Fotoğraf: Mustafa Hassona/AA

Dış güçler ve "antiemperyalizm"ler

"Bugün, “tek adam tek parti” rejimine karşı gerçek bir bağımsızlık, anti-emperyalizm ve halk demokrasisi için mücadele etmelidir."

Cengiz Anıl Bölükbaş

Antep

Son zamanlarda artan ve giderek derinleşen ekonomik-sosyal sıkıntılarla beraber AKP'nin milliyetçilik ve şovenizm üzerinden kurguladığı ve "dış güçler"e karşı "vatanı savunma" üzerinden gerçekleştirdiği "anti-emperyalist" söylemler daha da yoğunluk kazanıyor. Sadece AKP değil aynı zamanda en ırkçı-milliyetçi kanattan, sosyal demokratlara; liberaller-muhafazakarlardan, "sol-sosyalistler" e kadar uzanan kimi kesimlerde ülkenin geleceği adına bu sahte "anti-emperyalist" söyleme destek vermekle beraber kitleleri de bu mücadelede seferber olmaya çağırıyor.Uzunca bir süredir dünya üzerinde kapitalist-emperyalist sistemin gerek ekonomiden sosyal hayata gerekse doğadan bölgesel politikalara yarattığı tahribat daha da artıyor.

Bu politikalara karşın halkların tepkisi giderek daha da büyüyor. Ancak kapitalist-emperyalist sistem bir yanıyla bu rahatsızlıkların topyekün bir harekete dönüşmesini engellemek, onu kontrol altına almak için uğraşırken bir yandan da bu rahatsızlıkları kullanıp dünya emperyalist hiyerarşi içerisindeki yerini daha üst sıralara taşımak veyahut daha kalıcı hale getirmeye çalışıyor.Henüz dünya üzerinde -kimi ekonomik işbirlikler dışında- bir bloklaşma olmadığını düşünürsek AKP bir yandan İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren yaptığı gibi Batı'ya, Nato'ya  "vazgeçilmez bir ittifak" olduğunu dile getirip onların tüm gücünü bölgede kendi çıkarları için kullanmaya çalışırken bir yandan da başta Rusya olmak üzere Doğu ülkeleriyle ilişkileri daha da derinleştiriyor. Geçtiğimiz günlerde Kremlin'de bir araya gelen Putin, Çavuşoğlu, Akar ve Fidan'ın biraraya geldikten sonra Putin ve Çavuşoğlu'nun yaptığı açıklama da bu noktada önemli. "Rusya ve Türkiye arasında ilişki, bazılarını kıskandırmaya devam ediyor. Önümüzdeki süreçte yapılacak üçlü zirve konusunda arkadaşlarımızın hazırlıkları sürüyor. İkili ilişkilerimizin yanında bölgesel konulardaki iş birliğimizi güçlendirmek için birlikte çalışmamızın önemli olduğunu düşünüyoruz. Bölgesel barış için de bu çok önemlidir."*

Türkiye'de daha can yakıcı bir biçimde ortaya çıkan ekonomik daralma, yaşam standartların düşmesi vb.  tetikleyen birçok faktör elbette var. Bir yanıyla AKP'nin 2003-2013 arasındakı "ekonomik modeli"ninsürdürelemeyecek hale gelmesi bir yanıyla da bugün kapitalist-emperyalist sistemin içinde bulunduğu durum ve AKP'nin girdiği ilişkiler belirleyici etkenleri oluşturuyor. Türkiye uzun bir süredir kalkınmacı ve planlı bir programdan ziyade tüm her şeyi dışarıdan gelen sıcak para ile dönderiyor.  Özellikle yakın zamanda başta Arjantin'de görülen ardından Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye'yi de içine alan süreç gösteriyor ki ABD'nin ekonomisinde bir miktar iyileşme olduğunda ABD'ye ekonomik olarak bağlı ülkelerde ekonomik sorunlar daha da can alıcı şekilde ortaya çıkıyor.İşte tam bu noktada AKP bir yanıyla emperyalist ülkelerle ilişkilerini daha da derinleştirirken bir yanıyla da sahte "antiemperyalist" söylemler atmaya devam ediyor. “Onların doları varsa bizim de Allah’ımız var” söylemi “yastık altları”nda doları olanlara bozdurun çağrısıyla devam ederken “Aynı gemideyiz” söylemi ise patronlara fon aktarmakla, dış ilişkilerde emperyalistlerle daha da derin ilişkiler kuran bir noktaya gidiyor.Emperyalizmi kapitalizmin bir örgütleniş modeli, kapitalizmin son aşaması olarak görmeyip sadece siyasal ve hegomonya düzeyinde tanımladığımızda ABD’ye-ya da herhangi bir emperyalist ülkeye- söylenen her söz ve yapılan her hareket emperyalizme karşı yapılmış yanılgısı uyandırır.

Oysa bu söylemler ve politikalar ABD üzerinden emperyalizme karşı “anti-emperyalist” tutumlar değil tam tersine emperyalist statükoda pay kapma yarışında daha çok pay almak üzerine yapılan davranışlardır. Nasıl ki belirli bir statüko, durum içerisinde statükoya karşı yapılan her hareket ilerici bir karakter taşımıyorsa burada da emperyalistlere karşı yapılan her hareket aslında sahte bir “anti-emperyalizm” adı altında kitlelerin rahatsızlığını başka bir hedefe yöneltmeye çalışan, halk kitlelerinde milliyetçi ve şovenist duyguları daha da tırpanlayan hareketlerdir. Sonuç olarak AKP’nin dış politikası gerçek bir “anti-emperyalizm”den uzaktır. Bugünkü sorunların temelinde ise AKP’nin emperyalistlerle kurduğu ve gitgide daha da derinleştirdiği ilişkiler yatmaktadır.

Bu noktada belirtmek gerekir ki gerçek anti-emperyalist mücadele ancak tekellere, onlarla işbirliği yapan yerli işbirlikçilere, onlarla kurulan her türlü ilişkiye, emperyalistlerin her türlü askeri müdahalesine karşı çıkmakla mümkündür. Bunun için Türkiye gençliği çok önemli birikimlere sahiptir. Denizlerin bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için verdiği mücadele bugün Türkiye gençliğinin anti-emperyalist mücadelesine ışık tutuyor. Geçtiğimiz aylarda 100. yılını konuştuğumuz Ekim Devrimi gerçek bir anti-emperyalist mücadele ve demokrasi mücadelesi anlamında önemli örnekler taşıyor.  Bugün de Türkiye gençliği bu politikalara karşı AKP’nin içerde ve dışarıda her türlü politikasına karşı, emperyalistlerle kurduğu ilişkilere karşı,yayılmacı politikalarına karşı,  “tek adam tek parti” rejimine karşı gerçek bir bağımsızlık, anti-emperyalizm ve halk demokrasisi için mücadele etmelidir.

www.evrensel.net