19 Aralık 2019 04:30

Prof. Dr. Christoph Scherrer: Ticaret alanında şovenist retorik yaygınlaşıyor

Kassel Üniversitesi "Küreselleşme ve Politika" Bölümü Başkanı Prof. Dr. Christoph Scherrer, Yücel Özdemir'in sorularını yanıtladı.

Prof. Dr. Christoph Scherrer | Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Son yıllarda dünya genelinde emperyalist devletler arasında pazar paylaşımı giderek sertleşiyor. Özellikle Çin’in ekonomik ve askeri açıdan yükselişi başta ABD olmak üzere Batılı ülkeleri tedirgin ediyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dengede Batı’nın liderliğini üstlenen ABD’nin Çin ile rekabet gücü azalıyor. Bu nedenle ABD içinde Çin’in yükselişini durdurmaya karşı bir koalisyon oluşmuş durumda. ABD Başkanı Donald Trump, “Önce Amerika” sloganıyla başlattığı sürecin ardından Çin ve Avrupa’ya karşı gümrük vergilerini yükselterek “ticaret savaşları” başlatmıştı. Uzmanlık alanı küreselleşme ve ticaret savaşları olan, Kassel Üniversitesi “Küreselleşme ve Politika” Bölümü Başkanı Prof. Dr. Christoph Scherrer, ABD ekonomisini yakından bilen bilim insanları arasında yer alıyor. 1989 yılında ABD otomobil ve çelik sanayisi üzerine doktora yapan Scherrer, daha sonra ABD’de değişik üniversitelerde dersler verdi ve kitaplar yazdı. Bu yıl Almanya Barış Konseyinin yıllık konferansına ev sahipliği görevini üstlenen Scharrer, konferansta “ticaret savaşları” üzerinde bir de sunum yaptı. Prof. Scharrer, son yıllarda dünyada en çok üzerinde durulan “ticaret savaşları” konusunda sorularımızı yanıtladı.

Sayın Scherrer, uzun bir zamandır, ağırlıklı olarak baştaABD ile Çin arasında olmak üzere, “ticaret savaşları” yaşanıyor. Sizce bu savaşın arkasında asıl olarak hangi faktörler var?
Bana göre birinci neden Çin’in teknolojik açıdan rekabet edebilir duruma gelmesidir. Daha önce Çin, ABD için sadece geniş değer yaratan bir banka gibiydi. Ancak şimdi bazı alanlarda kendisi hamleler yapmaya başladı. Bunun üzerine ABD, teknolojide dünyanın lider ülkesi kalmayı güvence altına almak istiyor.

Ticaret savaşının arkasında aynı zamanda ABD’nin kendi iç pazarını diğer ülkelere karşı koruma isteği de yok mu?
Elbette var. En azından bugüne kadarki statüyü korumak istiyor ve Çin’in bu durumu kendisinden almasına karşı çıkıyor.

Bu politika Trump’ın seçilmesinden sonra daha da sertleşti. Bugüne kadar başarılı oldu mu sizce?
Şu ana kadar başarılı olduğunu söyleyemem. İzlediği korumacı politikalarla Çin’e kısa zamanda diz çöktüreceğini düşünüyordu. Özel olarak bazı kuralları kabul ettirmek istedi. Bunlar şu ana kadar yerine gelmedi. ABD’de Trump’a karşı başlayan azil davası Çin’in işini kolaylaştırdı. Dolayısıyla geri adım atmayacağını ve önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri bekleyeceklerini tahmin ediyorum. Ama beklentilerin çok altına küçük bir anlaşma da olabilir.

Şunu da unutmamak gerekiyor ki; Trump’ın Çin için sıraladığı talepler kataloğunu Demokrat Partililer içinde de çok önemli bir kesim destekliyor. Aralarında sadece izlenecek strateji konusunda görüş farklılığı var.

TRUMP’IN GÖREVDEN AZİL SÜRECİ NASIL ETKİLİYOR?

Çin’e karşı stratejinin Trump dönemiyle sınırlı olmadığını, Obama döneminde de bunun var olduğunu söylüyorsunuz. Pazar paylaşımı ABD içindeki kesimler arasında stratejide bir değişim olabilir mi?
Gelecek her zaman bilinmezdir bizim için. Muhtemelen içeride taraflar arasında bir anlaşma olacak. Buna bağlı olarak gümrük vergileri konusu daha fazla gerilime yol açabilir. Trump kısa bir süre önce bunu ilan da etti. Trump, başkanlık döneminin sonu yaklaştığı için yoğun bir baskı altında. Eğer görev süresi dolmadan görevden alınırsa ya da seçimleri kaybederse yine de ABD’nin Çin üzerindeki baskıyı azaltacağını sanmıyorum.

O zaman “ticaret savaşı” gerilimi Trump dönemi kapansa da değişmeyecek?
Evet. Ama retorikte değişim olabilir. Çin’i hangi kurallara bağlayacağının biçimi değişebilir. ABD tekelleri için gerekli olan neyse sonunda onu yapmaya çalışacaklar.

Bu “ticaret savaşı”nda Avrupa, özellikle de Almanya nasıl bir rol oynuyor. Almanya bu konuda ABD’nin rakibi mi?
Eğer ABD’de başka bir hükümet olsaydı, Trump’dan farklı olarak Almanya ve Avrupa’yı Çin’e karşı yanına almaya çalışırdı. Ancak Trump sürekli Avrupa’yı tehdit etmeye devam ediyor. Almanya, Çin ile yakın iş birliği içinde. En büyük otomobil tekelimiz (VW) en fazla parayı Çin’de kazanıyor. Yine başka tekeller de benzer şekilde Çin’in sanayisinin temelini birlikte kurdular. Ama bu tekeller de şimdi Çin’in rekabet gücünü hissediyor. Bunu önce Güney Avrupa’da gördük. Daha önce bu bölgeye en fazla ihracat yapan Almanya’nın durumu değişiyor. Alman Sanayiciler Birliği (BDI) bu nedenle Çin’i eleştiren bir tutum içerisine girdi. Bütün bunlara rağmen, Çin’e karşı Almanya’nın gücü ABD’ye göre zayıf. Bu nedenle Almanya’nın ABD’nin tarafında durmayı daha uygun gördüğünü düşünüyorum.

ŞOVENİST RETORİK YAYGINLAŞIYOR

Büyük ülkeler arasında çatışmalar ve çelişkiler derinleşiyor. Pazar paylaşımı sürüyor. Bütün bunlar barış politikaları için ne kadar tehlikeli?
Genel olarak baktığımızda ticaret alanında şovenist retorik yaygınlaşıyor. Sürekli düşmanlık körükleniyor. Bu da askeri açıdan müdahaleyi kolaylaştırıyor. Söylemde var olanlar üzerinden kimlikler belirlenerek, kendisinden olmayanlara karşı ayrımcılık yapıldığında doğal olarak barış politikası için olumsuz bir durum ortaya çıkıyor.

O zaman büyük devletler çıkarlarını yine savaşla mı koruyacaklar?
Umarım öyle olmaz.

"ABD YENİ EKSENLER KURABİLİR"

Son NATO zirvesinde de Çin gündem oldu. Almanya ve ABD NATO’da birlikte Çin’i “rakip” olarak değerlendirdi..
ABD, Almanya tarafından daha fazla gözetilecek. Ama aynı zamanda başka bölgelerde, daha önce de yaptığı gibi, kendisine hareket alanı yaratmak istiyor. Zira çıkarlarını ancak bu şekilde koruyabileceğinden hareket ediyor. Geçmişte Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya ile benzer bir politika izlendi. ABD’nin gelecekte Çin’e karşı nasıl bir taktik izleyeceğiyle bağlantılı olarak yeni eksenler kurulabilir.

Özellikle Almanya’nın Fransa ile birlikte bir eksen kurmaya çalıştığını görüyoruz. Bir tarafta ABD’ye karşı görünüyor, diğer tarafta Rusya ile yakın iş birliğinden söz ediliyor. Uluslararası düzlemde gelecekte bu saydıklarımızın dışında yeni cepheleşmeler olabilir mi? Yoksa NATO etrafında bir araya gelen eski batı ekseni olduğu gibi kalacak mı?
Bana göre, Avrupa’nın Putin Rusya’sıyla güçlü bir şekilde yan yana gelmesi zor. Geleceğine inanmıyorum. Rusya’da hükümet böyle kalmaya devam ettikçe bir yakınlaşmanın olacağını sanmıyorum. Almanya’da duruma göre bazı değişikler olabilir, ama bu gerçekten Rusya ile tam yakınlaşma şeklinde olmayacak.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

ABD, soğuk denizlere Kanal İstanbul’dan mı çıkmak istiyor?

SONRAKİ HABER

EMEP heyeti Elazığ'da incelemede bulundu: Hamaset söylemi can kaybının önüne geçemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa