınır olmanızın bir anlamı yok. Serhat şehriyseniz, serhat olmanın en büyük avantajı ucuz ürün almak ya da sizin uygun ürünlerinizi dışarıya satabilmektir. Bu açıdan komşu ülkelerle birtakım temaslar kurduk. İran, Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya’yla Gürcistan’la da önümüzdeki günlerde temas kuracağız. Hem kültürel iş birliği, turizme dair oradaki tarihi dokuyu güçlendirmeye dair, geçmişte şehri yöneten deneyimleri derlemeye dair. Hem de hayvansal ürünler belki de el sanatlarına ilişkin. Kars halısı gibi, birtakım alanlarda ticareti güçlendirmeye çalışıyoruz. Tabii bunlar şehrin fon veren kuruluşlarının, ajanslarının, ulusal kalkınmayla, turizmle ilgili kamu kurumlarının bir biçimde pozitif yaklaşmasıyla mümkün olacak. 

“HALKIN KENDİ OYUNA SAHİP ÇIKMASI LAZIM”

İktidarın HDP’li belediyelere yaklaşımı ikinci kayyum silsilesiyle bir kez daha ortaya çıktı. Verdiğiniz bir röportajınızda, “şikayetin” ötesine geçen bir anlayışla hareket edilmesi gerektiğini ifade ettiniz. Bu ifadenizi açar mısınız? 

Kayyumların atanma usulünü, yöntemini, hukuksuzluk ve yerel iradeyi tanımama olarak görüyoruz. Yani suçu sabit olana kadar kişi zaten masumdur. Bu, hukukun en temel ilkesidir. Hakkınızda bir dava var diyerek görevden almak zaten Türkiye’nin bu olağanüstülüğü içindeki bir fiili durumdur. Ve bunun asla sıradanlaşmaması, olağanlaşmaması gerekir. Ama bu durum yeni değil. Biliyor olmalıydık. Önceki dönemde benzer bir süreç yaşandı. Dolayısıyla burada hem şehrin toplumsal meşruiyet açısından yönetiminin güçlenmesi gerekir. Yani halkın kendi oyuna sahip çıkması lazım. Sonuçta şehir bizim babamızın ya da partimizin değil. Şehir halkın şehri, o şehirde yaşayan Azeri, Terekeme, Kürt, Türkmen ne varsa herkesin şehre sahip çıkması lazım. Bu açıdan bence bizim yaptıklarımızı ya da yapamıyorsak neden yapamadığımız toplumla paylaşmak ve toplumsal siyasetin inşası konusunu yeniden ele almamız gerekiyor. Burada bir eksiğimizin olduğu açık. İkinci boyut, yerel yönetimlerin kendi kendilerine yetebilmesini sağlamaktır. Biz Ankara’dan gelecek olan paranın aynı zamanda Kars’ta toplanan vergilerden bir pay olduğunu biliyoruz. Bu Karslıların hakkıdır ve dezavantajlı bir şehir olduğu için daha fazla pay alması gerekir. Ama biz sadece buna güvenerek belediyeciliğe girmedik. Kendi öz kaynaklarını artıran, kendi imkanlarını, fırsatlarını oluşturan bir şehir modeli planladık. Bu da kooperatiflerin güçlendirilmesi, üretici kooperatifleri, birlikleri, sivil toplum, belki özel teşebbüssün daha toplumsal yararı gözeterek, ortaklaşmalarını sağlamak gibi işler yapmamız gerekiyor. Bunları yapmayıp sadece şikayet etmek sorunu çözmeye yetmiyor. Haklıyız ama sonuçta sorun devam ediyor. 

“DAHA DUYARLI BİR BİÇİMDE ELE ALINMALI”

HDP’li belediyelere art arda kayyumlar atanırken, CHP’li belediyelerin yetkilerini azaltan hamlelerin ardından Urla Belediyesine de kayyum atandı. Bu bağlamda demokrasi güçlerinin nasıl bir tutum almaları gerekir?

Urla’ya kayyum atanması, bu işin daha da büyüyebileceğinin ve yayılabileceğinin somut bir göstergesidir. Bu anlamda objektif kriterlere dayanan ve mevzuatta açık biçimde tanımlanmış pozisyonun dışına çıkan her uygulama bütün çevrelerce, bütün siyasi partilerce daha duyarlı bir biçimde ele alınmalıdır. Aksi takdirde bir süre sonra bunun sadece HDP olmadığı gibi sadece CHP’de değil. Belki iktidar belediyelerinde daha önce de olduğu gibi yerlerine kayyum atanmasa bile etkileyeceği açıktır. Bu kriminalleştirme işinin muhatabı HDP gibi gözükse de ve HDP’yi hedef alsa da aslında bunun üzerinden bütün muhalefet dizayn ediliyor. HDP ile yan yana durma konusunda CHP’li belediyeler çekingen davranmaya başlıyorlar. Bu çekingenlik muhtemel bir baskın seçimde, seçmenin tabanda ortak hareket etmesini, belki milletvekili, belki cumhurbaşkanlığı seçiminde bir toplumsal ittifakın tabanda yapılmasını zorlaştırmayı hedefliyor. HDP’ye vurarak, herkesi dizayn eden bir siyaset var. Bunu boşa çıkartmanın yolu cesarettir. Eğer bunu kabullenirseniz, daha çok üzerinize gelirler. Yetkileri merkez devralır. Tüm bunların yaşanmaması, yerel demokrasinin güçlenmesi için parti ayrımı yapmaksızın demokrasiye, halk iradesine sahip çıkılmalı.  

Reklam
ÖNCEKİ HABER

3. Kocaeli Kent Sempozyumu başlıyor

SONRAKİ HABER

Koronavirüs nedir? Nasıl önlem alınır?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa