12 Ekim 2019 00:30

Erdoğan, Suriye operasyonu ile iç politikayı da dizayn ediyor

Paylaş

Eğer Türkçe bilen, herhangi bir ön yargıya sahip olmayan bir yabancı, Türkiye’de çıkan gazeteleri ve TV yayınlarını izlese; bununla da yetinmeyip çarşıyı pazarı, kahvehaneleri gezip oralardaki tartışmalara kulak verse nasıl bir sonuç çıkarırdı? Hiç tereddütsüz, Türkiye’nin en şoven en milliyetçi kişilerinin gazeteci yapılıp medyanın başına oturtulduğu sonucuna varırdı.

Bu sonuç nedeniyledir ki; örneğin kimi gazeteciler Cumhurbaşkanı’nın söylediklerini bir “iletişim hatası” olarak gösterip danışmanlarını suçlamaya kadar gidebiliyor. Ya da aynı gazetecilerin generallere akıl verecek bir eda ile harita başına geçmelerine, askeri harekat konusunda taktikler vermelerine sebep olabiliyor.

Farklı görüşleri olanlar için ise, RTÜK ve savcılar ya da güvenlik güçleri harekete geçirilmiş durumda.

Nitekim RTÜK’ten yapılan açıklama, gelinen yeri açıkça göstermektedir: “RTÜK olarak terör yayınlarıyla mücadelemizi aksatmadan sürdürüyoruz. Barış Pınarı Harekatı’nın aleyhinde, karalayıcı nitelikte, terör örgütü desteğiyle yurt dışı kaynaklı bölücü ve yıkıcı yayınlar hızlıca tespit edilerek devletin diğer ilgili kurumlarıyla iş birliği içinde susturulmaktadır.” Bu açıklama, basın ve halkın haber alma özgürlüğünün tamamen ayaklar altına alındığını ilan etmiş bulunmaktadır.

HAREKAT, AYNI ZAMANDA AKP İÇİNE VE MUHALEFETE OPERASYON

Erdoğan Hükümetinin Suriye topraklarına yönelik askeri harekat kararıyla birlikte AKP içindeki dengeler de değişmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, daha birkaç gün önce parti içinde “Fitnenin egemen hale geldiğini” ilan ederken, bugün diğer partilerin üye ve taraftarlarına “Partilerinizi bırakıp gelin AKP’ye katılın” demektedir. Onunla da yetinmeyip, “Millet İttifakı’nın dağılması gerektiğini” ilan etmiştir. Oysa yerel seçimde halktan yediği ağır tokadın yarattığı travmayla sersemleyen AKP, içinde ve muhalefet karşısında büyük sorunlarla karşı karşıyaydı.

Bugün açıkça görünen odur ki; askeri harekatın ardından AKP, bir yanıyla AKP içindeki klikleri hizaya getirirken, muhalefeti sindirmenin, HDP’yi legal siyaset alanının dışına itmenin operasyonu olarak da kullanmaktadır.

Bugünlerde parti kurmaları beklenen Babacan ve Davutoğlu “Parti kurduk!” diyerek siyaset alanına çıksınlar da görelim bakalım!

Kuşkusuz ki, Erdoğan ve stratejistleri, “Millet İttifakı”nın “en yumuşak karnı”nın “askeri operasyonlar” ve sınır ötesi operasyonlar olduğunu biliyordu. Kaldı ki, CHP’nin ve İyi Partinin “Cumhurbaşkanı’na sınır ötesi asker gönderme yetkisi veren tezkereye” evet deme gerekçeleri de bunu göstermektedir. Zira “Millet İttifakı”nın “yumuşak karnı” bütün hassasiyeti ile aktif haldedir. 

AKP, CHP’NİN YUMUŞAK KARNINA VURMAYA DEVAM EDECEK

“Yumuşak karın”ın ne kadar duyarlı olduğunu CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; “Oradaki askerlerimizin burnu kanamasın diye içimiz yana yana evet diyeceğiz” sözleri ile gösterdi. Oysa Kılıçdaroğlu’nun, “tezkere”ye verdiği desteğin anlamı Suriye’ye asker göndermek, savaşa evet demekti. Bu desteğin gerekçesi ise askerin burnunun kanamamasıydı! Ki bu destek ile gerekçe arasındaki derin çelişki ancak AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali ihsan Yavuz’un İstanbul seçimi için söylediği, “Hiç bir şey olmadıysa da mutlaka bir şeyler oldu” demesi kadar anlamlıdır!

CHP bir yandan “tezkere”ye “evet” derken, öte yandan Türkiye’nin ABD ve Rusya ile değil Suriye rejimiyle görüşerek sorunları çözebileceğini söylemektedir. Yani CHP kendi yapması gerekeni (Tezkereye hayır demek) yapmayan, ama Erdoğan’a “Şunu yaparsan sorun çözülür” diyen bir pozisyona çekilmiş bulunmaktadır. Dahası bu açıklama CHP önderliğinin; son seçimlerde görülür hale gelen halkın siyasi bilincinin geldiği yeri görmediği, CHP’nin oylarındaki ve kamuoyundaki itibarının yükselişinin nedenlerini tamamen yanlış anladıklarını göstermektedir.

ABD VE RUSYA’YA DAYANARAK NEREYE KADAR?

Bu askeri harekat karşısında ABD ve Rusya’nın tavrı da dikkat çekicidir. Çünkü bu iki emperyalist ülke, bir yandan Erdoğan yönetiminin Suriye operasyonuna destek vermediklerini söylerken, BM Güvenlik Konseyinin Türkiye’yi kınama kararını da engellediler!

Dahası bu askeri harekatın, Rusya ve ABD’nin icazetiyle başladığı da artık saklanmayan bir gerçektir.(*)

Trump, her gün bir yandan, “Benim çizdiğim sınırların dışına çıkılırsa ekonomisini mahvederim” diye tweet atarken, diğer tweet paylaşımında Türkiye’nin ABD için önemine vurgu yapmaktadır! Elbette ABD iç politikasında durum daha da karmaşıktır.

Rusya, Türkiye’nin askeri harekatına karşıdır ve sorunu Türkiye ile Suriye rejimi arasında doğrudan ilişki kurarak çözmek istemektedir. Ama öte yandan “Türkiye’yi anladığını” söyleyerek, günü kurtaran ama aynı zamanda fırsat da gözleyen bir tutum takınmaktadır.

Kısacası; Erdoğan, bugüne kadar Suriye politikasını, bir kolunda Trump diğer kolunda Putin’le yürütmeye çalıştığı bir antiemperyalist mücadele olarak propaganda ediyordu. Şimdi Putin ve Trump’tan alınan icazetle başlatılan askeri harekatın geleceği de yine Putin ve Trump’ın ne diyeceğine bağlı. Ve harekatın ilerleyen süreçlerinde hangi tavrı takınacaklarını birlikte göreceğiz. (Elbette ki, SDG’nin nasıl bir direniş çizgisi tutacağına da bağlantılı olarak.)

Şimdi davul zurna ile ilan edilen operasyonun; ilerleyen safhalarda insan haklarından uluslararası hukuka kadar bir dizi ihlalin yaşanabileceği bölgesel bir savaşa evrilmesi vb. tehditlere de açık olduğunun işaretleri şimdiden vardır.

(*) CNN International’a konuşan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Prof. Dr. Gülnur Aybet, “Başkan (Trump) ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan operasyonun kapsamı konusunda tam olarak anlaştılar” ifadelerini kullandı.

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa