23 Ekim 2019 14:57

Arap basınında Lübnan: Mezhepçi siyasi düzene karşı bir devrim

Lübnan’da bir haftayı dolduran kitlesel halk protestoları Arap basınında geniş yer buldu.

Fotoğraf: AA

Paylaş

Yusuf ERTAŞ

Lübnan’da sosyal medya uygulamalarına vergi getirilmesiyle başlayan ve ülkedeki mezhepsel siyasi düzene tepkiler olarak devam eden halk protestoları Hariri hükümetinin reform paketi açıklamasına rağmen sürüyor. Lübnan’daki halk hareketine yönelik Arap basınındaki analiz ve yorumları derledik.


LÜBNAN YOKSULLUĞA VE YOLSUZLUĞA KARŞI AYAKLANDI

Dr. Yusuf Maki
Al Halic

Şimdi Lübnan’da olan başka bir tür devrimdir, siyasi programlı ve ideolojik başlangıç noktalarına sahip bir devrim değil, mezhepçi siyasal yapıya karşı bir devrimdir.

Belki de tüm Lübnan şehirlerinde 17 Ekim 2019’dan bu yana olan, eski Lübnan Başbakanı Salim el Hoss’un ülkesinin çok fazla özgürlük ve az demokrasiye sahip olduğu ifadesinin pratik yansımasıdır.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI LÜBNAN FRANSIZ SÖMÜRGESİ

Lübnan halkına, diğer Arap halkına verilmeyen; umutlarını, özlemlerini ve siyasi duruşlarını ifade etme fırsatı verildi. Ancak ne yazık ki bu Lübnan halkının karar alma sürecine katılımı ve geleceğine ve kaderine karar vermesinde gerçekleşmedi. Lübnan uzun süre boyunca Levant’ın tarihi bir uzantısıydı. Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Sykes-Picot Anlaşması olarak bilinen İngilizler ve Fransızlar arasındaki taksimata göre Lübnan, Suriye gibi, Fransız sömürgeciliğinin payına düştü.

Halkın Fransız işgaline karşı mücadelesinden sonra, Fransızlar Lübnan’dan ayrıldığında iktidarı geleneksel seçkinlere ve siyasi feodalizmin kalıntılarına teslim ettiler. O zaman, iktidarın bu seçkinler arasında dini ve mezhepsel bağlılık temelinde bölündüğü Ulusal Pakt olarak bilinen yazılı olmayan bir anlaşma önerdiler.

MEZHEPSEL VE KABİLE TEMELLİ BİR SİSTEM

Ne yazık ki bu anlaşmanın sonuçlarından biri, modern bir vatandaşlık devletinin kurulmasını engel olan mezhepsel ve kabile temelli bir sistemin kurulmasıydı. Karar vermede gerçek halk katılımının olmaması, siyasi düzlemde kırılgan bir siyasi gerçeklik yarattı. Bu kotalara dayalı bloklar ve aktif seçkinler arasındaki ittifaklar, vatana ait olma kavramı bulunmadığından, tarikata ait olma lehine bir etki sağladı.

GELENEKSEL ELİTLER VE FEODALİZMİN KALINTILARI

Böyle bir durumda, bağımsızlıktan sonra kurulan yürütme, yasama ve yargı, Lübnan’ın gelişimine ve ilerlemesine katkıda bulunacak gerçek bir rol oynaması beklenmiyordu.

Belirttiğimiz gibi, Lübnan’da siyasi karar geleneksel elitler ve feodalizmin kalıntıları arasında olduğu için, insan haklarından mahrum olması ve bu elitlerin amacının, Lübnan’ın çoğunluğunun hakları pahasına kazançlarını ve zenginliklerini çoğaltmak olması doğaldır. Ve yoksulların ve insanların çoğunluğunun ateşleyicisi olduğu iç savaşların ana hedefi daha fazla zenginlik için rekabet oldu.

MEZHEPSEL YAPININ SONUCU: İÇ SAVAŞ

1950’lerin sonundan bu yana Lübnan iki büyük iç savaşa ve modern tarihi boyunca devam eden keskin bir siyasi bölünmeye tanık oldu. Kurulan ittifaklar yağma kavramına dayanıyordu.

İçerideki her ittifak başka bir yüze sahiptir, bazen gizlenir ve sıklıkla görülür. Her grup gücünü sadece kendi mezhebinden değil aynı zamanda, Lübnanlı seçkinlerin Lübnan’daki bölgesel ve uluslararası politikaların aracı ve uygulayıcıları rolünü oynadıkları, bölgesel ya da uluslararası bir müttefikten de alıyor.

1950 İÇ SAVAŞI: HIRİSTİYANLARLA ARAPLAR ARASINDA

Lübnan, 1950’lerin sonunda, Arap milliyetçi hareketinin güçlü olduğu bir iç savaşa tanık oldu. İç savaş sağ kanat Hıristiyanlarla Araplar arasındaydı. Bu sivil çatışmalarda, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdel Nasır, Lübnan Arap eğilimini desteklemekle suçlandı. Ayrıca İngiltere, Amerika ve Fransa, sağ kanadı desteklemekle suçlandı.

1970 İÇ SAVAŞI: FİLİSTİNLİ DİRENİŞ HAREKETİNİN VARLIĞI İÇ SAVAŞ NEDENİ

1970’lerin ortasında, İkinci İç Savaş patladı. Bunun temel nedeni, mezhepsel mantığa göre, demografik denklemde, Müslümanlar lehinde ve Hıristiyanların aleyhine dengesizlik olarak kabul edilen Filistinli direniş hareketinin varlığıydı. Başka bir deyişle, Lübnan’daki iki iç savaş açıkça Lübnan’ın siyasi sisteminin mezhepsel yapısının sonucuydu.

Bu gerçeklik; hesap verilemezlik, yolsuzluk, kalkınmanın ve temel hizmetlerin bozulması, ekonomideki haksız enflasyon, devletin borçlanmasının artması ve çoğu zaman mezhepçi tutum ve çıkarların ifadesi olan ve kolektif bir ulusal pozisyonu yansıtmayan bir tür protesto hareketinin yaygınlığına katkıda bulundu.

LÜBNAN’DA OLAN BAŞKA BİR DEVRİM

Şimdi Lübnan’da olan başka bir devrim. Politik bir program ve ideolojik başlangıç noktalarına sahip bir devrim değil, atık sorunlarını çözme; elektrik, arıtma ve vatandaşlara yeterli barınma sağlama ve yangınları durdurama konusunda aciz olan mezhepçi siyasi yapıya karşı bir devrimdir.

En son getirilen verginin konusu bilinmiyor. Sadece bardağı taşıran son damla. Lübnanlılar mezhepsel sistem, siyasi seçkinler ve partilere tahammül edemiyor. Bu topluluğa veya diğerine olan bağlılıkları temelinde sınıflandırılmayı reddettiler.

Lübnan, mezhepsel uyumu ve ötekileştirmeyi, hırsızlık ve yağmalamayı ve her türlü yolsuzluğu reddetti. Lübnan daha iyi bir gelecek için sabırsızlanıyor. Şu an ülkede gerçekleşen destansı sahnede göründüğü gibi, meydanlardaki kitleler taleplerinden geri adım atmayacaklar. Ve o kitle, kelepçeden başka bir şey kaybedilmeyeceğini biliyor.


HARİRİ’NİN REFORMLARI HALKI TATMİN ETMEDİ

BBC Arapça

Lübnan’ın koalisyon hükümeti, ülkedeki son on yılların en büyüğü olan halk protestolarını sakinleştirmek amacıyla geniş çaplı ekonomik reform kararları aldığını duyurdu.

Ancak birçok Lübnanlı haberi hoş karşılamadı.

Bir tüccar olan Hasan, “Vergilerin kaldırılması yeterli değil. Yolsuzluk yapanlardan hesap sorulmasını istiyoruz. Paramızı geri istiyoruz” dedi. Gösterici Rana Medawar da aynı görüşte: “20 yıldan fazla bir süredir yalan söylüyorlar. Yorulduk ve tüm politikacıların gitmelerini istiyoruz.”

Dünya Bankası, Lübnan’ın nüfusunun dörtte birinden fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığını, siyasi sınıfın ise 1990’a kadar 15 yıllık yıkıcı bir iç savaşın sona ermesinden bu yana değişmeden kaldığını söylüyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütünün 2018 Yolsuzluk Endeksinde, Lübnan, 180 ülkeden 138’inci sırada. Nüfusu, elektrik, su ve diğer hizmetlerdeki kronik krizden mustarip. Lübnan’ın siyasi sistemi, ülkenin Hıristiyanlar, Sünni Müslümanlar, Şiiler ve Dürziler dahil olmak üzere dini toplulukları arasındaki güç dengesine dayanıyor.

Lübnan ekonomik çöküşün eşiğinde. Hükümet, mali kaynakların artırılması ve uluslararası yardım kuruluşları tarafından geçen yıl taahhüt edilen 11 milyar dolarlık yardımın alınması için geniş çaplı  yeni bir vergi paketi üzerinde çalışıyor.

Maliye Bakanlığına göre, Lübnan dünyadaki en borçlu ülkelerden biri ve GSYİH’nin yüzde 150’den fazlasını oluşturan yaklaşık 86 milyar dolarlık bir bütçe açığı var. Geçtiğimiz Temmuz ayında parlamentonun, 11 milyar dolar yardım sağlama çabasının bir parçası olarak tasarruf bütçesini onaylaması sonrasında halkın öfkesi arttı.

Bazıları tarafından “WhatsApp Devrimi” olarak adlandırılan protesto hareketi, Lübnan toplumunun geniş kesimleri tarafından destekleniyor. Protestolar genel olarak barışçıldı. İnsanlar şarkı söyleyip geleneksel halaylarını oynadılar. Ancak son günlerde polisle çatışmalarda düzinelerce insanın yaralandığı bildirildi.

Lübnanlı gurbetçiler de protestoya katıldılar. Pazar günü Paris, Los Angeles ve Washington’da yüzlerce kişi gösteri yaptı.


HARİRİ’NİN REFORMLARI EKSİK, GEÇ VE KİMSEYİ ETKİLEMEDİ

Al Arab

Lübnan’daki siyasal sistem halkın gelgitini azaltmak için hareket edebilir. Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin verdiği sözler sokağın öfkesini yatıştırmayı başaramadı. Protestolar pazartesi de devam ederek rejimin devrilmesi yönündeki çağrılar tekrar edildi.

Hareketin aktivistleri Hariri’nin konuşmasına, “Bu hükümet reformları yapamaz” vurgusu ile “Siyasal sistemin devrilmesinde ısrar” diyerek cevap verdiler.

Art arda beş gündür devam eden protestoları yatıştırmak için Hariri, bakanlar ve milletvekillerinin maaşlarının yüzde 50 oranında azaltılmasını ve 2020 bütçesinde herhangi bir yeni verginin yer almamasını da kapsayan bir ekonomik reform paketi açıkladı.

Hareket içinde bir çalışan ve aktivist olan Roni Al-Assaad, “Önce hükümetin istifa etmesi, sonra da erken seçim yapılması veya Sudan’da olduğu gibi, halk temsilcilerinin katılımıyla geçici bir hükümetin kurulması dışında hiçbir şey beni sokaktan çıkaramaz” dedi.

Gözlemciler, özellikle, ekonomi belgesini onaylamadan önce çok gecikmiş olan iktidardaki siyasal sınıfın sokak hareketi ile yüzleşememesi ile krizin daha karmaşık bir aşamaya geçtiğine inanıyorlar.

Sokak ile egemen siyasi sınıf arasında tam bir güven olmadığına dikkat çekerek, sorunun artık kabul edilebilir ve cesur olarak düşünülebilecek kararlarda değil, aksine bu reformları kimin uygulayacağı ile ilgili olduğuna dikkat çekiyorlar.

Gözlemciler, Hariri’nin son birkaç gün içinde yaptığı açıklamanın, protestocuları sokakları terk etmeye ikna etmek için gereken etkiyi sağlamadığı; kararların siyasal sınıfı halkın öfkesinden korumaya ve siyasi sınıfın yolsuzluk dosyalarındaki performansları konusunda hesap vermelerini önlemeye yönelik bir hamle olduğu görüşündeler.

Analistler, iktidar ile sokak arasında müzakere mekanizmasının gerekli olduğuna ve bu otoritenin oyunun kurallarının eskidiğini kabul ederek halk hareketini temsil eden kuruluşlarla bağlantıya katkıda bulunması ve yeni yüzlerin ülkedeki yönetim uygulamalarına ve iktidara katılımı karşılığında bu otoritenin kademeli olarak çekilmesinin düzenlenmesi gerektiği görüşünde.

Gözlemciler, Hariri’nin vaatlerinin, dikkatleri sorunun özüne değil diğer yönlere çektiğine işaret ettiler. “İflas, bu hâkimin ya da o vekil ya da bakanın maaşının yüksek olmasından değil, tüm siyasi sınıfların içinde bulunduğu yaygın yolsuzluk durumundan kaynaklanıyor. Ek olarak, Hizbullah paralel bir ekonomiyi kontrol ediyor ve yasadışı geçişleri denetliyor.”


LÜBNAN SOKAKLARI “REFORMLARA” TIRMANIŞLA TEPKİ VERDİ

Al Halic

Lübnan’daki protestocular dün Başbakan Saad Hariri hükümeti tarafından açıklanan reformları kabul etmediklerini ortaya koydular ve gerçek reformlara ve hükümetin istifasına kadar protestoların sürdürülmesi çağrısında bulundular.

Beyrut’un merkezindeki Riad El Sulh meydanında, açıklanan reformları reddeden göstericiler, 20 talep içeren “Halkın Belgesi” başlıklı bir bildiri yayınladılar. Bildiride, “Güven yok, reformlarınıza, yaklaşımınıza ve sisteminizin zihniyetine güven yok. Zaman kazanmak ve oyalamak için gerçekçi olmayan, gevşek ve kırılgan hükümet reformlarını reddediyoruz. İnsanların daha fazla yoksullaştırılması ve borçlandırılması politikasını ve özelleştirme politikalarını reddediyoruz” denildi.

“Haksız vergi koyucu ve mezhep temelli hükümet istifa edene ve tüm taleplerimiz yerine getirilene kadar geri çekilmeyeceğiz” denilen açıklamada, bu taleplerin “Haksız vergi koyucu ve mezhep temelli hükümetin derhal istifa etmesi ve iktidar sistemi dışından bağımsız uzmanlardan oluşan bir hükümetin oluşturulması” olduğu ifade edildi.

Açıklamada, atıf yapılan geçici hükümetin aşağıdaki adımları atması gerektiği belirtildi:

“Doğru temsili garanti eden adil bir seçim yasasına dayanarak erken parlamento seçimleri yapmak; Ekonomik krizleri yönetmek ve adil bir vergi sistemi oluşturmak; yargıyı iyileştirmek ve siyasi güçlerin müdahalesini cezalandırmak.”

Açıklamada, “hükümet istifa edene kadar insanları sokaklara çekme, yollarda kamp yapmaya davet etme” çağrısında bulunuldu.

Hükümetin istifa etmesi, siyasi tabakanın devrilmesi ve hırsızlardan hesap sorulması başlıklı talepler altında, genel grev ve kamu ve özel kuruluşların özellikle bankalar, üniversiteler ve okulların kapandığı kuzeyden güneye Bekaa ve Lübnan dağları boyunca, oturma eylemleri, gösteriler ve yol kapatmalar beşinci gününde de devam etti.


LÜBNANLILAR MASAYI SİYASİ TABAKANIN ÜZERİNE DEVİRDİ

Al Araby

Bazıları “Arap Baharı”nın Beyrut meydanlarına döndüğünü söyleyebilir. Bunlar, farklı valiliklerden genç kalabalıkların geldiği başkent Beyrut’un merkezinde toplanan Lübnanlıların yaşadığı, geçen perşembe akşamından bu yana süren sevinç, kurtuluş ve özgürleşme saatleriydi. Daha sonra gösteriler ve oturma eylemleri güneyden dağa ve kuzeye doğru Lübnan şehirlerinde yayıldı. Bir buçuk milyon Lübnanlının katılımıyla, Lübnan’ın modern tarihinde büyük bir ayaklanma haline geldi.

Halk hareketinin sorunu, başsız ve lidersiz olması. Bu muhtemelen düne kadarki hareketin gücüydü. Çünkü bu hükümeti ve kurmaylarını protestocuları müzakereye sürükleme girişiminde bulunmalarını engelledi. Reddedilme bu nedenle derinleşecektir.

Politik sınıfın tam krizi, güvenlik hizmetleri veya ayaklanma saflarındaki unsurlara nüfuz etme yoluyla çarpık yöntemler aramalarını veya intifadayı şiddet yoluyla durdurma girişimlerini teşvik edecektir. Geçtiğimiz cumartesi günü Nasrallah konuşmasında sokağa gitmek zorunda kalırsa hedefine ulaşana kadar ondan çıkamayacağını söyledi (!). Onu sokağa inmeye zorlayan nedir ve bundan elde etmek istediği amaç nedir? Böyle bir aksilik olursa ve “Lübnan Baharı” iptal edilirse, Hariri bu zayıflıkları taşıyabilir ve temel olarak Hizbullah’a tutsak olan bir hükümetin başında tek başına kalabilir mi? Yüzleşme çeşitli olasılıklara açık kalacaktır.


LÜBNAN’IN GÖSTERİLERİ

Ömer ŞUBKİ
Egypt Independent

Lübnan’daki protestolar son zamanlarda kötü ekonomik koşullara karşı başladı, hızla tüm yönetici sınıfın reddedilmesine dönüştü ve mezhep sistemi ve hükümet ve siyaset yolsuzluğuna karşı sert sloganlarla büyüdü.

Lübnan’ın “güzel” kadın protestocuları hakkında birkaç “sıkıcı ve zavallı” Mısırlının o önemsiz yorumlarını bir kenara bırakarak, bu protestoları Arap dünyasındaki benzerleri ile karşılaştırmak için, mezhep sisteminin Lübnan’da sosyal olarak kökleşmiş durumda olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekir.

Önceki protestolar, laik bir Lübnan çağrısı yapanların, sosyal olarak yerleşik çıkar ve etki ağları inşa eden mezhep imparatorluğunun hegemonyasını kırabilecek bir alternatif sunmakta yetersiz kalması nedeniyle mezhepçi kotaların yoğunluğunu kıramadı.

Lübnan’da, bu mezhep sistemi toplumda o kadar derine dayanıyor ki, iç savaşlar ve barışçıl gösteriler on yıllardır onu değiştiremedi. Aynı sorun son zamanlarda ABD işgalinden sonra Irak’ta ortaya çıktı. Her iki ülkede de baskın ve yozlaşmış bir mezhep sistemine karşı protestolar, “siyasi ve toplumsal eşitsizliklere rağmen” ortaya çıkıyor.

Lübnan protestosu otoriter bir rejim veya devletle değil, Lübnan siyasal sınıfını kontrol eden bir mezhep sistemi ile karşı karşıya. Bu sistemde, ganimet ve kotalar paylaşılır ve “insanlar” sadece kırıntılara ulaşabilir. Lübnan protestosu bu sistemden geçmeli ve ayrıca ona karşı olmalıdır. Ki bu da protestonun radikal bir değişim getirmekte başarılı olmasını zorlaştırır.

Lübnan halkının büyük bir kategorisi bu protesto gösterilerine mezhepler üstü bir şekilde katıldı. Beyrut ve Trablus Sünnileri, hükümet şahıslarını “tamamen” reddettiklerini ifade etmek için Hariri, Aoun, Nasrallah ve Berri’nin isimlerini ifade etmekte ısrar ettiler.

Bu protesto güçlerinin sivil toplumdan, bağımsız sivil inisiyatiflerden ve çok sayıda dini ve mezhep ilişkisi olan birçok genç insandan gelmesi onları tahmin edilemez şekilde büyüttü.

Bu protesto kuvvetleri, yolsuzlukla suçladığı ülkenin politik sınıfına saldırdı. Ancak, Lübnan’da iktidardaki mezhep güçlerinin, yani Hizbullah ve Cumhurbaşkanı Mişel Aun’un ittifakının sahip olduğu araçlar protesto kuvvetlerinden daha güçlü olarak kalıyor.

Yine de bu güçler onları yerinden oynatabilir, hegemonik ve tekelci varlıklarını zayıflatabilir ve bu küçük ama zengin ve farklı ülkenin yeteneklerini yöneten mezhep sistemini ortadan kaldırmak için bir gün, belki yakında ufku açabilir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Çocuklarıyla birlikte rehin tutulan kadın: Emine Bulut gibi öldürülmek istemiyorum

SONRAKİ HABER

Tottenham teknik direktörü Mauricio Pochettino kovuldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa