02 Kasım 2019 02:46

Bir gazeteci öldürüldüğünde hepimiz kan kaybederiz

"Güce aç otokratlar, küçük diktatörler, tiranlar, popülistler hepimizi birden susturamayacaklarının farkındalar. Yine de her geçen yıl daha da yaratıcı oluyorlar."

Beata Balogová, SME Genel Yayın Yönetmeni ve IPI Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı (Fotoğraf: IPI)

Paylaş

Beata Balogová
SME Genel Yayın Yönetmeni ve IPI Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

Gazeteci Ján Kuciak ve nişanlısı Martina Kušnírová’nın şubat 2018’deki ölümü Slovakya için zamanın yatıştıramayacağı ortak bir travma yarattı. Cinayetin soruşturması, ülkede aslen hukuk devletinin varlığını korumak için kurulmuş kurumların görülmemiş yozlaşmasını gözler önüne serdi. Slovakya’da tartışmalı ilişkilere sahip ve cinayetin ardındaki şüpheli İş Adamı Marian Kočner-aslında görevleri Ján Kuciak’ı korumak olan- yozlaşmış polis, savcı ve hakimler güruhunun koruması altında kendine bir yeraltı dünyası yaratmıştı.

Dünya, 2 Kasım Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Günü’ne dikkat çekerken, Slovakyalı gazeteciler de birkaç gün önce yayımlanan, cinayetten sorumlu dört şüphelinin yer aldığı iddianameyi okuyorlar. İddianame, Aktuality.sk haber sitesi için çalışan meslektaşlarının ölümünü acı veren detaylarla anlatıyor. Okurken, Ján ve Martina ile o küçük köy evinde, Ján’ın göğsünü, Martina’nın başını delip geçen kurşunlardan birkaç dakika önce onlarla beraberler; dehşeti hissedebiliyor ve zihinlerinde çınlayan o soruyu soruyorlar: Neden?

Gazeteci cinayetlerinin soruşturulması dünyada az rastlanan bir durum. Katiller açığa çıksa bile, cinayetin ardında emri veren asıl kişi neredeyse hiç mahkeme yüzü görmüyor bile. Son 25 yılda mesleki faaliyetleri yüzünden öldürülüp, gazeteci cinayetinin soruşturulması sonucunda failinin tutuklamayla sonuçlandığı tek bir örnek var, o da Filipinler’de.

Slovakya’da ise olumlu bir gelişme olarak; tetikçilerin yanı sıra savcılar, cinayetin ardındaki fikir babası olduğu düşünülen Kočner’i de iddianamede sanık olarak sundular. Hepsi için müebbet isteniyor. Bu gelişmenin önemi azımsanmamalı.

Bu iğrenç suçun resmedilmesinin ötesinde, iddianamenin altını çizdiği başka bazı önemli mesajlar da var. Örneğin; ülkede Kočner’in bataklığına kapılmamayı başarmış savcı ve hakimlerin olduğu. Bu savcı ve hakimler, eğer bu dava doğru ve esaslıca soruşturulup yargılaması yapılmazsa, Slovakya’nın gerçek demokratik ülkeler halkasından kovulacağını ve bir mafya devletine dönüşeceğini çok iyi biliyor.

Yine de kamuoyunun ve ülkedeki bağımsız basının ısrarlı baskısı olmadan bu soruşturma ve bu ay hazırlanan iddianamelerin hiçbiri olmazdı. Muhalif kitle bu süreçte, söz konusu iktidardakileri denetlemek ve bastırılanların sesi olmak olduğunda, ancak bağımsız gazetecilerin onlara göz ve kulak olabileceğini anladı.

Kitlesel protestolar, gazetecilere yönelik sözlü saldırılarla dolu geçmişe sahip Slovakya Başbakanı Robert Fico’yu işinden etmeyi başardı. Her ne kadar yargılanmasa da Fico, bu cinayetin, Marian Kočner’in yer altı ağını genişlettiği on yıla yakın iktidarı altında gerçekleştiği gerçeğinin siyasi ve ahlaki sorumluluğunu taşıyor.

Şimdilik, Fico’nun kaderine mahkemeler değil seçmenler karar verecek gibi görünüyor. Bir sonraki genel seçimler ise 2020 yılının şubat ayında yani Kuciak’ın ikinci ölüm yıl dönümünde yapılacak.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) gibi global basın özgürlüğü gruplarının daimi ilgi ve baskılarının Kuciak davasının derinlemesine soruşturulmasında büyük rol oynadığına hiç kuşku yok.

Fakat basın özgürlüğüne gönül vermiş bizler sesimizi çıkarmaya ve itiraz etmeye devam etmek zorundayız çünkü Malta’da öldürülen Araştırmacı Gazeteci Daphne Caruana Galizia’nın katilinin bilgisi hâlâ sır. Ya da Ukrayna’da katledilen Gazeteci Pavel Sheremet’i; Rus Gazeteci Anna Politkovskaya’yı; Meksikalı Gazeteci Javier Valdez Cardenas’ı kimin susturduğunu hâlâ bilmiyoruz. Amerikalı Gazeteci Christopher Allen’ın ya da Sri Lankalı Gazeteci Lasantha Wickrematunge’nin katilleri; Azeri Elmar Huseynov’un faili veya Türkiye’de Uğur Mumcu suikastının ardındaki bilgiler hâlâ meçhul.

Ve belki de bizim hiç öğrenemediğimiz daha nice isimler... Yalnızca bazı cesur meslektaşlarımızın asıl hikayenin peşinden bıkmadan koşarak okuyucuya ulaştırdığını biliyoruz. Her bir gazetecinin ölümü ve basına yönelik fiziki veya sözlü her bir saldırı, aslında toplumda bir şeylerin ciddi şekilde yanlış gittiğinin; iktidardakilerin veya onlara yakın olanların savlarının tükendiğinin göstergesi.

Güce aç otokratlar, küçük diktatörler, tiranlar, popülistler hepimizi birden susturamayacaklarının farkındalar. Yine de her geçen yıl daha da yaratıcı oluyorlar. Hapishane hücrelerinin kokusunu en iyi Türk meslektaşlarımız biliyor. Aynı Pakistan’taki arkadaşlarımızın devlet eliyle suçlu gibi avlanmayı çok iyi bildiği gibi.

Visegrád ülkelerindeki bizler, seçimle gelen bazı siyasilerin, Macar Başbakan Viktor Orbán’ın izinde, özgür basını propaganda çarklarına değişmeyi demokratik kurumlara zarar vermek uğruna yeğlediklerini acı da olsa tecrübe ediyoruz.

Hangi ülkede olursak olalım, haberlerimizi yüksek sesle okumaya çekinseler bile toplumda bir kısmın hep yanımızda yer alacağını biliyoruz. Kendi hikayelerimizi yayımlamaya, popülist sloganlar olmadan doğruyu iletmeye devam edeceğiz, çünkü biz gazeteciyiz.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İlgezdi: Topkapı Sarayının yanlış restorasyonundan kim sorumlu olacak?

SONRAKİ HABER

Suruç Belediye Eş Başkanı Hatice Çevik tutuklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa