30 Kasım 2019 02:42

“Biri yer biri bakar”dan çok daha fazlası: Antiemperyalizm

Tutarlı bir antiemperyalist tutum, tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye’yi savunarak, bölgede ve Türkiye’de emekçilerin uluslararası çıkarlarını ve sınıfsal dayanışmasını merkeze alarak mümkün olur.

Trump, Gazeteci Hilal Kaplan'ı işaret ediyor. | Ekran görüntüsü Beyaz Saray'ın paylaştığı basın toplantısı videosundan alınmıştır.

Paylaş

Ender Şiar ARGIN

İstanbul

Elimize bir anket alsak ve insanlara emperyalizme karşı olup olmadıklarını sorsak herhalde Türkiye gençliğinin, hatta Türkiye halklarının ezici çoğunluğu emperyalizme karşı olduğunu söyleyecektir. Peki, antiemperyalist olmak ne demektir? Herkes antiemperyalist olabilir mi? Bu yazıda bu soruları biraz irdeleyeceğiz. Çünkü Barış Pınarı Harekâtı, Trump-Erdoğan arasındaki gerilim, mektup krizi vb. gelişmeler derken son birkaç yıldır gündemde olan antiemperyalizm tartışmaları yeniden gündemde kendine yer buldu. İktidar sözcüleri ve havuz medyası, aylarca hazırlığı yapılan ancak Trump’ın müdahalesiyle 5 günde bitirilen operasyonun “ABD’ye rağmen” ve “Türkiye/bölge halkının çıkarlarını korumak üzere” gerçekleştirildiği üzerine propagandasını antiemperyalist bir düzleme oturtmaya çalışıyor, Erdoğan’ın Batı’ya verdiği “ayarları” her gün manşetlerine, dolayısıyla güncel siyasete taşıyor. Öyleyse şu soru güncelliğini yitirmeyen bir tartışmanın başat sorusu olarak tekrar tartışılmayı hak ediyor: AKP gerçekten antiemperyalist bir dış politika mı izliyor?

AKP ANTİEMPERYALİZME NEDEN İHTİYAÇ DUYAR?

AKP’nin neden antiemperyalist olmadığını birazdan açıklayacağız ancak mevcut propagandanın işlevine bir bakmakta fayda var. Bütün havuz medyası ve hükümet kanadında süregelen bu antiemperyalist etiketin hedefleri var elbet. Birinci Paylaşım Savaşı ve Ulusal Kurtuluş mücadelesinde Türkiye üretici sınıflarının emperyalist işgal ve paylaşıma karşı verdiği büyük mücadelesiyle ulusal bağımsızlık ve özgürlük talebinin, antiemperyalist duygu ve düşüncelerin belirgin bir nitelik kazandığını söyleyebiliriz. 68 öğrenci ve halk hareketi sonrasında da Türkiye halklarının ABD hedefli antiemperyalist tutumu ve mücadele birikimi bugün de duygu ve düşünce dünyasında mirasını koruyor. AKP ve tek adam yönetiminin biçimsel antiemperyalizminin esas hedeflerinden biri işte bu antiemperyalist duygu ve özlemleri istismar ederek dış politikasının kusur ve yanlışlarını örtbas etmektir.

Öte yandan elbette bu anti-Amerikancı görüntünün başka işlevsel yanları da var; işsizliğin, yoksulluğun arttığı, sefaletin ve ekonomik krizin her geçen gün daha fazla hissedildiği toplumsal yaşamın gerçeklerine geçici bir perde çekmek, emperyalistlerle mücadele görüntüsü vererek karın gurultusu ve sefaletin uğultusunu boğma ihtiyacını “mehter marşı” ve “ölürüm türkiyem” ile karşılamak, dünyanın en büyük ülkelerini karşısına alabilen, “beşten büyük” halkların olduğunu haykırabilen bir ülke ve onun liderliği ile birlik-beraberlik hamasetini sürdürmek, Neo-Osmanlıcı motivasyonla Türkiye’nin “Altın Çağ”ındaki topraklarını da geri isteyen yayılmacı ütopya ile kimi ulusalcı ve milliyetçi çevrelerin eleştirel/koşullu ancak dönemsel desteğini almak vb. Daha da uzatabiliriz, tekelci burjuvazinin en kararlı ve örgütlü temsilcisi AKP ve tek adam yönetiminin mevcut dış politikası, iç politikanın sopası olarak kimi kırılma ve gerilemelerden bahsedilebilse de henüz bu işlevlerinin önemli bölümünü koruyor.

AKP ve ANTİ-AMERİKANCI RETORİK

Türkiye’de üretim, mülkiyet ve bölüşüm ilişkilerinin tarihsel gelişimi Avrupa ve ABD pazarları için üretim yapan, deyim yerindeyse “tedarikçi” bir ekonomik yapı ve bağımlılık ilişkileri üzerine kuruludur. Dolayısıyla bu ekonomik bağımlılık ilişkileri temelinde örgütlenmiş sermaye sınıflarının ideolojik, kültürel veya politik eğilimleri ve tercihleri de ABD-Avrupa emperyalizmine “kardeşlik” etmek üzerinedir. AKP ve tek adamın izlediği dış politika da bunun aksine bir yönelimi değil, iç politikayı dizayn etmek, muhalefeti hizaya çekmek üzere bir taktik pozisyonu ifade etmektedir.

Türkiye burjuvazisi ile ABD’nin ilişkileri çok daha uzun solukludur. 1940’lardan itibaren ve özellikle İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra ABD’nin Anadolu topraklarına yerli burjuvazi tarafından davet edilmesi, NATO üyeliği ve ABD’nin askeri ortaklığı, eski CIA şefinin 1980 Darbesi’ni “bizim çocuklar yaptı” karşılaması, 2001 sonrası Kemal Derviş aracılığıyla 15 günde 15 yasa ve derinleşen bağımlılık ilişkileri ve AKP’yi iktidara taşıyan süreç, ABD’nin Irak işgaline canla başla verilen destek ve 2003 tezkeresi, Erdoğan önderliğinde BOP eş başkanlığı hayali ve ABD ile bölgesel ortaklık planı vb. birçok referans verilebilir. Bu tarihsel ortaklığın bir çırpıda bozulamayacağı ve tekelci burjuvazinin de bundan yana olmadığı açıktır.

AKP ve tek adam yönetimi Suriye savaşının başladığı yıllardan bu yana bölge halklarına savaş, yıkım ve sömürüden başka vaadi olmayan emperyalist güçlere karşı tutum almıyor; aksine mevcut siyasal ve askeri krizi derinleştirecek adımlar atıyor, halkların özlemini duyduğu barış ve huzur talebini ezmek üzere konumlanıyor. ABD’ye diklenmenin çerçevesini de emperyalist gericiliklerin bölgeden elini çekmesi, askeri üslerin kapatılması ve bölge halklarının kendi geleceğine kendileri karar vermesi üzerine bir çağrı değil; “eğer binlerce kilometreden paylaşım savaşına dahil olan birileri varsa ben de payımı isterim” temelinde yayılmacı-emperyal bir pozisyon şekillendiriyor. Hükümetin tüm bu politikalarını bu ilişkisellikte incelediğimizde operasyonun hazırlık sürecinde ve sonrasında da antiemperyalist bir tutumdan bahsedebilmenin hiçbir biçimiyle ve yönüyle mümkün olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Rusya-ABD merkezli iki emperyalist blok arasındaki çekişmenin olanaklarından faydalanmak isteyen AKP ve tek adam yönetimi, Rusya ile hareket etmenin koşulları daraldıkça ABD ile olan tarihsel ortaklığını hatırlıyor, tekrar ilişkileri toparlamak üzere Trump’ın randevu defterinin sırasına giriyor. Sonuçta “kardeşler” arasında olur böyle şeyler, kol kırılır yen içinde kalır, Türkiye-ABD ortaklığına zeval gelmez! Zira konu antiemperyalizm olduğunda bir emperyalist ülkeyi bir başka emperyalist emelleri olan ülkeye tercih etmenin kendisi de antiemperyalist söylemin meşru zeminini ortadan kaldırarak, AKP hükümetinin güttüğü emperyal hayallerini açığa çıkarıyor.

ANTİ-AMERİKANCILIK ve ANTİEMPERYALİZM

Öncelikle şu ön kabulü hatırlatalım; emperyalizm uluslararası kapitalist sistemin en yüksek ve son aşamasıdır. Emperyalist ülkeler ve tekeller arasındaki rekabet koşulları ve çelişkiler de tarihsel eğilimdir. Emperyalizm, rekabet koşulları ve kapitalist sınıflar arası çelişkilerden bağımsız değerlendirilemez. Buradan şu sonuca varabiliriz; dünya topraklarının paylaşılması ve halkların köleleştirilmesi için mücadele eden emperyalist bloklardan bir gün birini öbür gün diğerini tercih ederek, ama sonuçta ortaksız ya da “ebeveynsiz” kal(a)madan antiemperyalist bir tutum geliştirmek olanaksızdır. Kimi ulusalcı çevrelerinin savunduğu gibi Avrasyacı olmak, Şangay Beşlisi’ne katılmak, anti-Amerikancı bir pozisyon almak antiemperyalist olmak değildir. Çünkü emperyalizme karşı olmak tekeller ve emperyalist ülkeler arasındaki paylaşım mücadelesine karşı çıkarak, uluslararası tekelci burjuvazinin bütün fraksiyonlarına açıktan cephe alarak mümkün olur; ötekisi olsa olsa emperyalist bloklar arasında dönemsel olarak salınım yapmaktır.

Keza Türkiye ve AKP’nin izlediği dış politikanın Avrasyacı ya da anti-Amerikancı olduğunu söylemek de güçtür. Rusya ile yakınlaşma ve S-400 hamlesi, stratejik değil dönemsel ve taktikseldir. Rusya, Türkiye’nin ilk nükleer santralinin adımlarını yapan ülkedir ve toplamda Türkiye’nin en büyük birkaç dış ticaret ortaklarından biridir. Ayrıca Türkiye, doğalgaz ihtiyacının yüzde 60’ına yakınını Rusya’dan ithal ederek karşılıyor. Ancak bunlar, ABD ve NATO ile olan ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkileriyle rekabet edebilecek düzeyde ilişkiler değildir. Dolayısıyla Türkiye müesses nizamının ideolojik, politik ya da tarihsel pozisyonu Avrasyacı olmaya uygun değildir.

GERÇEK ANTİEMPERYALİZM İÇİN

Bugün, gerçek bir antiemperyalist tutumun geliştirilmesi Türkiye halkları ve gençliğine çok yabancı ya da uzak olmayan ancak en çok ihtiyaç duyulan politik pozisyonlardan biridir. Mevcut emperyalizm tartışmaları arasında tutarlı bir antiemperyalist tutum; Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren bütün emperyalist güçlerin bölgeden(sahada veya masada) çekilmesini, hangi gerekçeyle temellendirildiğinden bağımsız olarak Türkiye’yi yönetenlerin her türlü sınır-ötesi operasyonlarını durdurmasını, ABD ve Rusya arasındaki paylaşım kavgasından pay kapmaya çalışan AKP-tek adam yönetimi ve emperyalistlerle aynı sömürü düzeninin parçası ve bekçisi olan Türkiye tekelci burjuvazisinin egemenliğinin son bulmasını, ülkenin mevcut askeri-ekonomik bağımlılık ilişkilerine karşı tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye’yi savunarak, bölgede ve Türkiye’de her kesimden emekçi sınıfların uluslararası çıkarlarını ve sınıfsal dayanışmasını merkeze alarak mümkün olur. Elbette yalnızca tutum almak değil, bunun için mücadele etmek, bu tutuma uygun bir hareketin-örgütlenmenin parçası olmak, beyanla yetinmemek, eylemi de esas almak gerekmektedir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

“Öfke aynı öfke değildi, onlar umutsuz değildiler”

SONRAKİ HABER

BM raporu: Libya'da iki taraf da ABD, Çin ve Rus silahları kullanıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa