14 Ekim 2019 03:54

Halklar arasında iyileşmesi zor yaralar açılıyor

Türkiye'nin Kuzey Suriye'ye yönelik askeri operasyonu Arap basınında da tartışılıyor. Kimi yazarlar “Araplar ve Kürtler arasında iyileşmesi zor olacak kadim yaralar açılıyor" uyarısı yapıyor.

Fotoğraf: AA

Kolaj: Evrensel

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Türkiye’nin Suriye’de Fırat’ın doğusuna yönelik başlattığı “Barış Pınarı” harekatı Arap basınında geniş yankı buldu. Operasyona yönelik yaklaşımı iki grupta toplamak mümkün.

Bunlardan birincisi; bir yandan Türkiye’nin operasyonuna karşı çıkarken özellikle Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) ABD ile kurduğu ilişkiden dolayı zımnen Kürtleri sorumlu tutan yaklaşım. Suriye yönetimi ve müttefiklerine yakınlığıyla bilinen Rai al Youm gazetesinin başyazısı bu yaklaşımın en ileri örneğini sunuyor. Başyazıda “Kuzey Suriye’de veya Kuzey Irak’ta olsun Kürtlerin sorunu, Arap kardeşlerinin düşmanlarıyla; özellikle Amerikalılar ve İsraillilerle her zaman birleşmeyi tercih etmeleri” denildi. Kürtler, zamanında Suriye yönetimiyle yapılan taahhütlere uymayarak ABD ile hareket etmekle suçlandı.

"SORUMLU TÜRKİYE"

İkinci yaklaşımda ise doğrudan Türkiye sorumlu tutuluyor. Bu tutum Arap Birliği’nin de tutumu. Mısır’da toplanan Arap Birliği, Türk operasyonunu sonlandırma çağrısında bulundu. Dönem Başkanı Birlik’in Genel Sekreteri Ahmet Ebu Gayt operasyon hakkında, “Bu, bir Arap devletinin topraklarına ve egemenliğine saldırmaktır” ifadesini kullandı. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri de Türkiye’nin, Suriye’deki durumu kullanarak askeri harekâtı haklı çıkarmaya çalıştığını ifade etti ve Ankara’nın Suriye’de yaşananlardan sorumlu olduğunu vurguladı. Irak Dışişleri Bakanı Muhammed Ali el Hakim bir yandan operasyonu kınadı, diğer yandan da Suriye’yi yeniden birliğe dahil etme çağrısı yaptı.

Suudi Arabistan’ın önemli gazetelerinden Şark'ul Awsat’tan İlyas Harfuş da, “Türklerin Suriye’nin kuzeyindeki askeri müdahalesi oldukça tehlikeli bir bölüm oluşturuyor. Araplar ve Kürtler arasında iyileşmesi zor olacak kadim yaralar açılıyor” dedi. Türk askeri operasyonunun en ciddi sonuçlarından biri Suriye rejimine ‘egemenliğini savunma’ meşruiyetini yeniden kazanmasına izin vermesi olduğunu ifade etti.

Arap dünyasında Türkiye’yi yakın takibiyle bilinen Muhammed Nureddin de, makalesinde, operasyonun önemli amaçlarından birinin Afrin ve Cerablus’ta yapıldığı gibi demografiyi değiştirmek, diğerinin ise 1920 Misakı Milli sınırları dışında kalan toprakları yeniden kazanmak olduğuna vurgu yaptı.

SURİYE’DE AMERİKAN KARIŞIKLIĞI

Muhammed Nureddin
al Haliç

SURİYE’deki (ve Irak’taki) Türk projesinin asıl amacı; 1920’deki Misakı Milli haritasına dahil olan sınır şeridinin kontrolünü yeniden ele geçirmektir. ABD Başkanı Donald Trump, Fırat’ın doğusunda Türk askeri operasyonu için işareti verdi. Trump’ın tutumu önceki söylemlerinin tam tersi olduğundan, oldukça şaşırtıcıydı. 7 Ağustos’ta Trump’la Erdoğan arasındaki güvenli bölge anlaşması uygulanmadı. Daha sonra Trump, Birleşmiş Milletler toplantıları esnasında Erdoğan’la New York’ta görüşmeyi reddetti. Geçen pazar, Beyaz Saray’da rüzgarların yönü tam tersiydi. Beyaz Saray’dan, Türkiye’nin Doğu Fırat’ta askeri bir operasyon gerçekleştireceği ve ABD’nin bu operasyonu desteklemeyeceği ve ortak olmayacağını belirten bir açıklama geldi. Türkiye, IŞİD’den sorumlu olacak. Sonrasında Trump’tan Doğu Fırat’taki Amerikan birliklerini geri çekeceğini açıklayan bir tweet geldi. Çünkü ABD, başkaları için savaşmak istemiyordu. IŞİD’le mücadele Türkiye, Rusya, Suriye, İran ve Kürtlere bırakıldı. ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Washington’un Türk askeri operasyonuna herhangi bir destek sağlayamayacağı belirtildi.

İlk pozisyonlar ile ikinci pozisyonlar arasındaki çelişki için şunu söylemek mümkün: “Trump dönemindeki ABD politikalarında net bir karışıklığın sonucudur”. Trump, en önemli uçaklarından birini vurmuş olmasına rağmen İran’a müdahale etmedi. Suudi Aramco’nun bombalanmasına cevap vermedi. Aynı gün Suriye’den çekileceğini ve Türk askeri operasyonunun rotasını yürütmesine izin vereceğini söyledi.

Trump’ın aldığı bu pozisyon, ABD’de başkanlık kampanyası yılında geliyor. Amerikalılara, “Amerikan askerlerini başkalarının savaşlarında feda etmeyeceği” mesajını veriyor. Demek ki İran’ı Suriye’den çıkarmak için çalışmak yerine Suriye’de İran’ın rolünü bile kabul etmeye istekliydi.

Türkiye’nin müdahalesi ve Kürtleri vurması, Amerika’nın Ankara ile ilişkilerini normalleştirmesi için bir engel ve belki de bir yük. ABD, bölgenin denklemlerinde ağırlık temsil etmeyen ikinci dereceden Kürt gruplarla ittifak yerine NATO’daki doğal ve büyük müttefikinin yanında hizalandı.

Türkiye, ABD politikalarındaki karışıklıktan yararlanıyor. Fırat’ın doğusundaki askeri olarak karşı karşıya gelmemek için Washington’a baskı yaptı ve bunda başarılı oldu. Peki Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki askeri operasyonunun amaçları nelerdir?

  1. Ankara, nerede olursa olsunlar sahip olduğu Kürtler konusundaki yüksek fobisi bağlamında, Ulusal güvenlik için terör tehdidi olarak gördüğü Doğu Fırat’taki silahlı Kürtleri vuruyor. Bu nedenle süreç bununla sınırlı kalmayacak, o bölgedeki “Kürt özerkliğin” her izini ortadan kaldırmaya çalışacak. Burada Kürtler, dost veya müttefik tanımayan Amerikan desteğine bahis oynayarak bir kez daha hata yaptılar.
  2. Ankara, Suriye krizinin çözümünü görüşme zamanı geldiğinde müzakere masasına baskı yapmak için Suriye’de daha fazla toprağa girmek istiyor.
  3. Türk kuvvetleri, Fırat’ın tüm doğu bölgesini veya sınır boyunca sınırlı bir şeridi ele geçirerek, müttefikleriyle, özellikle de Rusya ve İran ile müzakere pozisyonlarını güçlendiriyor.
  4. Erdoğan belediye seçimlerinden ve parti içi bölünmelerden sonra zayıflayan iç durumunu iyileştirmek istiyor. Bu noktada milli duygulara oynamak ve dış maceralara atılmaktan iyisi yok.
  5. Suriye’deki (ve Irak’taki) Türk projesinin asıl amacı; 1920’deki Misakı Milli haritasına dahil olan sınır şeridinin kontrolünü yeniden ele geçirmektir. Doğrudan girerek (Cerablus ve Afrin’de pratik olarak yaptığı budur) demografik, güvenlik ve sosyal yapıyı değiştirmektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin Doğu Fırat bölgesindeki iki milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirme çağrısı, doğrudan elinde tutamadığı bir durumda bile Türkiye hegemonyasında bir şerit oluşturma amaçlıdır.

Türk askeri operasyonu Kuzey Suriye’de ve genel olarak Suriye’de yeni bir durumun oluşmasına kapıyı açtı. Umarım bu aşamanın dayanağı; toprak bütünlüğü ve devlet egemenliğini daha da azaltma pahasına Suriye topraklarında daha fazla dış hırs olmaz.

KÜRTLERİN TERCİHLERİ VE SURİYE OPERASYONU

Rai al Youm
Başyazı

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Atatürk, Türk üniversitelerinde ve okullarında öğretilen bir sözünde “ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” demektedir. Elbette, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu gönlünde tutuyor, ancak o bir Osmanlı olarak bunu kabul etmeyi reddetti. Ayrıca yeni müttefiki Vladimir Putin de telefon görüşmesinde SDG’nin kontrolündeki bölgeye operasyon düzenlemeden önce maliyeti konusunda “dikkatlice düşünmesini” tavsiye etmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu saldırının başladığını kendisi açıkladı. Türk savaş uçakları baskınlarına Çarşamba öğleden sonra Rasulayn (Serekaniye) sınır bölgesinde başladı. Operasyon halk arasında paniğe neden oldu. Binlerce kişi güvenli olduğuna inandıkları alanlara kaçtı.

Kara saldırısı yüzlerce Türk zırhlı aracı ve Türkiye’ye itaat eden ÖSO ve diğer Suriye gruplardan 80 binden fazla kişiyle başladı. Türk makamları bu saldırıyı, ABD kuvvetlerinin hedef alanlardan kısmen geri çekilmesinden sonra başlattı. Amerikalılar Kürt müttefiklerini terk etti. Onları sırtlarından bıçakladı ve tekrar kaderleriyle güçlü hasımlarıyla yüzleşmeleri için bıraktı.

Kuzey Suriye’de veya Kuzey Irak’ta olsun Kürtlerin sorunu, Arap kardeşlerinin düşmanlarıyla özellikle Amerikalılar ve İsraillilerle her zaman birleşmeyi tercih etmeleri. Ancak Amerikalı müttefikleri sırtlarından bıçaklayana ve Türk düşmanlarını tercih edene kadar Suriye ulusal kimliklerini tanımıyorlar.

ABD’nin geri çekilmesinin kesinleşmesinden ve Türk taarruzunun saatler içinde başlamasından sonra, Suriyeli Kürtleri temsil eden Kürt Özyönetimi, Ruslara veya Suriye hükümetine bu Türk saldırısından koruması için çağrılarına başladı. “Çatışmanın sona ermesi ve kriz için en iyi çözüm, Suriye-Suriye bağlamındaki diyalog ve sorunların çözümünde yatmaktadır” başlıklı bir açıklama yayınlandı. Rusya’ya “Şam ile diyalogdaki garantör rolünü oynamaya” çağrıda bulundu.

Suriye liderliği, Kürt yönetimini temsil eden bir heyeti Şam’da kabul etmişti. Şam yönetimi Kürtleri herhangi bir Türk saldırısına karşı korunmasını ve savunulmasını taahhüt etmişti. Lakin bütün bu anlaşmaları reddettiler. Amerikalılara gittiler ve Suriye yönetimine karşı durdular. Devletin kendileri istediği zaman onları koruyan Suriye vatandaşı olurlar. Kürtler, Kürt kimliklerini sürdürmek ve Amerika’dan herhangi bir destek işareti aldıklarında ondan ayrılmak istiyorlar.

Suriye hükümeti, Suriye hükümeti Kürtlerin bu tutuma rağmen Türk topluluğunun saldırının hazırlanmasında başladığı ilk andan itibaren, Ankara’nın saldırgan niyetlerini kınadığını yineledi.

ERDOĞAN’IN YENİ HEDİYESİ

İlyas HARFUŞ
Şark’ul Awsat

Suriye haritası adı verilen açık alanda herkes için geniş bir stadyum var. Bu arenada şu an Türk oyuncular bulunuyor. Şam’da güçlü ve merkezi bir yönetim olmaması nedeniyle Ankara, Suriye ile olan güney sınırı boyunca ‘güvenli bir bölge’ oluşturmayı hedefleyen ve Suriye topraklarında 30 km derinliğe kadar uzanan planını uygulamaya koydu. Bu kadim planın birçok yönü var. Türkler, Kamışlı’dan Cerablus’a, Resulayn (Serekaniye), Tel Abyad ve Kobani’ye kadar uzanan bölgeyi PKK tarafından desteklenen terör örgütü olarak belirttiği Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) arındırmayı hedefliyor… Ayrıca Türkiye’ye kaçan Suriyeli mültecilerin çoğunu iade ederek Suriyeli Kürtlerin yaşadıkları alana göndermeyi de planlıyor.

Suriye’nin kuzeyinde, aralarında örgütün ana karargahı olan Rakka’nın da bulunduğu geniş bölgeleri IŞİD’den kurtaran ve çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu SDG’ye süreçte yardım edilmedi. Ayrıca ‘terörizm’ suçlaması konusunda da kimse aracı olmadı. SDG bu savaşlarda, savaşçılarına silah ve para sağlanmasına katkıda bulunan ABD ile güvenilir bir ittifak içindeydi.

SDG, IŞİD ile savaşarak örgütü hezimete uğrattı. Tutukladığı militanları bölgelerinde kurdukları hapishanelere koyarak hareket özgürlüğünden mahrum etti ve suç işlemelerine engel oldu. Tüm bunlar, Ankara hükümeti, onları terör örgütü olarak nitelerken gerçekleşti.  Kürt güçlerin IŞİD’e karşı mücadele verdiği Kobani savaşında Türk sınırlarındaki tedarik hatları açıktı. Ancak Türkiye bu savaşta yer almamayı tercih etti. Savaşçılar ve ailelerinin Suriye ve Irak topraklarında gittiği yolun, herhangi bir engelle karşılaşmadan Türk hava ve kara yollarından geçtiği biliniyor. Şimdi savaşçıların gözaltı merkezlerinden çıkmasının kolaylaşması ve tekrar hareket özgürlüğüne kavuşması tehlikesi var. Türklerin ‘Barış Pınarı’ harekâtı güvenlik boşluğu yaratabilir ve nefret pınarları yaratarak ortaya sorunlar çıkarabilir.

Bugün Türklerin Suriye’nin kuzeyindeki askeri müdahalesi oldukça tehlikeli bir bölüm oluşturuyor. Araplar ve Kürtler arasında iyileşmesi zor olacak kadim yaralar açılıyor. Kürtler Suriye rejiminin etkisinin çökmesiyle birlikte nefes aldıkları ve düzgün bir hayata başladıkları kasaba ve köyleri terk ettirecek demografik değişimle karşı karşıyalar. Türkiye’ye kaçan Suriyeli mülteciler de bu bölgelere dönüyor. Ancak onlar kendilerinin olmayan köylere ve şehirlere geri dönüyor. Çünkü Beşar Esad rejimi kaçmalarına neden olduğu bölgelere dönmelerini kabul etmedi.

Türk askeri operasyonunun en ciddi sonuçlarından biri Suriye rejimine ‘egemenliği savunma’ meşruiyetini yeniden kazanmasına izin vermesidir. Türkiye ve müttefiki Suriye muhalif kuvvetlerinin temelinde rejime Kürtlerle ilişkisini yeniden kurma kapısı açılıyor. SDG lideri Mazlum Abdi konuya dair şunları söylemişti: “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile Türk kuvvetleriyle savaşmak için bir ortaklık kurmayı düşünüyoruz. Bu, Türkiye sınırındaki herhangi bir güvenlik boşluğunu önleme seçeneklerimizden biridir.”

Bu, Beşar Esad rejiminin parıltısını yeniden kazanması için birçok fırsat arasında bulunan altın bir fırsattır. Ancak Suriye rejimine karşı olan Erdoğan, Türk operasyonunun rejim lehine sağladığı olumlu tepkilere dikkat etmiyor.

Suriye’nin kuzeyinde 480 kilometre boyunca uzanan bölgede kuvvetlerinin varlığı Erdoğan için ülkesinde 3 milyonu aşan ve Türkiye ekonomisine açısından yük oluşturan Suriyeli mültecilerin yoğunluğuna bir çözüm sunuyor. Bu, Erdoğan için tıpkı bu son askeri operasyonda olduğu gibi dış eleştirilerle yüzleşmeyi gerektirse bile iç zorluklarla mücadele etmek ve halkının çıkarlarına inanan bir lider olarak popülerliğini devam ettirmenin bir başka yolu olarak görünüyor.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Dersim'de yangın: 2 ev kül oldu, 26 hayvan öldü

SONRAKİ HABER

Tüm baskılara rağmen kadınlar var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa