05 Kasım 2019 04:45

Metal dosyası | Atı alan Üsküdar’ı geçmeden!

"2015’teki Metal Fırtınanın bıraktığı izler üzerinden yükselen bir mücadele ancak sermayeye geri adım attırabilir, sendikal bürokrasinin ihanetini önleyebilir."

Fotoğraf: Onur Yurtsever

Paylaş

Deniz IRMAK

2018 yılı ortalarında başlayan ekonomik kriz süreci derinleşerek devam ediyor. Ekonomi Bakanı Berat Albayrak, bu süreçte, ekonomik programı dört kere ‘revize’ etti. Açıkladığı her ‘yeni’ ekonomik programdan sonra zamlar, enflasyon, işsizlik, yoksulluk, vergi artışları, işten atmalar artarak devam etti. Sermayeyi krizden kurtarmak için işçi ve emekçilerin haklarına yönelik saldırılarını sürdüren iktidar, kıdem tazminatını gasbetme, zorunlu bireysel emeklilik (BES), düşük ücret dayatması gibi uygulamalarında ısrar ediyor.

Maliye Bakanı Albayrak, “ekonomideki istikrar devam ediyor, enflasyon düştü” diye övünüyor ama, ortada ne düşen bir enflasyon var, ne de ekonomi düzeliyor. Sadece krizin yükü işçi ve emekçilerin sırtına bindikçe, sermaye bu süreçten kazançla çıkıyor.

GÖRÜNEN KÖY

İşte, on binlerce metal işçisinin kapsayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri, bu ahval ve şartlar altında başladı. Daha TİS süreci başlamadan sermaye “kriz var, öldük bittik, karlarımız eriyor, kazanamıyoruz” demeye başlamıştı zaten. Sendikal bürokrasi de “işverenlerin üstüne fazla gitmeyelim, kriz var, işimizi koruyalım” diyerek, çıtayı en aşağıya çekti.

Oysa açıklanan kâr oranları, bize metal patronlarının krizi fırsata çevirdiklerini gösteriyor. Kasaları yine dolu; devletten aldıkları teşvikler, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kullandıkları paralar, vergi indirimleri yine patronları uçurmuş durumda. Ama onlar metal işçilerini, zarar ettiklerine inandırmak istiyor. Peki, bu yalana kanması istenen metal işçileri ne durumda?

Geçen dönem imzalanan ve Türk Metal Sendikasının “yüzyılın sözleşmesi” diye övünüp durduğu sözleşmenin yerinde yeller esiyor. İki yıllık süreçte her şeye gelen zamlar, vergi dilimlerindeki artış ve dolaylı vergiler alınan zammı sıfırladı, hatta eksiye düştü. Zamları, artan vergileri, açlığı, yoksulluğu iliğine kemiğine kadar yaşayan metal işçileri için giderek ağırlaşan koşulları ve uzun çalışma saatleri de cabası.

Metal işçisi sürece müdahale etmezse görünen köy uzakta değildir: Kamu işçilerinin, kamu emekçilerinin, tekstil işçilerinin, TÜPRAŞ’ın başına gelen metal işçisinin de başına gelecektir. TÜPRAŞ sözleşmesi Yüksek Hakem Kuruluna gitti ve işçilerin kaybıyla sonuçlandı. Kamu işçileri için belirlenen ücret artışı ilk yıl 8+4, ikinci yıl 4+4 olarak gerçekleşti. Türk-İş Başkanının mikrofonu açık kalınca kamu işçilerine nasıl ihanet ettiği ortaya çıktı. Kamu emekçileri için de durum farklı olmadı. Grev hakkı olmayan kamu emekçilerinin sözleşmesi adeta Memur-Sen eli ile Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna pas edildi; 2020 için 4+4, ikinci yıl için 3+3 olarak imzalandı. Memur sendikaları toplu sözleşme görüşmeleri süresince bir varlık göstermedi ve düşük zamma boyun eğdiler. Tekstil iş kolundaki sözleşme de kamu sözleşmesi gibi bitti, bir kez daha açlık ve sefaletle yüz yüze bırakılan tekstil işçileri TİS sürecinden hiçbir şekilde haberdar edilmedi.

Dört sözleşmenin de ortaya çıkardığı ortak sonuç; işçilerin ve emekçilerin taraf olmadığı bir sözleşmenin kazanımla bitmediğidir.

METAL İŞÇİSİ NE YAPACAK?

Her zaman olduğu gibi patronlar, metal işçilerinin karşısına tek vücut olarak oturacağı TİS masasında, işçi sendikaları ise parçalı. Sendikaların bir kez daha patronların karşısına üç ayrı taslakla çıkmış olması, iktidarı da arkalarına alan patronların işini kolaylaştırıyor.

Sendikal bürokrasinin, sarı sendikacılığın derdi işçilerin daha iyi ücret alması, çalışma koşullarının düzeltilmesi değildir. Onların tek derdi koltukları, aldıkları maaş ve işçilerden kesilecek aidatların sendikaya düzenli gelmesidir.

Bürokratik sendika anlayışının hali de ortadayken, metal işçileri ne yapacak, sürece nasıl müdahale edecek?

Baştan şunu belirtmekte yarar var: Metal işçileri, TİS sürecini iki yılda bir masaya oturmaktan ibaret gördükleri sürece, durum değişmeyecektir. Aradaki iki yılı mücadeleyi örgütlemek için değerlendirmeden, iki yıl boyunca kulağının üstüne yatarak TİS sürecine hazırlık olmaz. Her fabrikada, her bölümde komiteler kurmadan, TİS taslağını bizzat hazırlamadan, hazırlanan taslağın arkasında durmadan, sendikacılara kırmızı çizgi belirlemeden durum nasıl değişebilir?

Metal işçileri hem kendi tarihlerine, hem işçi sınıfının tarihine bakarak, geçmiş mücadele deneyimlerinden öğrenerek ilerleyecek. “Nasıl olsa üç sendika ayrı ayrı teklifler verdi, artık böyle devam eder” anlayışını da yıkmak lazım. İşçiler tabandan zorlamalı ve üç sendikanın birlikte hareket etmesini sağlamalı. Taslakları birlikte vermediler ama birlikte davranabilirler. Bunun için de MESS grup sözleşmesinde en fazla üyeye sahip Türk Metal Sendikasının üyelerinin alacağı tutum belirleyici. Türk Metal üyesi işçiler, kendi işyerlerinde birlik sağlamalı, temsilcilerini, şubelerini ve merkezlerini denetlemeli, yapılan her görüşmenin sonuçlarının işçilerle paylaşımını sağlamayı güvence altına alacakları bir hatta yürümelidirler. Ve çizginin sürekliliğini, işyerlerinde ve birimlerde kuracakları komitelerle garanti altına almalılar.

2015 Metal Fırtına zamanında fabrikalardaki en ücra köşelere, en küçük birimlere kadar bunlar yapılmıştı ve işlemişti. Her görüşmenin sonuçlarının fabrikalarda işçilere doğrudan anlatılması ve işçilerin görüşlerinin alındığı bir noktaya getirilmesi, sürecin açık ve şeffaf olarak sürmesi için önemli bir dayanak olacaktır.

İŞİN VE GELECEĞİN GÜVENCESİ İÇİN...

İşçilerin MESS patronları karşısında yaptırımı ne olacak? Sendika yöneticilerine kalırsa, TİS süreci boyunca işçiler sessiz ve sedasız beklemeliler. En temel hatalardan biri, tepki göstermek için sendikacıları beklemek, MESS patronlarının metal işçilerinin haklarını vermek zorunda kalacakları yaptırımları zamanında hayata geçirmemek, sözleşme sürecini olabildiğince sessiz geçirmek... Hal böyle olunca, atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Patronlar sözleşme süresince, istedikleri üretimi yapar, stokları doldurur, işçileri işsizlikle tehdit ederek baskılar ve buna karşı ses çıkarılmaz ise sermaye bu süreçten yine kazançlı çıkar. İşyerlerinde birlikte hareketi sağlayacak en doğru yolları bulmak gerekiyor. Yemekhanelerin TİS süreçlerinin tartışma alanı olarak kullanılması bir yoldur. Mesaiye kalmamak bir tutumdur. Servislere toplu binmek, toplu inmek, kısa süreli de olsa işe toplu olarak geç başlamak, erken çıkmak gibi tutum ve eylemler işçileri birleştirici olabilir.

Yani işçiler TİS süreci boyunca gelişmeler karşısında neler yapacaklarını bugünden tartışmalı ve karar altına almalılar. Bütün bunlar her üç sendikanın üyesi işçiler açısından geçerlidir. 2015’teki Metal Fırtınanın bıraktığı izler üzerinden yükselen bir mücadele ancak sermayeye geri adım attırabilir, sendikal bürokrasinin ihanetini önleyebilir. “Kim yapacak?”, “Kime güveneceğim!” diye sızlanmanın, söylenmenin zamanı değil. Ücretleri yükseltmek, kalıcı haklar elde etmek isteniyorsa, her işçinin önce yanındaki işçiye güvenerek, kendi üretim birimindeki diğerleriyle birleşerek işe başlamasından başka yol yok.

Bu dönem TİS sürecinin en temel taleplerinden biri iş güvencesi olmak zorundadır. Sözleşme sonrası ya da diğer zamanlarda işçilerin işten atılmalarının önüne geçecek kesin hükümler sözleşmelerde yer almalı. “Sözleşme taslakları verildi, artık bundan sonra bir şey eklenemez” yaygarasına da kanmamalı işçiler. Sözleşme devam ederken taslağa yeni talepler eklenebilir, tıpkı çıkarılabildiği gibi... İstenirse üç sendikanın, görüşmeleri taslakları ortaklaştırarak sürdürmesi de mümkün. Bunların gerçekleşmesinin önündeki tek engel işçilerin henüz tabanda birleşip harekete geçmemiş olmasıdır.

Sermayenin ve onun “tek adam” iktidarının işçi sınıfına karşı tutumu çok açık; her türlü kazanımı gasbederek, krizin tüm yükünü işçilerin sırtına yıkmak. Kriz koşullarında bile kâr üstüne kâr ediyor olmaları da bunun göstergesidir... Metal işçisi bu gerçeği bilerek, kendisine ve diğer sınıf kardeşlerine güvenerek acilen harekete geçmelidir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Saruhan Oluç: Kayyum atamaları olağan gibi görülmeye başlandı, mücadele etmeliyiz

SONRAKİ HABER

Tonyalılar Kadıralak Yaylası'nın koruma statüsünün kaldırılmasına tepkili

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa