06 Kasım 2019 15:00
Son Güncellenme Tarihi: 06 Kasım 2019 16:20

İşsizlik Sigortası Fonu'ndan sermayeye 130, işsizlere 8 milyar lira

2020'de İşsizlik Sigortası Fonu'nda 138 milyar birikmesi hedeflenirken, işsizlere ödenek olarak sadece 8 milyar verilmesi planlanıyor. DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan Evrensel'e değerlendirdi.

ARŞİV | Fotoğraf: DHA

Paylaş

Cihan ÇELİK
İstanbul

4 milyon 39 bin resmi işsiz, 8 milyona yakın gerçek işsizliğin olduğu dönemde, işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı sadece 657 bin kişi olarak görünürken, Hükümetin 2020 Yıllık Programına göre İşsizlik Sigortası Fonu'nda birikmesi beklenen rakam 138.1 milyar oldu. İşçilerin ücretlerinden kesilerek biriken 138 milyarın sadece 8 milyarı işsizlere ödenek olarak verilecek.

İşsizlik fonunun kuruluş amacı dışında kullanımının önü, yasada, fonun amacı kısmından "sigortalılara işsiz kalmaları halinde” ibaresinin atılmasıyla açılmıştı. Ortalama 15 milyon çalışanın her ay ücretlerinden kesinti yapılarak biriktirilen İşsizlik Fonu'nun işverenlere ve kamu bankalarına aktarılmasını DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan ile konuştuk.

"İŞSİZLİKTE CİDDİ BİR PATLAMA OLACAĞINI GÖSTERİYOR"

İşçiler ekonomik kriz nedeniyle gittikçe yoksullaşırken bir taraftan da işten atma tehdidiyle karşı karşıya. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ise temmuz ayında işsizlik yüzde 13,9'a, işsiz sayısı ise 4 milyon 596 bine yükseldi. İşsizlik Fonundan işsizlere 8 milyar bir pay ayrılması hedefleniyor. Ne ifade ediyor bu rakam?

2002 tarihinden beri bugüne kadar devreden, biriken bir para var İşsizlik Sigortası Fonunda. İşçilerden ve işveren payından kesilerek oluşuyor. 2002'den 2018'e kadar (2019 hesapları henüz çıkmadı çünkü) toplam 6 milyon 306 bin 996 işsize, 20 milyar 661 milyon lira ödenmiş. Toplam fondan harcanan para ise 48 milyar 719 milyon. Yani yaklaşık 28 milyarı işsizlere verilmemiş. Bir buçuk katına yakın para işsizlik fonundan başka kaynaklara aktarılmış. Peki nereye harcandı bu paralar? Bir dönem kendileri de itiraf ettiler karayolları, yol yapımına kullanan bir para var. Kısa dönem çalışma adı altında 3'er, 6’şar aylık dilimler halinde işçi çalıştıran işverenlere İşsizlik Fonundan yapılan ödemeler var. Ödeme güçlüğü çeken işverenlere ödenen paralar var. İşsizlik Fonu’nun işsizler için harcanması gerekirken amacı dışında kullanıldığını 2002-2018 yılları arasındaki rakamlar ve önümüzdeki ödeme tablosu çok net gösteriyor.

2020 yılı için işsizlere ayrılacak paranın 8 milyar lira olarak hesaplanmış olması işsizlikte ciddi bir patlamanın olacağını gösteriyor. 2002-2018 yılları arasında ödenen 20 milyarı düşündüğünüzde sadece 2020 için 8 milyar ayrılması işsizliğin çok büyük oranda büyüyeceğinin göstergesi. Kalan kaynağın da amacı ve kapsamı dışında kullanılacağı açık. Örneğin geçtiğimiz aylarda hükümet Ali Ağaoğlu’na 1.4 milyar liralık destek sağladı. Sadece Ali Ağaoğlu’na da değil birçok sermaye grubuna bu kaynaklar akıtıldı. Hükümet işsizlere "Bakın size de para veriyoruz" diyor ancak büyük pastayı kaymak tabakasına dağıtıyor.

"HER İŞSİZ FONDAN PARA ALAMIYOR, PEK ÇOK KRİTER VAR"

İşsizlik Sigortası Fonu hakkından yararlanabiliyor mu işçiler?

Geçtiğimiz 16 yılda ödenek almak için müracat eden işçi sayısı 11 milyona yakın. Bunun sadece 6 milyonu ödenek almış, 5 milyona yakını fondan para alamamış. Çünkü kriterler var. Son 120 gün kesintisiz çalışmak, 3 yıl içerisinde 600 gün prim ödeme zorunluluğu gibi pek çok koşul var. Kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu, patronların işçilerin bilgisi dışında giriş çıkışlar yaptığı, işçilerin haberi olmadan sigortaların düşürüldüğü koşullarda, işsizlerin bu koşulları da aşarak İşsizlik Fonu hak etmesi biraz mucize gibi. Dolayısıyla her işsiz kalan fondan para alamıyor.

"BERAT ALBAYRAK ŞİRKETLERE YENİ KREDİ OLANAKLARI AÇIKLIYOR"

İşsizlik sigortası başta olmak üzere emekçilerin ödediği diğer kamusal fonlar ile ilgili başka girişimler de söz konusu. Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)’in zorunlu hale getirilmesi, “kıdem tazminatı fonu oluşturma” gibi. Hedeflenen nedir? 

İşsizlik Fonu tartışmalarında bizim savunduğumuz esas şey, hiçbir koşul ve kriter aramadan işsiz olan herkesin işsizlik fonundan yararlanabilmesi ve amacı dışında kullanılmaması. Fonun yönetiminde işçilerin ve sendikaların söz sahibi olması. Ancak bunların bir çoğu gerçekleşmedi ve bugün ne yazık ki İşsizlik Sigortası Fonu KHK’lerle ve yasalar değiştirilerek kullanıma açılıyor.

Maliye Bakanı Berat Albayrak, 2020’de şirketlere kredi olanağı sunacaklarını açıkladı. 2 yıla kadar ana para ödemesiz, 5 yıl vadeyle kredi kullandırılacak mesela. "Vereceğiz, geri almayacağız" dediği paralardan kredilerden bahsetti. Büyük sermaye ve tekellere düşük faizli, geri ödemesiz ya da uzun vadeli sıfır faizli krediler veriliyor. Şimdi Hazine’de para yok zaten. Kefen parasına el koydular, ondan da bir haber yok. Memlekette ele avuca gelebilir az çok bir kaynak olan İşsizlik Fonu var, Bireysel Emeklilik Sigortası Fonu var. Kıdem tazminatı ve İşsizlik Sigortasını zorunlu hale getirip bunları birleştirerek yeni bir fon kurma çalışmaları var. Bir taraftan "Vergi dilimlerini tabana yayacağız" derken diğer yandan işçi ve emekçilerden daha fazla vergiyi nasıl alırız diyerek yasayı meclis komisyonunda görüştüler.

"EKONOMİK KRİZİN DERİNLEŞECEĞİNİN GÖSTERGESİ"

Burada temel olan, 2018 yılında başlayan ekonomik krizin 2020’de daha da derinleşeceğinin göstergeleri. Sermayenin yaşadığı krizi fonlarla kaynak aktararak aşmaya çalışıyorlar. TÜSİAD, TİSK TOBB ne isterse, büyük tekeller ve sermaye grupları da dahil olmak üzere küçük ve orta boy KOBİ'lere, onlara üretim yapan işletmelere para aktarıyorlar. Ancak bu tabloda işçi ve emekçilere düşen pay gözükmüyor. Bugüne kadar da olmadı zaten.

"SENDİKALARDAN BİR ŞEY BEKLEYEREK ÇÖZÜLECEK İŞ DEĞİL"

Bu tabloya karşı işçilerin ve sendikaların tutumu nasıl peki?

Çok açık ki bu iktidar sermayenin bütün dediklerini harfiyen yapıyor ama sanki işçilerden yanaymış gibi göstererek yapıyor. Böyle bir manipülasyon ve algı yaratıyor. Bunda da kısmen başarılı oldu. Burada asıl konu, işçi sınıfının ne yapacağı. Türkiye’deki sendikaların bu saldırılar ve hak gaspları karşısında ne yapacağı meselesi. Vergi dilimi, kıdem tazminatı, bireysel emeklilik sigortası ve belki de bugün henüz öngöremediğimiz daha başkaca saldırıların 2020 yılında geleceği açık. Şöyle bir gerçeklik var; işçi sendikaları konfederasyonlarının bir araya gelip bu sorunlara çözüm bulması, bu sorunlar karşısında birlik oluşturması, iktidarın tutumuna karşı birlikte davranması diye bir şey söz konusu değil. Konfederasyonlardan ya da konfederasyonlara bağlı sendikalardan bir şey bekleyerek çözülecek bir iş değil.

Bugün yapılması gereken esas olarak başta sendikalı olan işyerlerinin, metal sektörü, gıda sektörü, tekstil sektörü gibi birçok alandan başlamak üzere işçilerin ve işyeri temsilcilerinin tabanda birlik oluşturarak, 'Bu yasalara nasıl karşı koyabiliriz' konusunu tartışarak başlaması gerekiyor. Yasaların neler getirdiğini, neler götürdüğünü, bugüne kadar yaşadıkları problemin kaynağının ne olduğunu tartışmak lazım. Buna nasıl karşı koyabiliriz diye tartışmalar yürüterek bir mücadeleyi başlatmak gerekiyor.

"MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEMEKTEN BAŞKA YOL GÖRÜNMÜYOR"

Geçmiş yıllara baktığımızda konfederasyonlar bir araya geliyordu ama bu daha çok aşağıdaki tepkiyi yatıştırmak, işçilerin mücadelesinin önünde bir engel çıkarmak üzere yaptıkları hareketlerdi. Bugün ise göstermelik de olsa bunları yapacak mecallerinin olmadığını görüyoruz. Türk-İş, 81 ilde basın açıklamaları yapma kararı almış, imza kampanyası topluyor. Bunlar artık bence imza kampanyası ve sadece basın açıklamaları ile geçiştirilebilecek şeyler değil. İşçiler üretimden gelen gücünü kullanarak, grev hakkını kullanarak bu saldıra karşı bir cevap verebilir, durdurabilir, geriletebilir ve kazanımlar elde edebilir. Bu açıdan esas olarak fabrikaların, işyerlerinin ve emekçi semtlerindeki mücadelenin yükseltilmesi gerek. Bunun için bir mücadeleyi örgütlemenin ötesinde bir yol görünmüyor. Bugün konfederasyonların acilen başkanlar ve temsilciler kurullarını toplayıp 'Böyle bir tehlike var ve bunun karşısında nasıl bir mücadele örgütlemeliyiz?' diye sormaları gerekiyor. Ama bunu geçiştiriyorlar. Ancak Türkiye’de birikmiş bir mücadele deneyimi var. İşçiler ve temsilciler bu sorunu konfederasyonların ötesinde bir sorun olarak görmeli ve aşağıda birleşerek mücadele etmek için bir araya gelmeli.

Hangi taleplerle?

İşsizlik Sigortası Fonu’nun sermayenin kullanımına kapatılması, işten atmaların yasaklanması, kıdem tazminatı ve Bireysel Emeklilik Sigortası Fonuna dair hazırlıkların geri çekilmesi, zamların durdurulması gerekiyor. Yine esas olarak işçilerin örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması lazım. Çünkü işçi sınıfı güçsüz ve örgütsüz oldukça bu saldırılarla karşılacak. Bu taleplerin savunulması konusunda acilen harekete geçmemiz gerekiyor.

İŞSİZLİK FONUNUN DÖNÜŞÜM SÜRECİ NASIL OLDU?

2008 yılında “sigortalılara işsiz kalmaları halinde” ibaresi yasadan çıkarıldı ve işsizlik sigortasının amacı değiştirildi. DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi Eylül 2018'de işsizlik fonunun amacı dışında kullanılmasının işçi sınıfına etkisini raporlaştırmış ve şu tespitlere yer vermişti: 

  • Fonun prim gelirleri Türkiye İş Kurumu’na aktarılmaya başlandı, kurum personel maaşlarını bile işsizlik fonundan ödedi.
  • Fonun gelirleri azaltıldı, teşvik konusu haline geldi. 2015 yılında ek madde 4 ile çok tehlikeli sınıfta yer alıp ondan fazla çalışanı bulunan ve üç yıl içinde ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmeyen işyerlerinde çalışanların işsizlik sigortası işveren payı teşvik olarak bir sonraki takvim yılından geçerli olmak üzere ve üç yıl süreyle yüzde 1’e düşürüldü.
  • Fonun giderleri çeşitlendi. Fon işsize değil, siyasal iktidara ve sermayeye can simidi oldu. Doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneği, stajyerlerin masrafları, işverenin sigorta primi, krizde üretimi duran işyerinde işçinin maaşı gibi pek çok harcama İşsizlik fonundan ödendi.
  • İşverenlere teşvik amaçlı kullanılması sağlandı. İşbaşı eğitimi adı altında işsizler, “Bir işçi sizden bir işçi bizden” denilerek, işverenlere ödemeleri işsizlik fonundan ödenmek üzere haftalık 45 saatlik çalışma karşılığında sunuldu.
  • Fon gelirleri vergi kapsamına alındı. Yasanın ilk halinde “Bu fon bütçe kapsamı dışında olup, gelirlerinden hiç bir şekilde kesinti yapılamaz ve genel bütçeye gelir kaydedilemez” denilirken, 2012’de yapılan değşiklikle “gelirlerinden” ibaresinden sonra gelmek üzere “vergi kesintileri hariç” ibaresi eklendi.
  • Fonun kaynakları hazineye aktarıldı. 5763 sayılı kanunun 19. maddesi ile 4447 sayılı kanuna geçici 6. madde eklendi. Madde fonun nema gelirlerinin hazine hesabına aktarılmasına olanak sağladı.
  • İşçi sendikalarının ağırlığı azaltıldı, inisiyatif Cumhurbaşkanına bırakıldı. Kanunda fon, işçi konfederasyonu temsilcisinin de olduğu 4 kişilik yönetim kurulundan oluşurken 2003 yılında fonun idaresi önce Türkiye İş Kurumuna sonra Cumhurbaşkanına bağlandı.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Şili'de halkın ortak talebi yeni anayasa

SONRAKİ HABER

Eşini yumruklayarak ölümüne neden olan Erkan Dursun hakim karşısına çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa